3.5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3.5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ocak 07, 2016

Amy Plum - Sondan Sonra || Yorum

Künye

Orjinal Adı: After the End
Seri Bilgisi: After the End #1
GoodReads Puanı: 3.69
Türkçe Yayın: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 328
Çevirmen: Esra Çakıruylası
Puanım: 5 / 3.5

Yorumum


Amy Plum yeni serisiyle sonunda tekrar karşımızda.

Biten serinin ardından yazar yeni serisinde bizi ters köşeye yatırmayıp tekrar fantastik türünden devam etmiş. Fakat "Sondan Sonra" kitabı diğer kitaplarının aksine hafifte olsa bir bilimkurgu havası yaratılmaya çalışılan bir kitap. 

3. Dünya savaşı ve sonrasında yok olan dünya. İşte kitap bu konudan yola çıkılarak kandırılan bir topluluğu anlatmakta. Ailelerinin neden onları bu izole hayta mahkum ettiğini bilmeyen Alaska'nın balta girmemiş ormanlarında yeni bir nesil doğuyor. 

Pazartesi, Kasım 30, 2015

Lois Lowry - Seçilmiş Kişi || Yorum

Künye

Orjinal Adı: The Giver
Seri Bilgisi: The Giver #1
GoodReads Puanı: 4.11
Türkçe Yayın: Arkadaş Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 176
Çevirmen: Esra Davutoğlu
Puanım: 5 / 3.5

Yorum

Dün itibariyle Lois Lowey'nin Seçilmiş Kişi kitabını bitirmiş bulunuyorum. Kitap aynı zamanda 2014 yılında sinamaya da uyarlandı. Filmde Meryl Streep, Jeff Bridges, Katie Holmes, Taylor Swift gibi tanınmış oyuncular yer alıyor. 

Hem film hem de kitap nasıl hak ettiği kadar tutulmadı onu pek anlayabilmiş değilim. Kitap alışık olduğumuz distopya tarzında geldi bana. Yani bir grup insan kendilerine bir dünya yaratırlar ve burada yaşarlar. Jonas ve ailesi de bu topluluktaki insanlardan.

Topluluğun kendilerine "Yaşlılar" diyen yöneticiler tarafından yönetilirler. Burada yalan, hırsızlık ya da gerçek hayatta olan birçok şey yoktur. O kadar ki duygu ve anıya bile yer yoktur. Tüm bunların arasında Jonas'ın onikiler törenine sayılı günler kalmıştır. Burada okiki olmak demek artık gelecekte kim olacağının belirlenmesi demektir. Yaşılar tarafından gelecekteki mesleğin seçilir ve onu yaşamak zorundasındır. 

Jonas ve en yakın arkadaşı Asher zaman kısaldıkça büyük bir merakla görevlerini beklerler. Fakat yaşlıların Jonas için seçtiği gelecek ve görev farklıdır. Jonas'ın, topluluğun koyu renk olan gözlerinin aksine renkli gözlü olması gibi kaderi de diğerlerinden farklıdır.

Kitap merak uyandırıcı olarak ilerliyor. Dil olarak okurken zorlamayan bir havada yazılıp çevrilmiş. Kendi adıma kitabı beğendiğimi söyleyebilirim.



Arka Kapak

onra döndü ve onu yalnız başına, yüzü kalabalığa dönük ayakta dururken bırakarak, sahneden ayrıldı. Kalabalık aynı anda hep birlikte adını mırıldanmaya başladı.
"Jonas." İlk başta fısıldıyorlardı. Zorlukla duyuluyordu, sesleri bastırılmıştı. "Jonas, Jonas."
Sonra daha yüksek sesle ve hızla devam etti.
"JONAS. JONAS. JONAS."
Adının bir ağızdan söylenmesinden, Jonas, topluluğun kendisini ve yeni görevini benimsediğini, yeni bebek Caleb'e verdiği gibi kendisine de yaşam verdiğini biliyordu. Göğsü minnet ve gururla kabarmaştı.

Çarşamba, Nisan 15, 2015

Victoria Michaels - Bahse Var mısın? || Yorum

Künye
Orjinal Adı: Boycotts & Barflies
Seri Bilgisi: -----
GoodReads Puanı: 3.95
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap 
Sayfa Sayısı: 504
Çevirmen: Gökçe Müderrisoğlu Aktaş
Puanım: 5/ 3.5


Yorumum
Nemesis Kitap'ın fuar incilerinden biri de Bahse Var mısın kitabı. Yazarın daha önce Reklam Aşkı kitabı çıkmıştı hatırlarsınız ve birçok seveni olmuştu. Açıkçası ben o kitabı pek sevememiştim. Daha eğlenceli bir kitap beklediğim için -beklenti yaparsan böyle olur!- aradığımı bulamamıştım. Ve bu kitaba da başlarken biraz tereddüdüm vardı. Dile kolay 500 sayfa kitap. Ama neyse ki korkularımın hiçbiri gerçek olmadı ve kitap beni daha ilk sayfadan etkisine aldı. 

Salı, Ocak 13, 2015

Cindi Madsen - Ey Aşk, Evliliğe Hazır mısın? || Yorum

Künye
Orjinal Adı: Ready to Wed 
Seri Bilgisi: Seri değil
GoodReads Puanı: 3.99
Türkçe Yayın: Novella Yayınları
Sayfa Sayısı: 368
Çevirmen: Şebnem Özcan

Yorum

Komedi türünün son dönemdeki en iyi yazarlarından biri olmaya aday bence Madsen. Evet, bir Gibson kadar olmasına daha çok var fakat emin adımlarla o yolda ilerliyor.

Bu kitabını Aşk Bir Masalmış Derken kadar sevmesem de kadının en azından bir tarzı var. Konu olarak birbirlerine pek benzemiyorlar. Aşk bir Masalmış Derken'deki Darby'ye bayılmıştım. Jake ve Darby'nin uyumu süperdi. Bu kitaptaki Dakota ve Brendan'da iyiydi fakat ilk çıkan kitabın önüne geçemedi maalesef. 

Salı, Eylül 16, 2014

RKBT 3. Gün || Eda Tuzcalı "Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım" || Yorum


Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım turumuzun 3. gününden herkese merhaba.

Dün alıntıları paylaşmıştım sizinle, şimdi ise o güzel alıntıların çıkmasına sebep olan kitabı yorumlayacağım.

