Yabancı Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Aralık 19, 2015

Mia Sheridan - Başka Dilde Aşk || Yorum

Künye

Orjinal Adı: Archer's Voice
Seri Bilgisi: ---
GoodReads Puanı: 4.51
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 392
Çevirmen: Hanide Albayrak
Puanım: 5 / 4.5

Yorumum

Geçtiğimiz hafta okuduğum kitap bittikten sonra ablama bir kitap seçmesini söyledim ve onun da seçtiği kitap Başka Dilde Aşk oldu. Aslında pek şaşırmadım çünkü çoğu okur gibi o da çok beğenmiş ve sık sık okumamı söylemişti.

Kitapla ilgili iki düşüncem var ve kısaca onlara değinmek istiyorum.

Cumartesi, Ağustos 01, 2015

RKBT 2. Gün || Jamie McGuire "Tatlı Yalan" || Önokuma, Yorum ve Çekiliş



Ön okuma;


Yorum;

Seriyi bize "Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır" sloganıyla tanıdan McGuire bu sefer ters köşe yapmış resmen. Hem de ne ters köşe. Öyle ki yazar bu kitapla kendi kendine çelişmiş adeta bence. Yani sen kalk bütün bir seriyi aynı cümle üstüne kur, sonra da git adamı başkasına aşık et. Resmen seriye güvenim kaçtı.
Evet, Camille belki Thomas'ın gerçek aşk değildi. Ama onu sevdiğini bir önceki kitabı okuyan herkes görmüştü. Zaten bu kitabın merakla beklenmesinin en büyük nedeni de buydu. Jamie şimdi ne yapacak?
Allah'tan yazar iyi bir dönüş yaptı da seri heba olmaktan kurtuldu. Spoiler vermemek adına çok şey yazamayacak olsam da şunu söyleyebilirim ki Thomas ve Liis'in aşkı benim açımdan gayet inandırıcıydı.
Liis nişanlısından ayrılarak görevi gereği Thomas'ın ofisine atanan bir FBI ajanı. Ama  filmlerde gördüğümüz çatışmalara katılan, elinden silah düşmeyen ajanların aksine o daha çok zekâsı ve becerisiyle düşmanlarını alt ediyor. Kızda bir dil yeteneği var akıllara zarar. Karakterini ayrıca taktir ettim. Ama nedense kitap boyu bana yer yer Abby'yi hatırlattı doğrusu. Yazar çok mu sevdi Abby'i ne? Ama bu hoş bir benzerlik. Çünkü Abby'nin tüm dişli özellikleri Liis'e yansımıştı. Kararlı, gözü pek ve ne istediğini bilerek bu uğurda savaşan bir kadın.
Thomas sevdiği kadını kardeşine kaptırmanın acısını uzun süre üstünden atamamış, otoriter bir yönetici. O kadar sert ki ofistekiler Liis onu yumuşattı diye neredeyse bayram edeceklerdi. Ama tüm o sertliğin altında ayıcık kadar yumuşak bir adam çıktı. Zaman zaman bu yanını okumak tadını damağımda bıraktı. 
Kitabın polisiye kısmı bence oldukça yavandı. İlk kitapta bile daha çok olay vardı. Kitap tamamiyle Liis ve Thomas'ın gel-gitleri, polisiyemsi olaylar ve 2. kitabın sonunda öğrendiğimiz Travis'in FBI ajanı olma sürecinin nasıl başladığını anlatılıyor.
Kitap geneli olarak güzel bir kitap olmuş. Severek okuduğumu söyleyebilirim. Dili akıcı ama imlayı bilemem. Beni rahatsız eden bir sayfa ya da satır olmadı. Ama beni tanıyanlar bilir ki söz konusu sevdiğim bir kitapsa arada çevrilmemiş cümle bile olsa zor fark ederim akıcılığından. Gerçi bu biraz aklın cümleyi arka planda tamamlamasıyla oluyor ama neyse. Sözün özü benim severek ve keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Seri kapakları tek tüyle başlayıp kanata kadar geldi. Son kitapta ne çıkacak merakla bekliyorum. :D

Keyifli okumalar.



Çekiliş;

Çarşamba, Mart 25, 2015

J. M. Darhower - Gözlerindeki Canavar || İnceleme

Künye
Orjinal Adı: Monster in His Eyes
Seri Bilgisi: Monster in His Eyes #1
GoodReads Puanı: 4.30
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları 
Sayfa Sayısı: 448
Çevirmen: Arzu Altınanıt
Puanım: 5/2

Satın almak için

Yorumum:

Gözlerindeki Canavar incelemesinden herkese merhaba.
Bu sefer yorum değil inceleme diyorum çünkü daha derine inmeyi düşünüyorum. Nasılsa okumayan çok az kişi kaldı, eh o küçük kesimde yorumlar sayesinde ne olup bittiğini öğrenmiş durumda. Yani uzun bir yorum olacağı ve spoiler barındıracağı konusunda uyarmalıyım sizi.

Pazar, Kasım 23, 2014

RKBT 3. Gün || Jamie McGuire "Tatlı Sır" || Yorum


Yorumum:

Kitaplarını severek okuduğum Jamie McGuire'in bir kitabı daha dilimize kazandırıldı. Hem de kısa süre içinde ve tabi ki hemen okumam gerekiyordu. 

Cumartesi, Kasım 22, 2014

Çarşamba, Mart 19, 2014

Jamie McGuire - Cehennem (Üşengeç Yorumcu 13)




Orjinal Adı: Requiem
Seri Bilgisi: Providence #2
GoodReads Puanı: 4.18
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Çeviri: Nergis Karababa
Satın almak için: Kitap Sihirbazı


Yorum:

Devam kitaplarını okumak gerçekten de ilk kitabı okumaktan daha kolaymış. Cehennem kitabı ile bunu daha iyi anladım. Nina ve Jared aynı Araf kitabında bıraktığım gibiydiler. Yine tatlı ve yine süprizlerle doluydu. 

Araf'la başlayan fantastik-romantik kitabımız bu kitapla fantastiklikte tavan yapmış. İlk kitapta güzeldi fakat Cehennem'i bu yüzden daha çok sevdim. Araf iyi-hoştu ama biraz ortada kalmış gibiydi. Fantastik deseniz fantastik değil, young adult deseniz o değil. Ama bu Cehennem'le birlikte Jamie McGuire seriyi fantastikliğe daha da yaklaştırmış.

Eğer mistik olgular sizi pek sarmıyorsa ki özellikle de İsa dönemi biraz o bölümlerden sıkılabilirsiniz. Şahsen benim o bölümler çok hoşuma gitti. Kitap sanki bambaşka bir hale geldi. Nina ve Jared'ında kafaları karışmıştır zavallılarım. 

Fantastiklik bir yana Nina ve Jared ayrıca okunması gereken bir çift. Tabi bu kitapla patlak veren Ryan ve Claire çifti ise atlanmamalı bence. İkililerin atışmaları ki özellikle Ryan'ın Claire ulaşma çabası süperdi. Yüzünüzde kocaman bir gülümseme oluyor istemsizce. 

Seriye başlamamın en büyük nedeni seri boyunca çiftimizin aşkı, evliliği ve çocuklarını anlatacak olmasıydı. Çünkü bu kitaplarda pek olan bir şey değil. O yüzden Providence serisi bununla da türlerinden ayrıldı. Çiftleri okumak nasıl bir zevkse onların evliliğini ve çocuklarını da okumak bir o kadar zevkli olacak gibi geliyor. Aynı küçük Jared'ı okuruz inşallah :)

Jamie ne kitap yazsa kendisini okutuyor onu anladım ben. Young Adult'ta aynı, fantastikte. Bir de polisiye yazsın da tam olsun. Cehennem yüzümde kocaman bir gülümseme ile bitti ve son sayfa ile birlikte 3. kitaba olan merakımda başladı. Allahtan Yabancı bizi fazla bekletmiyor da konuyu unutmadan seriye devam edebiliyoruz.

Yüzünüzde gülümseme ve kafanızda değişik bir kurgu bırakacak bir kitap okumak istiyorsanız Cehennem tam o tarz bir kitap. Kapağı gibi kalbinizi ateşe verir mi bilmem fakat ara ara da olsa yüzünüze gülümseme yerleştireceğini düşünüyorum. Vakit geçirmek ve siz anlamadan siz içine çekecek bir kitap cehennem.

Kapağa ve kapak sözüne ise ayrıca bayıldım. Her ikisini de kim eklediyse çok yerinde bir seçim olmuş. Onun için ayrıca tebrik etmek gerekir. Bence Cehenem'e bir şans verin. Belki Cehennem'in ateşi sizi de yakar :D

Puan:

* * *

Nina Grey, şeytanlarla yaptığı savaşın yaralarını yeni yeni sarıyordu. Geçmişte olanlar çok uzakta kalmış gibiydi. Hem okuluna devam ediyor hem de babasından kalan şirketin başına geçmek için hazırlanıyordu. Her şey normale dönmüştü, geceleri gördüğü kâbuslar dışında...

Nina ve nişanlısı Jared için bu kâbusların tek bir anlamı vardı: Yaklaşan tehlike ve Şeytanlarla yapılacak olası bir savaş… Tatlı Bela'nın yazarı Jamie McGuire, Providence üçlemesinin ikinci romanı Cehennem'de hem içinizi ısıtacak hem de tüylerinizi diken diken edecek

Jamie McGuire - Araf (Üşengeç Yorumcu 12)




Orjinal Adı: Providence
Seri Bilgisi: Providence #1
GoodReads Puanı: 4.07
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 504
Çeviri: Nergis Karababa
Satın almak için: Kitap Sihirbazı


Yorum:

Araf dur-kalk, dur-kalk moduyla sonunda bitti. Ama sakın beğenmediğimden ya da sıkıldığımdan sanmayın. Yoğun iş tempom sadece kitabı okumama engel oldu. Ama onun dışında kitap gayet iyiydi. Hatta dürüst olmak gerekirse bu kadar iyi çıkacağını da düşünmemiştim. 

Genellikle yapılan yorumlar bende hep ters tepki yapar. Fakat bu sefer yorumlar beni okuma konusunda teşvik etti ki iyi ki etti de diyorum.

Nina ve Jared, Anna ve Trevis kadar olmasa da yine de iki sevimli karakterdi. Kimileri Nina'yı biraz alık ve aşırı 'hevesli' bulsa da bence kitap tam olması gerektiği gibiydi. Ne bir eksik ne bir fazla. Gerçi kitabı okurken bence kitabın fastastikliğine pek de takılmayın. Zira bence fantastikliğin 'f' si bile yoktu kitapta. Evet karakterimiz yarı melek olabilir fakat sadece bu öğe bence kitabı fantastik yapamaz,yapmamalı. Yeni tek bir nokta kitabı fantastik yapacaksa o zaman Nina'nın peşindekiler yüzünden de kitabı polisiye olarak görmemiz gerekir. 

Kitap sonuç itibariyle benden geçer not aldı. Konu olarak ve işleyiş olarak gayet iyidi. Hatta bir ara bittiğinde nasıl ya dedim. Nasıl biter, tam ısınmıştım. 

Kitabın devamını ve Nina ile Jered'ın evli hallerini okumak için sabırsızlanıyorum. Umarım bir an önce çıkarlar da bende onlardan ve aşklarından fazla uzak kalmam.

Not: Sadece bana mı kitap yer yer Twilight serine benzer gibi geldi anlamadım. :(

Puan:

* * *

IŞIĞIN OLDUĞU YERDE, KARANLIK DA VARDIR.
Nina, babasının ölümüyle kendisini Providenceta varlığından hiç haberdar olmadığı bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Babasının cenazesinin olduğu gün otobüs durağında tesadüfen karşılaştığına inandığı çekici, karşı konulamaz Jared ile yakınlaşmasıysa Ninanın hayatını tamamen altüst eder.
Jared ile Ninanın birbirlerine âşık olmaları işleri tamamen zora sokar. Jared, Ninayı sadece babasının düşmanları olan insanlardan değil, kendi soyundan olan yarı meleklerle Cehennemdeki Şeytanlardan da korumak zorunda kalır. Jared ile Ninanın birlikte olabilmek için kaderlerine karşı gelip düşmanlarını alt etmeleri gerekir.
Tatlı Bela ve Ayaklı Bela romanlarıyla olay yaratan
Jamie McGuire, bu kez farklı bir seriyle karşımıza çıkıyor.
Providence üçlemesinin ilk romanı Araf, devamını merakla bekleyeceğiniz fantastik bir aşka sahne oluyor.

Perşembe, Şubat 13, 2014

Merak Edilesi Yeniler

Son dönem kitap alımını minimum düzeye indirsem de hala çıkan kitapları yakından takip ediyorum. Almak için acele etmesem de aklımın bir köşesine not alıyorum. Şu sıralar kitap alımlarından soğusam da ileride yavaş yavaş alınabilir. 