Konusunu zaten biliyorsunuz. Sude, tezi için telekızlık yapmaya başlayan kızımız. Mert ise Sude'ye gelen onca aramalar içinde onu yaptığı iş için aramayan tek kişi. Mert sadece konuşmak ister. Sude başta karşı çıksa da Mert'in içtenliğine ve ilgi çekiciliğine karşı koyamaz. Ve bir süre sonra sadece onun aramalarını bekler, sadece onunla konuşmak ister hale gelir.

Cumartesi, Ağustos 30, 2014

RKBT 1. Gün || Çağan Dikenelli "Yürek Söken Cinayetleri" || Yorum ve Çekiliş


Melek teyzenin maceraları kaldığı yerden devam ediyor.
Seri kitapları böyle peş peş okuma keyfi de bir başka oluyor (:

İkinci kitapta daha az polisiye daha fazla mahalle işleri var. 
İlk yorumda Melek teyzenin mahallenin çok sevdiği ama
aynı zamanda çok korktuğu kişi olduğunu yazmayı unuttum.
Ve bu kitapta bu çok daha belirgindi.

Melek teyze kesinlikle yabana atılacak biri değil.
Tüm mahalleyi dize getiren biri. Gelmeyenler mi? Vay hallerine.
Mahallenin Şarkütericisine bağlanıp sorabilirsiniz bunu.
Melek teyzenin otoritesini kabul etmeyen adamın başına gelmedik şey kalmadı.
Sonunda biz kazanan var tabi ki. Kim olduğunu tahmin etmek kolay değil mi :D

Aynı zamanda Yürek Söken Cinayetleri de işlenmekte. 
Melek teyze ne kadar da yoğun baksanıza. Zaten cinayetleri çözmekle uğraşıyor
bir de mahalleli sıkıntı yapıyor. Yazık kadına.
Bu sefer ki cinayetler ise oldukça ürpertici. 
Kafa kesen, organ söken cinsinden. 

Yine eğlenceli bir kitaptı. İlkine nazaran bir tık daha az beğendim onun sebebi de
cinayetlerle daha az ilgilenmesi oldu. Oldukça heyecanlıydı çünkü olaylar.

Yine argosu ve esprisi bol, kurgusu ağır bir kitaptı. Kitabı Melek teyze gibi birini
düşman başına bile istemeyerek bitirdim :D

Puanım: 10/7

Çekiliş;

a Rafflecopter giveaway

Facebook sayfamızdaki çekilişe katılmayı unutmayın.

Pazar, Temmuz 06, 2014

Jane Casey - 5. Kurban (Yorum)


Orjinal Adı: The Burning
Seri Bilgisi: Maeve Kerrigan #1
GoodReads Puanı: 3.76
Türkçe Yayın: Olimpos Yayınları 
Sayfa Sayısı: 544
Çeviri: Selin Yurdakul

Yorumum:

Ölümün Soğuk Sesi ile tanıdığım Jane Casey'in Maeve Kerrigan Serisine geldi sıra. 5. kurban 5 kitaplık Maeve Kerrigan Serisinin ilk kitabı.

Maeve Kerrigan aynı zamanda seriye adını veren polisimizin adı. İrlandalı ve fazlasıyla hırslı Maeve, Ateşçi adı verilen seri katilin peşinde. 4 kadını öldürmüş olan katil 5. kurbanının peşindeyken, Maeve hem katili bulmak hem de göze girmek istiyor. Rekabet yokta değil. 

Cuma, Haziran 06, 2014

Andrea Kane - Seni İzliyor Olacağım (Yorum)


Orjinal Adı: I'll Be Watching You 
GoodReads Puanı: 3.82
Türkçe Yayın: Marka Yayınları
Sayfa Sayısı: 288
Çeviri: Aydın Karabıyık

Yorumum:

Andrea Kane her zaman merak ettiğim bir kalem olmuştur. Tanıdıklardan çok güzel yorumlar duyduğum, hem polisiye hem de historical kitaplar yazan biri. Eh iki sevdiğim türden de yazıyor daha ne olsun. Okuduğum kitap bitince anlık bir kararla Seni İzliyor Olacağım'a başladım.

İlk önce polisiye yanını ele alayım. Konu olarak son kısma kadar şaşırtıcı değildi. Ki bence yazarın böyle bir amacı da yoktu. Çünkü çok şükür ki sorgulayan, şüphe eden ve ihtimalleri düşünen zeki karakterler yazmış yazar. Yani okurken aklıma gelen seçenekler bu gerilerin aklına niye gelmez diye çok merak ederim hep, bu sefer öyle bir şey olmadı.

Dediğim gibi sonuna kadar şoklara girmedim. Son kısımda ise yine aklıma düşer gibi olan bir durum vardı ki çok şekillenmediği için görünce şaşırdım. Konunun kaymağı sonunda oldu anlayacağınız.

Duygusal yönüne gelirsek benim kazık gibi anlatım dediğim anlatım tipindeydi. Duygu pek yoktu, zaten kısa bir kitap olduğundan girişte dan diye olmuştu. Sadece Taylor'un korkularını anlatırken biraz duygu emaresi yakalar gibi oldum. 

Olumsuz yanlarına rağmen sevdim, okuması kolaydı. Duyguya boğmak gerekmiyor bazen, böylesi de güzel gidiyor. 

Historical kitaplarını da çok merak ediyorum, bir ara onlara da el atacağım (:

Puanım: 10/7

* * *

Taylor Halstead; bir psikolog ve aynı zamanda başarılı bir radyo yapımcısıdır. Kuzeni Stephanie ile birlikte aynı evde yaşamaktadır. Taylor bir akşam evine geldiğinde, Stephanie'nin erkek arkadaşı Gordon'u evde bulur. Gordon'un Taylor ile ilgili saplantılı fikirleri vardır ve bu fikirler giderek tehlikeli bir hal almaktadır. Aynı gecenin sabahında Stephanie ve Gordon hayatlarını kaybederler. Taylor'un asıl kabusu yeni başlamaktadır. Gordon'un ölmediğine ve kendisini izlediğine dair işaretler alır ama kimseye bunu kanıtlayamaz. Acaba Gordon gerçekten ölmüş müdür, yoksa bir başkası Gordon'un yerini mi almıştır?
Seni İzliyor Olacağım, hiç düşmeyen temposu, romantizmi ve gerçekçi karakterleriyle sürükleyici bir gerilim romanı.