Herkesin yarası vardır, ama bazılarınınki daha belirgindir…

Bambaşka hayatlara ait Claire, Will ve Teddy adında üç masum çocuğun yolları bir anda, hiç beklenmedik bir trajediyle kesişir. Önce aileleri, ardından koruyucu aileleri katledilen bu çocuklar için artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Peki, onları bir araya getiren bu sarsıcı olaylar bir rastlantı mı yoksa birbirleriyle bağlantılı gerçeklerin önemli bir halkası mıdır?

Jane Rizzoli ile Maura Isles, katledilen ailelerle ilgili araştırmalarını derinleştirdikçe uzayan sır perdesini aralayabilecek, bu çocukları bekleyen korkunç kaderi değiştirebilecekler midir?



Üstün keşif becerilerinden dolayı kralın gözde ordusuna seçilerek düşman cephesine sızan Arthur Campbell, bir sonraki adımı için emir beklemektedir. Adeta bir gölge gibi hareket ederken, babasını öldüren liderin klanına karşı yüreği intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. Ancak düşman cephesinin tam kalbinde karşısına beklenmedik bir engel çıkar. Gizli kapaklı işleri aydınlatmadaki becerisiyle ondan aşağı kalır yanı olmayan, efsanevi güzelliğiyle Anna MacDougall.

Babasının kuvvetlerine yeni katılan bu sert görünüşlü, yakışıklı adamdan etkilenen Anna, onun kendisine karşı kararlı bir tavırla kayıtsız kalışını bir meydan okuma olarak kabul etmeye hazırdır. Savaşın bir an önce bitmesini dileyen Anna, sevebileceği iyi bir adamla sakin bir hayat paylaşma hayalleri kurarken, onu gözleriyle kendine çeken ancak sözleriyle uzaklara iten bu esrarengiz şövalyeye gönlünü kaptırır. Fakat tehlike, yalan dolan ve ufukta görünen savaş, ikisini birbirlerinin tutkularını ve sırlarını öğrenmeye sürükleyince, adeta çelikten bir vücuda sahip bu savaşçı bir seçim yapmak zorunda kalır: Aşk mı? Yoksa intikam mı?


Sophıe Jordan Leydi Astrid Derring yıllar boyunca birkaç hizmetçiyle, arkadaşlarından ödünç aldığı kıyafetlerle ve katıldığı balolarda karnını doyurarak hayatını sürdürmüştür. Onu terk eden kocasının yaşattığı utancı üzerinden bir türlü atamayan Astrid, peşindeki soylu erkeklerin ahlaksız tekliflerine boyun eğmemiştir. Kocasının sahte kimlikle İskoçyada yaşadığını ve zengin bir ailenin kızıyla evleneceğini duyunca yapması gereken tek şey olduğunu düşünür: O evliliği durdurmalıdır. 

İskoçya yolunda yaşadığı talihsizlikler sonunda karşısına sert ve kibirli bir Amerikalı olan Griffin Shaw çıkar. Astrid kendini, buzdan duvarlarını eritebilecek vahşi bir adamın yardımıyla, bilmediği bir ülkede kanundan kaçarken bulacaktır...


İlk 3 kitabı birden çıkarmışlar bence güzel de olmuş. Ben ilk kitabı denemek istiyorum. 

Lauren, Chicagoda başarılı bir emlak danışmanıdır. Müşterilerinin arzu ettiği evleri, adeta onlar için yaratılmışçasına bulur ve satışlarını gerçekleştirir. Başarısını tecrübesine bağlamaktadır. Ancak bir gün aslında hiç de öyle olmadığını öğrenir. 

Lauren, güçlü bir düşünce cadısı olduğunu öğrendiğinde kariyeri ile cadılık eğitimleri arasında kalacak, üstelik verdiği kararla sadece kendi hayatını değil en yakın arkadaşının da hayatını değiştirecektir. İki arkadaş yeni bir şehirde, birçok yardımsever cadı ve cadıcıkla birlikte yeni hayatlarına bol sihir, dostluk, aşk ve hatta sürprizler katarlar. 

Uçan Süpürge Serisinin mizah dolu ilk kitabı Modern Cadıda Debora Geary, yarattığı samimi karakterlerle cadılar dünyasının perdelerini aralıyor.


Düşünceler zamanla bulanıklaşıp kaybolur ama gözler hiçbir şeyi unutmaz…

Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlovu yakalamak ve ondan kurtulmaktır.

Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Annanın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

Yirmi beşten fazla dile çevrilen ve birçok ödül alan Kan Giyinmiş Kız sizleri doğaüstü fantastik kurgunun romantik öğelerle harmanlandığı sıra dışı bir hikâyeyle tanıştırıyor.


Dilekler, gökyüzünü aydınlatan yıldızlar gibidir...
Doğum günleri, umutla sarıldığımız dileklerin gerçekleşmesini umduğumuz özel günlerdir… Aynı gün doğup birbirlerinden habersiz olan Liz, Angela ve Carole tam da bu duygularla mumlarını üflerler. Bir dilekle her şeyin değişebileceğine inanmaktan yıllar önce vazgeçen bu üç kadın, son bir umutla dileklerine sımsıkı sarılırlar. Ve kader, hayatı, aşkı ve mutluluğu yeniden yaşamak isteyen bu üç kadının seslenişine duyarsız kalmaz...

Nina Grey, şeytanlarla yaptığı savaşın yaralarını yeni yeni sarıyordu. Geçmişte olanlar çok uzakta kalmış gibiydi. Hem okuluna devam ediyor hem de babasından kalan şirketin başına geçmek için hazırlanıyordu. Her şey normale dönmüştü, geceleri gördüğü kâbuslar dışında...

Nina ve nişanlısı Jared için bu kâbusların tek bir anlamı vardı: Yaklaşan tehlike ve Şeytanlarla yapılacak olası bir savaş… Tatlı Belanın yazarı Jamie McGuire, Providence üçlemesinin ikinci romanı Cehennemde hem içinizi ısıtacak hem de tüylerinizi diken diken edecek!

Yatağındaki Düşmandan… Leydi Amelia Sutherland, Duncan MacLean gibi bir adama boyun eğmektense ölmeyi tercih ederdi. Ancak acımasız İskoçyalı savaşçı yatağının yanında dikilirken seçim şansı yoktu pek. Alev alev yanan gözleri, gerilmiş kasları ve parlayan savaş baltasıyla Duncan, azılı düşmanı Richard Bennettı öldürmeye gelmişti fakat onun yerine nişanlısı, güzel ve masum Ameliayla karşılaşınca onu kaçırmaya karar verecekti… Kollarındaki Âşığa…

Duncan, sevdiği kadını öldüren Bennetttan gelinini çalarak istediği kusursuz intikamı alabileceğini düşünüyordu. Ancak Leydi Amelia bu intikam planında bir piyondan fazlası olduğunu ispatlayacak: cesareti ve güzelliğiyle, Duncanın ruhunda kimsenin ulaşamadığı bir yere dokunacaktı. Amelia da onu tutsak eden İskoçyalıya boyun eğip âşık olduğundaysa gerçek savaş başlayacaktı.



Dünyada birbiri için yaratılmış kaç insan vardır? 

Ruh ikizleri; yalnızca onlar bu büyüyü taşır. Toprağa düşen yıldırım kadar nadir gelirler dünyaya. Ama bir araya gelip âşık olduklarında... İşte o zaman, toprak ikiye bölünür. Gökyüzü deryaya, derya ateşe hücum eder. Kargaşa yağar evrenin her bir köşesine, sel olur...

Zarlar atılır, yıldızlar kesişir; ardından Poppy ve Noah düşürür toprağa o ilk kıvılcımı. Fakat o şey, iki büyülü ruhun karşısında durmaktadır, sanki görünmez bir duvar gibi. Felaket, kıyamet, ölüm; engelleyebilir mi kucaklaşmasını alacakaranlıkla gecenin?


Geçmişle barışmadan AŞK için savaşamazsın!

Aslı kocasından boşanmış, ölü bir bebek doğurduğu için ciddi psikolojik sorunlar yaşamış, doğup büyüdüğü şehir ve geçmişiyle travmatik bir ilişkisi olan bir kadındır. En yakın arkadaşı Sibelin on dokuz yaşındaki oğlu Cem, geçici bir süre Aslının yanında kalacaktır. Tam bu esnada ülkeyi sarsmaya başlayan isyanlar Aslının hayatını da etkiler. Cemi korumak adına kendini olayların içine atan Aslı, hem kendi gençliğini hatırlar, hem de yepyeni bir nesille tanışıp bir dönüşüm yaşamaya başlar. Kalbini Gezi Parkı olayları sırasında tanıştığı ve kendinden on iki yaş küçük Ufuka kaptırınca durum iyice karışır, çünkü Ufuk da Aslıyla aynı şehirde doğup büyümüştür. Ufuk, Aslıyı Mersine davet ettiğinde Aslının dünyası altüst olur. Travmatik geçmiş, âşık olunan adamın siluetinde bir bombaya dönüşür, çünkü Aslının geçmişinde yüzleşmekten kaçındığı sırlar vardır. Aslı aşkın gücüyle çıktığı bu yolculukta geçmişini yenip yepyeni bir hayata merhaba diyebilecek midir, yoksa kendi içine daha fazla kapanıp aşkı yok mu sayacaktır?

Cumartesi, Ocak 25, 2014

W. Bruce Cameron - Canım Köpeğim (Yorum)



Satın almak için tıklayın

Orjinal Adı: The Dogs of Christmas 
GoodReads Puanı: 4.02
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınevi
Sayfa Sayısı: 256
Çeviri: Seda Çıngay

Yorumum:

Can Dostum ve Can Dostumun Yolculuğu yazarından yepyeni bir hikaye geldi. Can Dostumu henüz okuyamasam da Can Dostumun Yolculuğu'nu nasıl sevdiğimi yorumumdan görmüşsünüzdür. Eh yeni kitabı okumakta kaçınılmazdı. Üstelik bunu RKBT olarak mini bir etkinliğe dönüştürdük. Çekilişimiz ya da diğer tur başlıklarımız yok. Sadece beraber yapmaktan zevk aldığımız bir aktivenin yorumlarını aynı zamana denk getirdik. Ara ara böyle birlikte kitap okumaktan keyif alıyoruz. (tabi ki tur dışında.) Eh ne de olsa biz tur üyesi olmaktan önce arkadaşız :D

Bir yazarı (dili ya da anlatımı) çok sevdiğinizde beklenti kaçınılmaz oluyor. Öncelikle beni hayal kırıklığına uğratan 1-2 noktayı yazayım. İlk olarak Can Dostumun Yolculuğu'ndan birazcık farklı. Temamız köpekler olsa da reenkarnosyon yok. İkinci de köpek bakış açısından anlatmıyor. Bunlar normal kitaplarda tabi ki sorun olmaz ama yazarın tarzını bilince ufak pürüzler yaratıyor. Bunu bilip okursanız bence sorun da ortadan kalkar. Tadına vararak okursunuz.

Konu hakkında hiç bilgi olmadığı için kısaca bir açıklama yapayım. Kitabımızın kahramanı Josh, barda tanıştığı Ryan isimli biri evine bir köpek, hem de hamile bir köpek bırakınca ne yapacağını şaşırır. Daha önce hiç bir köpekle deneyimi olmamıştır, öyle ki köpekleri sevdiğini bile düşünmemektedir. Ama birden bu sorumluluğun altına girer. Üstelik Lucy'nin (köpeğimizin) doğumu da yakındır. Josh bir süre önce sevgilisinden ayrılmıştır üstelik ve ailesinin dağ evinde tek başına yaşamaktadır. Lucy ve yavrular bu süre zarfında ona büyük destek olur. Yavru kısmı biraz karışık aslında ama Josh içindeki köpek sevgisini keşfeder. Tabi bu sırada yardım almayı da ihmal etmez. Hayvan barınağından Kerri. Vuhuuu :D

Sade, yalın, fazla sorun barındırmayan ve duyguların ön planda olduğu bir kitaptı bence. Özellikle 6 tane köpek söz konusuyken, üstelik 5'i yavruyken içimizde bir yerlere dokunmaması mümkün mü? Lucy, Sophie, Lola, Oliver, Rufus ve Code öyle tatlı canlılar ki. Bizimde köpeğimizin 5 yavrusu olmuştu bana onları hatırlattı. Gerçi ben Kerri'yi azıcık duygusuz buldum ama o işte çalışıyorsanız her canlıya bağlanamazsınız, onu da düşünmek lazım bence. 

Diğer kitapları gibi olduğunu düşünerek başlamazsanız sıcak bir dostluk hikayesi okursunuz. Birçok bakımdan tatmin de eder. Ben hayvanları çok sevdiğim için sevmemem zordu zaten. Tüm köpeciklere ayrı ayrı aşık oldum :D

Puanım:
* * *
2006′da Ulusal Köşe Yazarları Derneği’nden En İyi Mizah dalında ödül alan ve 2011′de YILIN KÖŞE YAZARI seçilen W. Bruce Cameron’dan yepyeni bir roman. Yazar bu romanında, diğer romanlarının aksine bir köpeğin varlığının amacını bulma serüvenini değil, daha önce hiç köpek sahibi olmamış birinin yaşam amacını bulma serüvenini anlatıyor. Hiç beklenmedik bir anda, hayatınız köpekler tarafından değiştirilse ne olurdu? “Köpekleriniz varsa, sizi severlerdi. ‘Yeni bir ilişki’ aramayı akıllarının ucundan bile geçirmezlerdi.”Yine elinizden düşüremeyeceksiniz.