Pazartesi, Mayıs 26, 2014

L. J. Smith - Gece Dünyası, No. 1: Gizli Vampir, Karanlığın Kızları, Büyülü Aşk (Yorum)


Orjinal Adı: Night World, No. 1
Seri Bilgisi: Night World #1-3
GoodReads Puanı: 4.01
Türkçe Yayın: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 696
Çeviri: Uğur Mehter

Yorumum:

Vampir Günlüklerini izlememe rağmen, L. J. Smith hiç okumamıştım. Gece Dünyası ile başlangıcı yapmış olayım :D

Kitap 3 hikayeden oluşuyor. Başlarken ortalama 200-250 sayfa tutan bu hikayeleri acaba ısınabilir miyim diye endişem olmuştu. Bu açıdan gayet başarılıydı. 

İlk hikayede ölümcül bir hastalığa yakalanan Poppy'yi konu alıyor. Güzel bir başlangıç hikayesi. Poppy, ikiz kardeşi Philip ve en yakın arkadaşı James etrafında dönüyor. Poppy hastalanınca en yakın arkadaşı Gece Dünyası yaşayanı James müdahale etmeden duramıyor. O arada erkek kardeşi Phillip de bir şekilde olaylara karışıyor. 

Okurken dikkat edilmesi gereken yerler var bence. Karakterler birbirleriyle az buçuk bağlantılı. İlk hikayede geçen Ash 2. hikayede, kuzenler de 3. hikayede geçiyor. Ash çok sorun olmuyor ama kuzenleri sonradan farkettim ben (:

İkinci hikayede Ash ve kardeşlerini konu alıyor. Ash'in 3 kız kardeşi evden kaçınca peşine düşme işi abilerine kalıyor. Bu sırada teyzeleri ile ilgili durumlar olunca işler biraz sarpa sarıyor. Ama sonuçta hem Ash hem de kızlardan biri aşkı buluyor (: 

İlk kitapta Ash'e gıcık olduğum için onun o hallerini okumak acayip zevkliydi :D Oh olsun sana Ash!

3. hikayede dediğim gibi kuzenler var. İlk iki hikayede karakterler vampirken, kızlarımız cadı. Tabi ki Gece Dünyası kuralları onlar içinde geçerli. Bir insana aşık olamazlar. Eh kızlardan biri bu kuralı ihlal edince birazcık sorunlar ortaya çıkıyor :D

Yer yer sıkılsam da güzel bir kitaptı bence. Kalınlık biraz yorabiliyor tabi ki. İlk hikaye çok hoşuma gitmişken 3 en az hoşuma giden oldu. 

Bir de kitabın sonunda 2. kitaptan iki bölüm verilmiş ve yakında diye not düşülmüş. Kitap 2011 de çıkmış acaba o yakın zaman bu yüzyıl içinde olur mu çok merak ediyorum :D

Puanım:

* * *

Vampirler, kurtadamlar, cadılar. Biz farkında olmasak da hepsi aramızda yaşıyor. Ve onların gizli topluluğu Gece Dünyasının çok sıkı kanunları var. Bir insana aşık olmaksa Gece Dünyasının bütün kanunlarını çiğnemek anlamına geliyor.

Gizli Vampirde, Poppy, o yazın sonsuza kadar süreceğini düşünüyor. Ölümcül bir hastalığa yakalandığı teşhis edildiğindeyse tek kurtuluş umudu arkadaşı ve gizli aşkı James. Bu dünyadan olamayacak kadar yakışıklı James, Poppyyi ölümsüzleştirebilirdi. Ama önce Gece Dünyasının sıkı kanunları karşısında, birçok şeyi göze almak zorundalar.
Karanlığın Kızlarında, Gece Dünyasından kaçan üç kız kardeş, ıssız evlerini terk edip insanların arasında yaşamaya karar veriyor. Ağabeyleri Ash, onları geri götürmekle görevliyse de, kardeşlerinin güzel arkadaşına aşık olduğunda her şey 
bir anda altüst oluyor.
İki cadı kuzen, okul aşkları için savaşıyor. 
Kara büyü ile beyaz büyünün savaşıysa Büyülü Aşkta.

Cumartesi, Nisan 26, 2014

Nora Roberts - Baştan Çıkaran Ölüm (Yorum)


Orjinal Adı: Seduction in Death
Seri Bilgisi: In Death #13
GoodReads Puanı: 4.28
Türkçe Yayın: Epsilon Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 392
Çeviri: Aslı Ağca
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Evettt sıra geldi 13. kitaba. Bu sefer adı gibi baştan çıkarıcı cinayetlerle başbaşa Teğmenimiz. 

Pembe güller... Şiirler... Şarap... Romantik bir atmosfer... Her genç kızın hayali olabilecek bir durum aynı zaman da onların ölümüne de yol açıyor. Piyasada zor bulunan tecavüz ilaçları yüzünden genç kızlar ölmeye başlıyor ve olaya Eve Dallas bakıyor. Olayın derinlerine inince tüm olayın iki kişinin oyunundan ve kendilerini eğlendirme durumundan ibaret olduğunu görüyoruz. Ve bu Eve'i sinirlendiriyor. Hem de çok.

Bu kitabı okurken aklımdan geçen düşünce "acaba gerçekten böyle manyaklar var mıdır?" oldu. Umarım yoktur. Yani bu cidden ayrı bir manyaklıktı. Sırf canları sıkılıyor diye insanları öldürmek, puan tablosu tutmak... Okurken bolca sinir bozuyor. 

Kitabın ayrıca güzel kısımları da Peabody ve McNab oldu. Sürekli itiş kakış yaşanan ilişkileri yolunu bulmaya başladı. Hayır ucundan ucundan yazıyor insan merak ediyor. Onlarınki de oldukça ilgi çekici bir hikaye bence :D

Biraz ara verip 14'den devam edeceğim. Çok merak ediyorum ya bu sefer düşman yine bilindik ve bir kadın. Merak ettim :D

Puanım:


* * *

Dante kurbanıyla yüz yüze görüşmeden haftalar önce ona siber alem üzerinden kur yapmıştı. Genç kız birkaç yudum şarap ve bir-iki saatin ardından sonra ölmüştü. Cinayet aleti; nadir bulunan, kolayca tespit edilemeyen ve karaborsadaki değeri binlerce dolar olan bir tecavüz kimyasalıydı.