Cumartesi, Aralık 07, 2013

RKBT 3. Gün || Fikret Topallı "Baba, Dışarıda Bir Melek Var!" || Yorum



Yorumum:

Şehir efsaneleri lise zamanımdan beri merakla takip ettiğim ama aynı zamanda hafiften de tırstığım hikayelerdir. Ki ben korku filmi izleyip tüm gece korkudan gözümü kırpamazken özellikle bazı hikayelerde ne hale düştüm siz tahmin edin. Hem ağlarım hem giderim misali izlemekten/okumaktan da geri kalamıyorum. Özellikle böyle güzelce derlenmişse.

Kitapta yer alan hikayeler her ne kadar kaynaklardan derlenmiş olsa da kitap haline getiren kendi özgünlüğünü de katan yazarımız. Ve bence bu konuda çok iyi bir iş çıkarmış. Henüz diğer kitaplarını okumadım, ilk okuduğum kitabı Baba, Dışarıda Bir Melek Var! oldu ve şimdiden okunacaklar arasında yerini aldı.

Kitabın en büyük artısı çok ilgi çekici hikayelere yer vermesi yanı sıra çokta güzel bir başlangıç yapması. Özellikle ilk iki hikayeyi okurken (üstelik gece başlamıştım) ense kökümden omurgama doğru bir ürperti yayıldı. İtiraf ediyorum 2 hikayeden sonra okuma işine gündüz devam etme kararı aldım. Bu yaştan sonra annemin/ablamın yanına da sığınamam ki en iyisi keyfine varınca gündüz gözüyle oku dedim.

Nitekim hepsi de böyle tırstıracak türden değil tabi ki. Sonuçta olağanüstü öyküler değil şehir efsaneleri. O yüzden bazı hikayeler de polisiye ve gizem unsurları da var. Mesela Kaybolan Anne. Bana göre tam bir Agatha Christie'lik konuydu :D

Türkiye'den hikayeleri ise çok sevmedim. Hadi diğerleri yabancı diyorsun bir şekilde unutuyorsun da ülkemizden olunca bir fena oluyorum yahu. Zaten ilkokulda baya bir kandırmışlardı şimdi aklıma o geldi.

Kapak ve ayraç konusuna değinmeme gerek yoktur sanırım. Gerçi ben ayraçtan memnun değilim. Tırsıyorum diyorum elinde baltası olan kız koyuyorlar :( Ama tabi bu işteki başarıyı da gösteriyor :D

Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu. Geçmiş günler de geldi aklıma. Gerçi bu iyi mi oldu kötü mü bilemiyorum ama okuması oldukça zevkliydi. Siz de bu güzel kitabı okumak isterseniz çekilişimize katılmayı unutmayın. 

Yabancı yayınlarına teşekkürler.


Puanım:


Perşembe, Aralık 05, 2013

RKBT 1. Gün || Fikret Topallı "Baba, Dışarıda Bir Melek Var!" || Kitap İkliminin Seçimi ve Çekiliş



Turlarımızda her zaman kitabın ön okumasını paylaşarak başlarız. Bu kitabımız kısa hikayeler olan Şehir Hikayelerinden oluştuğu için bir değişiklik yaparak ön okuma yerine kendi seçimlerimizi paylaşmaya karar verdik. Benim için seçmek zor oldu gerçekten. 


Yardım İsteyen Hayalet

Amerika Birleşik Devletleri’nin Philadelphia eyaletinde bir kasabada 1890 yılında geçen olayın doktor Weir Mitchell’ın anılarında yer aldığı ileri sürülür. Yaklaşık 10 yıl sonra dönemin az tiraj alan gazetelerinden birinde yazıldıktan sonra inanılmaz bir hızla halk arasında yayılmış, arkadaş sohbetlerinde en çok anlatılan hikâyelerden biri olmuştur.
Serin bir sonbahar akşamı evinin altındaki muayenehanesini kapatmak üzere olan yaşlı doktor Weir Mitchell kapının şiddetli çalınışıyla irkildi. Acil bir hasta getirildiğini düşünerek kapıyı açtığında karşısında ağlayan küçük bir kız çocuğu vardı. Meraklanan doktor yedi-sekiz yaşlarındaki kıza ne olduğunu sordu. Hiç durmadan ağlayan ve hıçkırıklar arasında güçlükle konuşan kızın söylediklerinden evde çok hasta birinin olduğunu, yardıma gereksinmeleri olduğunu çıkarabilmişti Dr. Mitchell. Yaşlı doktor yarı emekli olduğundan normalde hasta evlerine gitmemekteydi, ancak kızın zavallı haline acıdığı için şayet çok uzak değilse geleceğini söyledi ve çocuğa evin nerede olduğunu sordu. Kızın tarifini dinleyip arka odaya çantasını almak için giden doktor geri döndüğünde kız ortada yoktu. Önden eve gitmiş olacağını düşündü ve kızın tarif etmiş olduğu adrese doğru yola koyuldu.
Doktor yoksulların yaşadığı mahallede ve fazla uzak olmayan eve geldiğinde içeriden bir kadının ağlama sesi duyuluyordu. Dr. Mitchell kapıyı çalıp beklemeye başladı. Her yanı dökülen, yarı harap bir evdi. Kısa bir süre sonra kapıyı açan perişan haldeki kadının ağlamaktan gözleri şişmişti.
“Rahatsız ettiğim için özür dilerim bayan, ben doktorum, burada yardıma ihtiyacı olan bir hasta olduğu söylendi...”
Kadın ağlayarak küçük kızının günlerdir çok hasta olduğunu, doktora verecek parası bulunmadığını ve çocuğun bir süre önce iyice ağırlaştığını, şimdi de nefes alışlarını hissedemediğini söyledi. Kadını dinleyen doktor kızı görmek için içeri girdi. Zavallı kadın ağlayarak kızından başka hiç kimsesi olmadığını anlatıyordu. Doktor divanın üzerinde eski bir battaniyeye sarılı, hareketsiz yatan küçük kıza yaklaştı. Solgun teni ve kapalı gözlerine karşın kızı tanıdı. Biraz önce muayenehanesine gelerek yardım isteyen küçük kızdı. Bileğini tuttu, nabzı atmıyordu, teni soğumaya başlamıştı. En az iki saat önce ölmüş olmalıydı.