Mum ışığı, müzik, yatağa serpilmiş gül yaprakları... kısaca birini baştan çıkarmak için gereken her şey. Dante onu öldürmeyi istememişti ama artık iki seçeneği vardı: Ya korku ve suçlulukla bir deliğe saklanacak ya da avlanmaya tekrar başlayacaktı…


Pazartesi, Nisan 21, 2014

Jane Casey - Ölümün Soğuk Sesi (Yorum)


Orjinal Adı: The Missing
GoodReads Puanı: 3.74
Türkçe Yayın: Olimpos Yayınları
Sayfa Sayısı: 520
Çeviri: Ayça Sağlam
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Bu hafta polisiye romanlar haftası oldu benim için. Açılışı da Jane Casey ile yaptım. Yazarın diğer kitaplarını biliyorum, bu kitabının seri olmadığını öğrenince girişi yaptım.

Annesiyle yaşayan ve monoton bir hayat süren öğretmen Sarah Finch, koşu yaptığı bir akşam, kayıp öğrencilerinden birinin cesedini bulur. Polisi aradıktan sonra da olaya dahil olur. 16 yıl önce Sarah'ın abisi Charlie kaybolmuş, ailesi dağılmış ve çok geçmeden babasını da kaybederek annesiyle yaşamak zorunda kalmıştır. Kendi geçmişinde de benzer şeyler olduğundan kendini daha çok davanın içinde bulur. 

Geçmişi tabi ki olaylar sırasında peşini bırakmıyor. Gazetecilerle uğraşırken suçlu konumuna kadar geliyor. Tabi bu arada Dedektif Andy Blake ile de bir yakınlaşması oluyor.

Polisiye bir kitap olmasının yanı sıra oldukça ürpertici. Sonuna kadar çok da şaşırdığımı söyleyemem ama sonunda bir yerlerde sıkı yakaladı. Gerçi son sayfalar da yine bir sorun vardı. Hatta sonunun doğru olup olmadığından bile şüphe duydum (:

Ve bence kitabın en büyük eksisi birinci ağızdan anlatması, yani tüm olayı Sarah tarafından dinlememizdi. Anladım ki polisiye kitaplarda bunu sevmiyorum. Derinlemesine anlatma imkanını elinden alıyor ve işin polisiye kısmını sekteye uğratıyor. Anlatım şekli beni zorlamasa daha çok seveceğimi düşünüyorum. Çünkü güzel bir gerilim polisiyesi vardı. Nasıl desem yazar yeri geldiğince oldukça acımasız olmuş. Kalemini korkak alıştırmamış (:

Çevirisi de güzeldi ama en çok baskıyı beğendim. Okuması kolay, yazıları da büyükçeydi. Kalın olmasına rağmen kitabı açmakta zorlanmadım. Okurken zorlanmaktan hiç hoşlanmıyorum o açıdan da geçer not aldı.

Diğer kitaplarını da merak ediyorum aslında ama anlatım tarzına bakmadan başlamayacağım sanırım. Merak damarım galip gelmezse tabi ki (:

Puanım:


* * *
On Altı Yıl Arayla Kaybolan İki Çocuk
Sarah Finch küçük bir kızken, ağabeyi dışarıya oynamaya gider ve bir daha asla dönmez. Charlie'nin başına neler geldiğini öğrenememek, aileyi darmadağın eder. Yıllar sonra öğretmen olan Sarah, evine geri dönmüştür. Ağabeyinin odasını kutsal bir mabet gibi kullanan alkolik annesiyle birlikte yaşamaktadır.

Tek Bir Tanık
Ardından on iki yaşındaki Jenny Shepherd kaybolur ve Sarah öğrencisinin cesedini evinin yakınındaki korulukta bulur. Sarah, bu davaya müdahil oldukça kendisiyle ilgili şüpheler de gitgide artar. Fakat kendisini takip eden yalnızca polis değildir.


Pazar, Nisan 13, 2014

Leila Meacham - Güller (Yorum)


Orjinal Adı: Roses
GoodReads Puanı: 3.97
Türkçe Yayın: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 720
Çeviri: Melek Aslı Öztürk
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

720 sayfalık Güller kitabı oldukça etkili, duygular arasında mekik dokutan bir kitaptı. O yüzden yorumum biraz uzun olabilir, okuma sabrını gösterecek kişilere şimdiden teşekkürler.

Neredeyse 70 yıllık zaman dilimini anlatan kitap, 3 kişinin bakış açısıyla yazılmış. İlk olarak günümüzle başlıyor ki, geçmişe yaptığı göndermeler çok kafa karıştırıcı. Dikkatli okumak gerekiyor ki daha sonraki sayfalarda karşımıza çıkınca gerçek anlamını anlayabilelim.

Günümüz kısmı geçtikten sonra Mary Toliver gözüyle girişi yapıp 1916 yılına gidiyoruz. Mary, ağabeyi Miles, sevdiği adam Percy ve Ollie'nin hikayesi bu. Howbutker şehrinin üç güçlü kurucusu olan ailelerden biri pamuk yetiştiriciliği yapan Toliver'lar. Baba Vernon Toliver, Somerset topraklarını oğlu Miles yerine Mary'ye bırakınca geri dönüşü olmayan olaylar başlıyor. Mary'nin ailesiyle arası açılıyor, sevdiği adam Pecry'den oluyor. Kısacası beni delirtiyor yani.

Kitabı yarısına kadar çok sevdim. Herkes Mary'ye karşı çıksa da onun toprağına sahip çıkma çabalarını destek çıktım. Haklı gördüğüm çok yer oldu. Ama güzelim geleceğinin içine edince sevgimin seyri değişmeye başladı. Allah aşkına hangi topraklar bu kadar herkesi karşısına almasına değer ki. Hoş bunu Mary'de farketti ama biraz geç kaldı. Bunu anladığında elinde kalan birazcık şeyi de mahvederek gitti. Pecry gibi bir adam ya. Daha 5 yaşındayken Mary'yi beşiğinde gördüğü gün aşık olan ve evleneceği kişi olarak gören biri. Ki adam 80 yıl aynı kadını sevdi demek oluyor bu. Ama Mary ne yaptı. Somerset diye diye tüm geleceğinin içine etti. Hem kendisini hem de başkalarını mutsuzluğa sürükledi. 