Çekiliş;
a Rafflecopter giveaway

* * *


Salı, Kasım 12, 2013

Jamie McGuire - Araf (Tanıtım)

Tanıtım 

Providence Serisi 1. Kitap

Işığın olduğu yerde, karanlık da vardır.

Nina, babasının ölümüyle kendisini Providenceta varlığından hiç haberdar olmadığı bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Babasının cenazesinin olduğu gün otobüs durağında tesadüfen karşılaştığına inandığı çekici, karşı konulamaz Jared ile yakınlaşmasıysa Ninanın hayatını tamamen altüst eder.

Jared ile Ninanın birbirlerine âşık olmaları işleri tamamen zora sokar. Jared, Ninayı sadece babasının düşmanları olan insanlardan değil, kendi soyundan olan yarı meleklerle Cehennemdeki Şeytanlardan da korumak zorunda kalır. Jared ile Ninanın birlikte olabilmek için kaderlerine karşı gelip düşmanlarını alt etmeleri gerekir.

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela romanlarıyla olay yaratan Jamie McGuire, bu kez farklı bir seriyle karşımıza çıkıyor.

Providence üçlemesinin ilk romanı Araf, devamını merakla bekleyeceğiniz fantastik bir aşka sahne oluyor.


Sayfa Sayısı: 504
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı

Pazar, Kasım 03, 2013

Fuar Bombaları... Şimdiden 1 Ölü Var

Fuar zamanı geldi de geçiyor bile. Dün başladı malumunuz. Günlerdir sağlı sollu kitap haberleri geliyor hangisine yetişeceğimizi şaşırdık kardeşim. Fuara gitsen kolunu bacağını vermeden çıkman çok zor. Yenilerin arkası pek kesilmiyorken sizlere fuar dönemi çıkan kitapları bir kez daha hatırlatmak istedim. Hepsi tek bir postta olacağı için genel bakış daha kolay olabilir :D
Beni şimdiden ölü sayabilirsiniz, bu kadar kitaba imkanı yok yetişemem :'(


Feniks Kitap;

1 tane ama has bir kitapla atak yaptı Feniks. Uzun süredir beklediğim kitap Kırık Camlar Üzerinde Dans. Yorumuma buradan bakabilir, hatta tanıtım yazısında 1-2 cümleme rastlayabilirsiniz :D


Kendi kurallarını koyan bir aşkın inanılmaz hikâyesi
Her evlilik bir danstır lucy. Bazen komplike, bazen sevgi dolu, çoğu zamansa olaysız. Ama Mickeyle dansınız kırık camlar üzerinde gibi olacak. Acı verecek. Ve sen, ne acıdan kaçabileceksin, ne de bir sonraki adımda canının daha az acıması için ona daha sıkı tutunup az camlı bir yere ilerleyebileceksin
21 yaşındaki Lucy, Mickeyle karşılaştığında Mickeynin kendisi gibi sorunlarla boğuştuğundan habersizdi. Lucy ailesinden miras kalan kanser ile Mickeye ise annesinden miras kalan bipolar bozukluğu ile boğuşmak zorundadır. 
Sıradışı bir evliliğin yalın bir portresi Kırık Camlar Üzerinde Dans, okuru insan kalbinin derinliklerinde unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.
Hancockun ilk eseri özgün ve acıklı bir hikâye; okurun kalbinde yer edinecek dokunaklı ve samimi bir öykü
Publishers Weekly

İthaki Yayınları;

John W. Campbell En İyi Yazar, Dünya Fantezi En İyi Roman ve Prometheus En İyi Roman ödüllerine sahip Jo Walton’dan bir başyapıt!
Modern fantezi klasikleri arasında yerini şimdiden alan Ötekiler Arasında; Hugo, Nebula ve Dünya Fantezi ödüllerinin üçüne birden aday olmayı başaran –ve ikisini kazanan– çok az sayıda kitaptan biri.
Morwenna Phelps (Mori), perilerin ve insanların dünyası arasında sıkışık bir hayat yaşamaktadır. Galler’de yetişen Mori’nin en yakın arkadaşları periler ve bilimkurgu romanlarıdır. Deli bir büyücü olan annesi, perileri karanlık bir sona doğru sürüklemeye çalıştığında Mori kendisini topal bırakacak büyülü bir savaşta onunla yüzleşmek zorunda kalır… ve ikiz kız kardeşi ölür.
Yaşadığı üzücü olaylardan sonra İngiltere’ye, onu ve kardeşini doğumlarında terk eden babasının yanına gönderilir. Burada arkadaş bulmakta zorlanan Mori, büyü yaparak kendisi gibi düşünen insanları çevresine toplamak ister, ama yaptığı büyü annesinin dikkatini çeker. Bu durum, Morwenna’yı yıllardır kitaplardan öğrendiği her şeyi kullanmasını gerektirecek bir hesaplaşmaya doğru sürükler.
Yolu Tolkien, Le Guin ve Vonnegut’tan geçen herkesin kendisini bulabileceği “anı”lar taşıyan bu eser, fantastik ve bilimkurgu edebiyatının esinlerini bir araya getiriyor. Günlük biçiminde yazılmış olan Ötekiler Arasında sadece bir roman değil, tüm bilimkurgu ve fantastik edebiyat dünyasına topyekûn bir övgü ve selamlama. Bu bol ödüllü eser dilimize M. İhsan Tatari tarafından çevrildi.


ŞAMANLAR DİYARI 2. KİTAP

Bir yolculuğa anlam katan; yol açtığı keşiflerdir. Kimi zaman yeni yerler keşfederiz, kimi zamansa yeni dostlar. Bazı yolculuklar vardır ki, içimizde kalıcı izler bırakır, derinlerde sakladıklarımızı açığa çıkarır. Her attığımız adımda bizi başka birine dönüştürür. Kahramanlarımız birbirlerinden ayrı çıktıkları yolculuklarda, sürprizlerle dolu maceralar sonunda acaba nelerle karşılaşacak? Yabancı sandığımız diyarları, yeni bir geleceği ve sınırlarımızın ötesini keşfetme zamanı!


Bir kelebeğin kanatları kadar narin ve hüzünlü.
Karanlıktaki bir bıçak kadar tehditkâr ve korku verici.
Neil Gaiman, sarsıcı eseri Yolun Sonundaki Okyanusta, insanı insan yapan tüm duyguları ortaya çıkarmakla kalmayıp, okurlarını onları çevreleyen karanlıklardan korunmaları için geçmişin sığınağına davet ediyor.
Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstocka dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor.
Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor.