Kitapta öyle bir hava vardı ki herşey günümüz için, Rachel ve Matt birlikte olsun diye zemin hazırlamak adına yazılmış gibiydi. Saçma ölümler, yanlış zamanlamalar, yanlış kararlar. Herşeyi anlayabiliyorum ama böyle bol ölüme boğmasına gerek yoktu bence yazarın. Ağlatacak çok yeri vardı doğrudur ama kahretsin sırf ağlatmak için yazılan hikayelerden nefret ediyorum. Doğal seyrinde izleyen kitaplar bana daha inandırıcı geliyor. Bu kitapta yarısına kadar öyleydi işte. Yarıdan sonra "yeter ama kadın herkesi toprağa gömdün, herkesin geleceğini b*k ettin" gibi hakaret vari söylemlerimde olmuştur, itiraf ediyorum. 

Üstelik geleceğe o kadar zemin hazırlayıp, geleceği böyle saçma yazmakta neyin nesi Allah aşkına. O nasıl zorlama bir gidişat, nasıl zorlama bir aşk. "Her yerde gaddarlığımı gösterdim dur bari sonunda mutlu edeyim yazık lan bunlara," der gibi. 

Kitapta en sevdiğim karakter Ollie oldu. Çok değinmedi ama adı geçen her yerde sevdim kendisini. Melek gibi bir karakter yazmış cidden. Allah'tan orada hakkını vermiş.

Yine de benim aklıma şu sorular takılıyor ki bunlar spoiler'dir benden söylemesi:

1- Mary, Ollie ile evlendikten sonra boşanmak bu kadar mı zordu?
2- Percy, ne halt yemeye gitti koşa koşa hemen evlendi. Hayır belki kadın boşanıp sana dönecek.
3- Bu dandik laneti yazmasının ve biricik oğullarını öldürmesinin sebebi nedir? Rachel ve Matt birlikte olsun diye mi? Oğlu ölmeden olsalardı olmuyor mu?
4- Ollie 12 yıl önce öldüğünde bunlar niye sevgili olmadı. En azından 10 yıl gibi bir zamanı birlikte geçirebilirlerdi. İlla yatıp kalkmak gerekmiyor, sevmek yeter. Ha oldularsa biz niye okumadık bee!!!
5- Percy gibi bir adam, nasıl oğlunu onca sene sevmedi. Özellikle bunu anlayan beri gelsin. 

Kafamda böyle sorularla bitirdim işte. Tamam ağlatıyor, üzüyor vs vs ama bu yeterli mi? Benim için değil. Öncelikle mantık çerçeveme uymadı ki duygu olarak oturtayım. Her zaman derim ağlatmak benim gözümde kitabı mükemmel yapmaz. O kötü sona giden yolların gerçekten tek çare olduğuna inanmam lazım. Bu açıdan inanmadım, oldukça zorlama geldi. Sevdiğim kısımlar yarısına kadar olan yeridir. 

Neyse ki çeviri güzeldi ve akıcı bir anlatımı vardı da 720 sayfayı bitirebildim. Yine itiraf ediyorum ki bir yerden sonra atlayarak okumaya da başladım. Bu da bana bu kadar uzatmaya gerek var mıydı sorusunu düşündürttü.

Puanım:

* * *

Bir ayrılık, iki evlilik ve maziye gömülen imkânsız bir aşk

Teksas'ın en zengin üç ailesinin ve bu ailelerin çocuklarının 21. yüzyıla kadar uzanan duygu dolu, trajik öyküsü Güller, aşk, gurur, pişmanlık ve intikam çemberinde yanlış yollara sürüklenen zengin, yakışıklı ve güçlü Percy Warwick ile nefes kesen bir güzelliğe sahip Mary Toliver'ın sarsıcı aşk hikâyesini anlatıyor.

Değerli toprakların ve miras kavgasının yıktığı hayatlar, aldığı canlar, aşk acısıyla kavrulan iki genç yürek ve iki gencin sakladığı sırla derin uykusundan uyanan korkunç bir lanet... Percy ve Mary'nin imkânsız aşkı kalbinizi sızlatırken nesiller boyu üç ailenin üzerinde kara bulutlar gibi dolaşan bu esrarengiz lanet soluğunuzu kesecek.

Doğduğunuz topraklardan kopmamak adına aşkınızdan, ailenizden ve hatta çocuğunuzdan vazgeçer miydiniz? 

Perşembe, Mart 27, 2014

RKBT 4. Gün || Jessica Sorensen "Ella ve Micha'nın Geleceği" || Yorum


Orjinal Adı: The Forever of Ella and Micha
Seri Bilgisi: The Secret #2
GoodReads Puanı: 4.14
Türkçe Yayın: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 312
Çeviri: Şerife Elif Subaş
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Ella ve Micha'nın macerası kaldığı yerden devam ediyor. İlk kitabı okuyanlar nerede kaldığını hatırlar. Ella okula dönmüş, Micha ise müzik kariyeri için gruba katılmıştı. Aradan bir süre geçiyor ve kitabımız devam ediyor. 

Her ne kadar birlikte olsalar da aralarındaki mesafe ikisinin de canını sıkmakta. Özellikle Ella'nın. O yüzden Ella kitabın başında Micha'ya sürpriz bir ziyarette bulunuyor. Micha'nın grubunda bir Naomi durumu var ki ister istemez sevgilisi olarak Ella'yı rahatsız ediyor. Her ne kadar itiraf edemese de. Yani şimdi kim olsa huzursuz olur bence, kıza hak vermeden edemedim. Tabi ki Micha'nın o şekilde bir şey yapmayacağını tahmin etmek zor değil. İlk kitabı okuduysanız nasıl aşık olduğunu hatırlarsınız. 

Bu ziyaretten sonra ise inişli çıkışlı bir yol baş gösteriyor. Bakın burada Ella'ya hak verdim. Gerçekten. Ama bu ziyaret dönüşü kıza bir haller oldu. Sürekli kendini bir uzaklaştırma, ayrılma, kendini değersiz görme durumları vardı ki canımı çok sıktı. Özellikle de Micha o kadar üzülürken. Ella'nın tutarsızlıkları beni bile çileden çıkarmışken Micha nasıl dayandı hayret ettim. Bir kısır döngüye girdiler Ella sayesinde. Tatsız bir durum, sonra yatak. Sonra bir durum daha yine yatak. Bir yerden sonra bu durum okuma isteğimi köreltmeye başladı. Çünkü ben ilk kitabı gerçekten sevmiştim. Hem de tahminimden çok. Belki hemen akabinde okuduğum için beklentimi yüksek tuttum ama ilk kitapta aldığım tadı alamadım. Bunda Ella'nın davranışları da çok etkili oldu. Konu olması açısından yazıldığını tahmin ediyorum ama sanırım o aşık ve mutlu halleri beni daha çok sevindirirdi. 

Bunlar dışında abisi Dean'ın düğünü, babası ile arasını düzeltmesi ve Blake gibi olaylarla renk katılmıştı kitaba. Dahası da var ama kalanı kitaba bırakayım değil mi :D

Sonuç olarak tek başına ele alırsam güzel bir kitaptı. Ama serinin devamı olduğunu düşünerek ilki kadar heyecanlandıramadı beni diyebilirim. Dediğim gibi hemen akabinde okudum bence bunun da bir etkisi oldu. Karakterlerle aramıza hasretlik koysam daha iyi olurdu. Gerçi Micha'yı yine sevdim. Off o da sevilmeyecek gibi değil ki ya. Ella'ya ve yaptıklarına rağmen çizgisini bozmadı, gel de sevme :D

3. kitap Lila ve Ethan'ın hikayesini anlatıyor ve de deli gibi merak ediyorum. Umarım devamı bu kitapta olduğu gibi çabucak gelir :D

Puanım:

* * *
Geleceğine odaklanıp geçmişindeki karanlığı unutmak isteyen Ella okula döner. Ancak geçmişiyle ilgili sorunlar peşini bırakmaz. Aslında onun tek istediği Micha'dır. 
Hayatta istediği her şeye ulaştığını düşünen Micha ise grubuyla sahne turundadır. Ancak içindeki bir düşünce onu rahatsız eder. Ella'dan uzaktadır ve ondan uzakta olmak sandığından daha zordur. 
Ella da Micha da bir karar vermek zorundadır. Ya sonsuza kadar birlikte olacaklar ya da birbirinden uzakta olmaya alışacaklar?




Pazartesi, Mart 10, 2014

Paul Carson - Soğuk Çelik (Yorum)


Orjinal Adı: Cold Steel
GoodReads Puanı: 3.36
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı: 376
Çeviri: Erdem Atik
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Uzunn zamandır polisiye okumuyordum. Zaten genellikle okuduklarım romantik gerilim olduğundan bu süre daha da uzun sayılabilir. O yüzden çok iyi geldi Soğuk Çelik kitabı.

Konusunu okuduğumda çok ilgimi çekmişti. Arka kapak yazısı zaten çekmeye yeterli. İlk sayfadan yazarın doktor da olduğunu öğrendim, tamamdır dedim. Pek de yanıltmadı. Kısaca konusundan da bahsedeyim. Dublin'de kurulan kalp vakfı Mercy hastanesinin rüya takımının doktorlarından birinin kızı Jennifer'in öldürülmesiyle başlıyor diyebiliriz. Aslında tam olarak değil ama çıkış noktası bu cinayet. Mercy hastanesi dünya çapında ses getirdiği için çok önemli. Olayların geliştiği sırada hastanenin başka bir doktoru Frack Clancy'de hayatını kaybeden hastalarla ilgili sıradışı şeylere rastlıyor ve araştırıyor. Bu spoiler sayılır mı bilmem ama bence iki olayın birbirine bağlanacağı çok belli, o yüzden sayılacağını sanmam. 

Dediğim gibi yazar doktor, okurken bunu da hissettiriyor. Tıbbi terimlere de bolca yer vermiş. Özellikle olayların başında dedektif Jim Clarke'in durumundan bahsederken oldukça bonkör davranmış. İlerleyen sayfalarda adapte olduğumdan dolayı mıdır bilmem azalmış gibi geldi. Eh yazar doktor o kadarı olur.

Aynı zamanda kitapta çokça karakter var. Bu bazı yerlerde beni zorlasa da genelinde hoşuma gitti. Zorlamasının sebebi tam heyecanlı bir yerde biten bölüm başka bir karakterden devam edince "ah hadi ama" nidalarına engel olamadım. Her karakterinde kendini sevdirmediğini göz önünde bulundurmak lazım. O yüzden o kısımları bir an önce geçmek istedim. 

Bazı olaylar tahmin edilebilir olsa da hoş bir kitaptı. Ya da benim için tahmin edilebilirdi bilmiyorum. Yine de okumaktan zevk aldım. Öyle ki diğer kitaplarını merak etmeme sebep oldu. Sıkı polisiyecileri -ki bundan kastım sadece polisiye okuyan kişiler- tatmin eder mi bilmem benim için güzel bir değişiklik oldu.

Puanım:


* * *

Dublindeki bir parkta genç bir kıza ait cansız bir beden bulunur. Kız, vahşice ölüme terk edilmiştir. Cesedin bulunuşunun ardından, olay yerine gelen ekipler, adli psikoloji uzmanının da katıldığı soruşturmayı derinleştirdikçe, bunun basit bir cinayet vakası olmadığı ortaya çıkıyordu. Bu gelişmeler hem Dublin polisi için hem de politikacılar için bir kâbusun başlangıcıydı. Bulunan kız, hükümetin en önemli projelerinden biri olan Kalp Vakfına ait Mercy Hastanesinin başına getirilen Amerikalı bir cerrahın kızıdır. 

Amerikan Hükümeti katilin bulunması için baskı yapmaya başlamışken, Mercy Hastanesinde Frank Clancy ise alışılmadık iki ölüm vakasıyla uğraşıyordu. İki soruşturmanın yönü de aynı tarafa dönmeye başladığında, işin içindeki herkes büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktı.