Kimi gaipten sesler duyuyor, kimi kötü geçen çocukluğunun intikamını alıyor, kimi kurbanlarının acısını dindirdiğini düşünüyor kimi de sadece sapıkça dürtülerini bastırmak için öldürüyor.
İşledikleri cinayetler aylar hatta yıllar sonra çözülüyor, polisler karşılaştıkları vahşet karşısında şaşkına dönüyor, kamuoyu bu davaları günlerce tartışıyor. Öldürme sebepleri ne olursa olsun onlar, çağımızın en vahşi, en acımasız, en psikopat katilleri. 
Seri katiller üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Fikret Topallı, bu kitabında da canilerin yaşam öykülerini mercek altına alarak kanınızı donduracak. 
Unutmayın; bu kitapta anlatılan vahşi katliamların, cinayet ritüellerinin ve yamyamlık deneyimlerinin hepsi gerçek!

Yabancı Yayınları;

IŞIĞIN OLDUĞU YERDE, KARANLIK DA VARDIR.
Nina, babasının ölümüyle kendisini Providenceta varlığından hiç haberdar olmadığı bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Babasının cenazesinin olduğu gün otobüs durağında tesadüfen karşılaştığına inandığı çekici, karşı konulamaz Jared ile yakınlaşmasıysa Ninanın hayatını tamamen altüst eder.
Jared ile Ninanın birbirlerine âşık olmaları işleri tamamen zora sokar. Jared, Ninayı sadece babasının düşmanları olan insanlardan değil, kendi soyundan olan yarı meleklerle Cehennemdeki Şeytanlardan da korumak zorunda kalır. Jared ile Ninanın birlikte olabilmek için kaderlerine karşı gelip düşmanlarını alt etmeleri gerekir.
Tatlı Bela ve Ayaklı Bela romanlarıyla olay yaratan
Jamie McGuire, bu kez farklı bir seriyle karşımıza çıkıyor.
Providence üçlemesinin ilk romanı Araf, devamını merakla bekleyeceğiniz fantastik bir aşka sahne oluyor.

Nemesis;

Joe Shanahan, dedektiflik günlerine geri dönebilmek için teşkilatın gözüne girmelidir. O günlerde gerçekleşen büyük bir soygun, ona istediği fırsatı verir. Suçluyu yakalayarak eski günlerine geri dönmeye kararlı olan Joe, baş şüpheli olarak görülen Gabrielle Breedloveı takip etmeye başlar. Sonrasında işler karışır. Çünkü Gabrielle takip edildiğini anlamıştır. Joe ise herkesin konuşmaya başladığı bu hırsızlık olayındaki suçluyu bulmaya kararlıdır. Üstelik planı da hazırdır.
Joenun hesaba katmadığı bir tek şey vardır: aşk. 

'Heyecanlı, sıcak ve romantik.'
Susan Andersen

Gavin Riley ünlü, yakışıklı ve çapkın bir beyzbol oyuncusudur. Birbirinden güzel birçok kadın ona sahip olabilmek için neredeyse sıraya girmiştir. Kadınlar, pahalı yemekler, içkiler, eğlence, ateşli birliktelikler… Gavin, gününü gün etmektedir.

Elizabeth Darnell, Gavin’in menajeridir ve onun hayatındaki en önemli şey kariyeridir. Erkekler, aşk, ateşli birliktelikler… Onun hayatında bunlara yer yoktur.
Bir gece, Elizabeth ve Gavin, birlikte çok eğlenebileceklerini fark ederler. Kurallar konulur ve oyun başlar. Fakat bu, ikisi için de tehlikeli bir oyundur ve çok geçmeden işler değişmeye, oyun bozulmaya başlar.

Epsilon;

New York Times çok satan yazarı Nora Roberts, Eve Dallas severleri yepyeni bir maceraya davet ediyor. Korkunç bir bilgisayar virüsü yayılıyor ve sınır tanımıyorLouie Cogburn son üç gününü dairesine kapanıp, bilgisayar monitörüne bakarak geçirmiştir. Baş ağrısı dayanılmaz bir haldedir sanki demirden çubuklar beynine saplanmaktadır. Ağrı giderek daha da kötü bir hal alır. En sonunda biri kapısını çaldığında, Louie beyzbol sopasını eline alır, kapıyı açar ve sopayı savurmaya başlar.Olay yerine gelen ilk polis şok tabancasını iki kere ateşler ve Louie hemen ölür. Teğmen Eve Dallas bu araştırmayı devralır ama adamın ani öfkesini ya da ölümünü açıklayacak hiçbir şey bulamaz. Elindeki tek ipucu bilgisayar ekranındaki mesajdır: Gerçek Masumiyete Ulaşıldı
Bir kişi daha neredeyse aynı koşullarda öldüğünde Dallas bir cevap bulmak için aklını zorlar ve imkânsız gerçekle yüzleşecek cesareti bulur Her şeyin sebebi makinelerden insanlara bulaşan bir virüs olabilir mi?

Kit Tyler, 1687 yılında Connecticut Kolonisine vardığı ilk andan beri şüphe ve hoşnutsuzlukla karşılaşır. Barbados adasındaki hayatını terk etmek zorunda kalan bu yalnız ve çaresiz kızın, hiç tanımadığı teyzesinin ailesine katılmaktan başka şansı yoktur. Kendi kimliğini koruma isteği ve yeni katıldığı bu topluluğa ayak uydurma uğraşları arasında kalan Kit, onu anlayan sıcak yürekli bir kadınla tanışır. Ancak Kitin, koloni sakinleri tarafından cadı olmasından şüphelenilen Hannah Tupperla olan arkadaşlığı, tahmin edebileceğinden çok daha büyük bir sorun olacak ve sonunda Kiti kalbi ve yapması gerekenler arasında bir seçim yapmaya zorlayacaktır.
Elizabeth George Spearein Newberry ödüllü romanı öyle bir kahraman tasvir ediyor ki, okurlar Kitin hiç bozulmayan doğruluğu ve sevgi dolu kalbine hayran olmadan edemeyecekler.