Paul Carson, Son Görev ve Neşterden sonra, okurlarını yeniden hastane koridorlarında büyük bir gerilimin içine sürüklüyor. İlk satırından son satırına dek temposu hiç düşmeyen Soğuk Çelik, İrlandanın en büyük suç yazarlarından biri kabul edilen ve kitapları milyonlar satan yazarın ustalık eserlerinden biri…

"Carson deha düzeyinde bir kurgu ustası ve öyküye hayat veren bir soluğu üflemeyi başarabilen nadir yeteneklerden."
-Sunday Tribune-

"Soluk kesici öyküsü ve donanımlı karakterleriyle alkışı hak ediyor."
-GQ-

"Yazar, Hannibal Lecter kadar gaddar ve kötü bir karakter yaratmış."
-Irish Times

Cumartesi, Ocak 25, 2014

W. Bruce Cameron - Canım Köpeğim (Yorum)



Satın almak için tıklayın

Orjinal Adı: The Dogs of Christmas 
GoodReads Puanı: 4.02
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınevi
Sayfa Sayısı: 256
Çeviri: Seda Çıngay

Yorumum:

Can Dostum ve Can Dostumun Yolculuğu yazarından yepyeni bir hikaye geldi. Can Dostumu henüz okuyamasam da Can Dostumun Yolculuğu'nu nasıl sevdiğimi yorumumdan görmüşsünüzdür. Eh yeni kitabı okumakta kaçınılmazdı. Üstelik bunu RKBT olarak mini bir etkinliğe dönüştürdük. Çekilişimiz ya da diğer tur başlıklarımız yok. Sadece beraber yapmaktan zevk aldığımız bir aktivenin yorumlarını aynı zamana denk getirdik. Ara ara böyle birlikte kitap okumaktan keyif alıyoruz. (tabi ki tur dışında.) Eh ne de olsa biz tur üyesi olmaktan önce arkadaşız :D

Bir yazarı (dili ya da anlatımı) çok sevdiğinizde beklenti kaçınılmaz oluyor. Öncelikle beni hayal kırıklığına uğratan 1-2 noktayı yazayım. İlk olarak Can Dostumun Yolculuğu'ndan birazcık farklı. Temamız köpekler olsa da reenkarnosyon yok. İkinci de köpek bakış açısından anlatmıyor. Bunlar normal kitaplarda tabi ki sorun olmaz ama yazarın tarzını bilince ufak pürüzler yaratıyor. Bunu bilip okursanız bence sorun da ortadan kalkar. Tadına vararak okursunuz.

Konu hakkında hiç bilgi olmadığı için kısaca bir açıklama yapayım. Kitabımızın kahramanı Josh, barda tanıştığı Ryan isimli biri evine bir köpek, hem de hamile bir köpek bırakınca ne yapacağını şaşırır. Daha önce hiç bir köpekle deneyimi olmamıştır, öyle ki köpekleri sevdiğini bile düşünmemektedir. Ama birden bu sorumluluğun altına girer. Üstelik Lucy'nin (köpeğimizin) doğumu da yakındır. Josh bir süre önce sevgilisinden ayrılmıştır üstelik ve ailesinin dağ evinde tek başına yaşamaktadır. Lucy ve yavrular bu süre zarfında ona büyük destek olur. Yavru kısmı biraz karışık aslında ama Josh içindeki köpek sevgisini keşfeder. Tabi bu sırada yardım almayı da ihmal etmez. Hayvan barınağından Kerri. Vuhuuu :D

Sade, yalın, fazla sorun barındırmayan ve duyguların ön planda olduğu bir kitaptı bence. Özellikle 6 tane köpek söz konusuyken, üstelik 5'i yavruyken içimizde bir yerlere dokunmaması mümkün mü? Lucy, Sophie, Lola, Oliver, Rufus ve Code öyle tatlı canlılar ki. Bizimde köpeğimizin 5 yavrusu olmuştu bana onları hatırlattı. Gerçi ben Kerri'yi azıcık duygusuz buldum ama o işte çalışıyorsanız her canlıya bağlanamazsınız, onu da düşünmek lazım bence. 

Diğer kitapları gibi olduğunu düşünerek başlamazsanız sıcak bir dostluk hikayesi okursunuz. Birçok bakımdan tatmin de eder. Ben hayvanları çok sevdiğim için sevmemem zordu zaten. Tüm köpeciklere ayrı ayrı aşık oldum :D

Puanım:
* * *
2006′da Ulusal Köşe Yazarları Derneği’nden En İyi Mizah dalında ödül alan ve 2011′de YILIN KÖŞE YAZARI seçilen W. Bruce Cameron’dan yepyeni bir roman. Yazar bu romanında, diğer romanlarının aksine bir köpeğin varlığının amacını bulma serüvenini değil, daha önce hiç köpek sahibi olmamış birinin yaşam amacını bulma serüvenini anlatıyor. Hiç beklenmedik bir anda, hayatınız köpekler tarafından değiştirilse ne olurdu? “Köpekleriniz varsa, sizi severlerdi. ‘Yeni bir ilişki’ aramayı akıllarının ucundan bile geçirmezlerdi.”Yine elinizden düşüremeyeceksiniz.


Cumartesi, Ocak 18, 2014

Julie Garwood - Sımsıcak (Yorum)


Satın almak için tıklayın

Orjinal Adı: Sizzle
Seri Bilgisi: Buchanan-Renard #8
GoodReads Puanı: 3.81
Türkçe Yayın: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 359
Çeviri: Kübra Tekneci

Yorumum:

Yine uzun soluklarla çıkan seriden bir kitap okundu. Sımsıcak, Garwood'un 12 kitaplık Buchanan-Renard Serisinin 8. kitabı. Valla 8. kitap olduğuna bakmayın bizde çıkan 5. kitap. Aradaki 3 kitap ne olmuş, tavşan alıp dağa mı kaçmış muamma :P

Öncelikle seri hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Serinin ilk kitabı 2001 yılında Kalp Hırsızı adıyla çıkmış. Ondan sonra 8 yıl ara verilmiş ve 2009 yılında Sen de Yanarsın ve Gölgede Dans kitapları çıkmış. Şimdi ara uzun ya sanırım arada 3 kitabı çıkarmadıklarını unutmuşlar. Zaten devam etmeleri bile şaşırtcı o kadar aradan sonra. 2 yıl daha aradan sonra Ateş ve Buz ve yine 2 yıl sonra Sımsıcak gelmiş. Her yıl tek kitabı çıkıyor hatunun, İskoçlara ara verip bu seriye döndükleri için 2 yılda bir ancak görüyoruz. Sen de Yanarsın ve Gölgede Dans aralarında en çok beğendiklerim bu arada.

Sımsıcak'ta çıkan son kitap. En az 2 yıl daha bekleyeceğimiz için bence idareli okuyun, sonra bulamayabilirsiniz. Bir de benim gibi karakterleri unutabilirsiniz. Mesela Ateş ve Buz'un karakteri Jack bu kitapta geçiyordu ama ben kitabın konusunu okuyana kadar hatırlamadım. Gerçi hala hatırlamıyorum ama olsun bilsem ona göre okurdum :D

Lyra'nın bahçe satışından aldığı kitap ve DVD'lerin başına dert açmasını konu alan kitap olay yönünden daha doğrusu polisiye yönünden çok başarılı sayılmıyor. Sonunda tabi ki sürprizler katılmaya çalışmış ama onları da tahmin ettiğim için pek bir albenisi kalmadı. Zaten Garwood varken kim takar polisiyeyi aşka gel aşka.

Sam Kincaid, başı derde giren Lyra'nın korumalığına atanan FBI ajanımız. Kendisinin İskoç olduğunu söylemem yeterli olur sanırım :D

Polisiye yanını çıkartırsak oldukça güzel bir kitaptı. Karakterleri çok sevdim. Hem Lyra ve hem de Sam, okurken fazla yormayan, eğlenceli karakterlerdi. O yüzdende sanırım 1 günde bitirdim. Canım sıkkındı zaten iyi geldi valla :D

Puanım:

* * *
Sinema öğrencisi Lyra, son okul projesi üzerinde çalışırken, çektiği bu belgeselin hayatını bir korku filmine dönüştüreceğinin farkında değildi…
Peşine düşen kimliği belirsiz adamlar onun yolunu yakışıklı FBI ajanı Sam Kincaid ile kesiştirdi….
Lyra ve Sam’in artık birbirlerine güvenip tehlikelere birlikte göğüs germekten başka seçenekleri yoktu...
Ölümcül entrikaların çapı daralırken, sımsıcak bir aşkın doğması ise ikisi için de sürprizdi….


Cumartesi, Aralık 14, 2013

Beth Kendrick - Şanslı Köpek Çöpçatanlık Servisi (Yorum)


Orjinal Adı: The Lucky Dog Matchmaking Service
GoodReads Puanı: 3.53
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap
Sayfa Sayısı: 336
Çeviri: Su Alnıak


Yorumum:

Okuma Şenliğinde ilgili başlık için seçtiğim kitaplardan bir tanesiydi. Minik Bir Düş blogunda yorumu görünce okumaya kesin olarak karar verdim. Seçenek çok olunca okumak zor oluyor, böyle yorumlarda çok faydalı :D

Kitabın geneline bakarsam anlatımı güzel, sayfaları hızla çeviriyorsunuz. 
Lara Madigan köpekleri kurtmarma işinde çalışan (çalışan dediysek kazancı da yok kızın hep cebinden gidiyor) onlara yuvalar bulan, köpeklerle insanların ruh eşi olduğuna inanan ve o ruh eşlerini bulmaya kendini adamış biri. Kendisi ruh eşini bulduğunda 16 yaşındaymış. Bu köpek sevgisi onun insanlarla arasına bazı mesafeler de koymakta. İnsanlardan çok köpeklerle vakit geçiren biri olduğundan çok da şaşırtıcı değil. Amma velakin bu durum erkek arkadaşı ile arasının açılmasına kadar gidiyor.

Sonrasında inişli çıkışlı bir yol. Bir yandan işleri açılırken erkek arkadaş sorunu, diğer yandan annesiyle arası bir güzel bir kötü giderken en yakın arkadaşının doğumu. 

Diyaloglarını çok güzel buldum. Eğlenceli ve klişeden uzak. Sırf espri olsun diye yapılmamış, karakterlerle örtüşen ve havada kalmayan diyaloglar. Köpekleri kurtarma çabası, bunu her şeyin önüne koyması takdire şayan. Hele benim gibi köpek delisiyseniz. 

Ama bir sorun var ki tam da burada başlıyor. Ben sadece bir köpek sever değil bir hayvanseverim. O yüzden rahatsız eden yerleri de oldu. Mesela daha başında Buzağı derisinden çantadan bahsediyor ki ilk golü oradan yedik. Herhangi bir hayvanın derisinden yapılan bir eşyayı bir hayvansever evine bile sokmaz bence, sokamaz. Kitap tabi ki köpekler üzerine kurulu ama ben genel olarak hayvanlardan bahsedilmesini isterdim. Kurtarılmaya ihtiyacı olan sadece köpekler değil. En miniğinden en büyüğüne hepsinin kurtarılma ihtiyacı var. Evin önündeki aç kedilerden nesli tükenenlere kadar. Bunu dememin sebebi  de Lara'nın bu konuda biyoloji okuması. Hayvanları deney yapmalarından tutun da makyaj malzemeleri için kullanmalarına kadar bir çok konuya değinebilirmiş. Yani sosyal mesaj açısından sınıfta kaldı maalesef. 

Yine de eğlenceli bir kitap okumak ister, bu işlere fazla takılmam derseniz oldukça beğenirsiniz. Hatta tahmin ettiğinizden çok. Can Dostum ya da Sokak Kedisi Bob gibi kitapları okuduysanız da muhtemelen yetersiz gelir diye düşünüyorum. Benim için öyle oldu maalesef. 

Yetersizlikleri yanı sıra geçer not alan, okuması keyifli bir kitaptı.


Puanım:

* * *

Bir aşk hikâyesinde çoğunlukla iki tarafın olması beklenir. Ancak bu hikâye üç taraflı.

Durun, hemen aklınıza yasak bir aşk ya da ihanet gelmesin. Buradaki üçüncü taraf başka bir insan değil; köpekler.

Lara insanların içlerindeki boşluğu doldurabilecek en önemli duygulardan birinin hayvan sevgisi olduğuna inanmaktadır; özellikle de köpek sevgisi. Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu küçük topluluk, insanlarla köpekleri eşleştirmekte, böylece yardıma muhtaç köpeklere kalıcı yuvalar bulurken, insanlara da sadık bir dost kazandırmaktadır.

Laranın evinde her zaman yardıma ihtiyacı olan bir köpek için daha yer vardır. 
Bir köpek daha... Bir tane daha...

Fakat bir gün, erkek arkadaşı Evan, onu ve köpeklerini artık istemediğini söyler. Evi köpekleriyle birlikte terk etmek zorunda kalan Larayı, zor günler ve önemli bir seçim beklemektedir. 

Beth Kendrickin romanları sağlam bir kurguya ve güçlü bir mizah anlayışına sahip.
Chicago Tribune

Kitaptaki şirin köpekleri de içeren harika karakterlerle birlikte eğlenceli ve romantik bir aşk hikâyesi.
Booklist