Bu roman, gerçek olaylardan ve salgın olasılığına karşı kaynağı araştırılmamış kan ürünleri ticareti kurbanı, gerçek insanların dramından esinlendi.... 
Gerçeğe dayalı bilgiler, kurguyla harmanlandı... Kitapta kullanılan tüm isimler ise yazarın hayalgücünün ürünü 
Dünyanın her yerinde 2 milyon masum insanın ölümüne neden olan yasadışı kan ticareti Farkında olarak ya da olmayarak bu ticaretin içinde bulunan işadamları, ülke yöneticileri ve diplomatlar Bu ticaretin sonucunda yayılan HIV virüsü ve diğer hastalıklar Altüst olan hayatlar Hepsi ilgi çekici bir roman kurgusuyla okuyuculara aktarılıyor 
HIV virüsü taşıdığını bilmeyen ve tek amacı oğlunun bakımını sağlamak olan hayat kadını Korina Hemşire kız kardeşler Sofia ve Darya Uluslararası bir skandal nedeniyle inceleme altında olan bir şirketin eski çalışanı Vincent Vineger İlk büyük haberini patlatmak için çabalayan gazeteci Kiril Hepsinin hayat hikayeleri bu romanda kesişiyor.

BAZEN KARANLIKTAN KORKMAK İÇİN ÇOK İYİ BİR SEBEP VARDIR! 
Güneş insanlığın üzerinde batmaktadır. Gece artık güneş batarken yerden yükselen obur iblislere aittir. Yaratıklar, kadim ve yarı yarıya unutulmuş güç sembollerinin arkasına saklanmak zorunda kalan ve sayısı gittikçe azalan insan nüfusunu avlamaya devam etmektedir. Muhafaza denen bu güç sembolleri, yalnızca iblisleri uzakta tutmaya yaramaktadır, fakat efsanelerde bir Kurtarıcıdan söz edilmektedir: bir zamanlar tüm insanlığı tek bir çatı altında toplayıp iblisleri yenilgiye uğratan, kimilerinin peygamber dediği bir generalden. Ancak o günler, gerçekten yaşanmışsa bile, çok gerilerde kalmıştır. İblisler geri dönmüştür ve Kurtarıcının geri dönüşü sadece bir masaldan ibarettir yoksa değil midir? 
Çöllerin hâkimi, Krasianın savaşçı kabilelerini iblis katili bir orduya dönüştüren Ahmann Jardirdir. Kendini SharDama Ka, yani Kurtarıcı ilan eden Jardir, bu iddiasını destekleyen kadim silahlar bir mızrak ve bir taç taşımaktadır. Ancak kuzeyliler, başka birini Kurtarıcı kabul etmiştir. Kurtarıcılarının adı Arlendir, ancak herkes onu artık Dövmeli Adam olarak tanımaktadır: Derisindeki muhafaza dövmeleriyle tüm iblislere karşı koyabilecek güce erişmiş olan karanlık, korkutucu bir figür. Dövmeli Adam kendisinin Kurtarıcı olduğunu reddeder, ancak yaptıkları bunun aksini söylemektedir. Bir zamanlar SharDama Ka ve Dövmeli Adam aynı saflarda dövüşmüşler, dost olmuşlardır. Şimdiyse birbirlerinin can düşmanlarıdırlar. Onların arasında ise, insana has dayanma gücünün sınırlarına itilmiş genç ve güzel bir kadın olan Renna; muhafaza yapma yetenekleri Dövmeli Adamınkileri bile aşan gururlu ve güzel şifacı Leesha; ve tekinsiz müziğiyle iblisleri yatıştırabilen ya da onları delirtip birbirlerine saldırtabilen gezgin kemancı Rojer bulunmaktadır. Ancak, eski ittifaklar sınanıp yenileri kurulurken, hepsi önceki yaratıkların tümünden daha zeki ve daha ölümcül olan yeni bir iblis türünün ortaya çıkışından habersizdir.

Aspendos;

Rahipler Cemiyeti, cadılara hiç olmadığı kadar eziyet ederken, ikiye bölünmüş Rahibeler Cemiyeti ise Catein kehanet edilmiş güçlerine bir an önce kavuşmasına ihtiyaç duymaktadır. Catein arkadaşı Sachi büyü yapmaktan dolayı tutuklandığında, savaşa susamış rahibelerden biri ona cevapları bulması için yardım teklifi sunar, tabii eğer Cate sevdiği herkesi tehlikeye atmaya gönüllüyse
Cate bir silah olarak kullanılmak ve aynı zamanda da arkadaşları ile Finni, Rahibeler Cemiyetinin planlarına alet etmek istememektedir. Ama Maura ve Tess Rahibeler Cemiyetine katıldıklarında, Maura cadıları zafere ulaştırabilmek pahasına her şeyi yapabileceğini açıkça kanıtlar. Bu, zarar verecek olan bir fedakârlık olsa bile. Bu, Catei yıkmak anlamına gelse bile. Tüm yollar savaşı işaret etse bile.
Günahkâr Doğanın devamı niteliğinde merakla beklenen Chatham Cadısı Günlükleri, Cate, Maura ve Tessin aşkı bulmaya, ailelerini korumaya çalıştıkları ve New Englandın süregelen tarihindeki tüm engellere karşı büyü güçlerini keşfettikleri bir macera ile devam ediyor.

EN BÜYÜK TUTKULAR...
Leydi Isobel Hume, savaşlarını nasıl seçeceğini bilen bir kılıç ustasıdır. Kral Henry, siyasi bir ittifak için Fransız bir asilzade ile evlenmesini istediğinde kabul eder. Ancak bu Sör Stephen Carleton şeytani cazibesi ile kalbini çalmadan ve nişanlısına, kralına ve ülkesine ihanet etmesi için onu yoldan çıkarmadan çok öncedir. 
BÜYÜK TEHLİKELERİ GÖZE ALMAYA DEĞER...
Sör Stephen Carleton, güzel Isobelin kalbini kazanmaya kendini adayana kadar kadın hayranları ile gününü gün eden bir çapkındır. Krala karşı düzenlenen bir komplo Isobeli ölümcül tehlikenin kıyısına götürdüğünde ise, Stephen kendisinin bir haz şövalyesinden daha fazlası olduğunu ve aşkın her şeyi fethedebileceğini kanıtlamak zorundadır. 
Kralın Adamları serisinden Arzu Şövalyesinin merakla beklenen devam kitabı Haz Şövalyesi ile tarihin tozlu sayfalarında aşk, tutku ve entrikayla örülü nefes kesen bir başka roman sizi bekliyor.

İlk önce çocuk kızı görmüştür ama arkadaşı ilk hamleyi yapar.
Kız daha güvenli olan tercihi yapar ama kalbi gerçeği biliyordur.
Severler, arzularlar, yalan söylerler.
Garrett McCarthy, Annabelle Parker ve Milo Roberts çok yakın arkadaşlardır. Mezuniyetlerinde, evliliklerinde birbirlerinin sevinçlerine ortak olup zor zamanlarda da birbirlerine destek olurlar.
Arkadaşlardan biri trajik bir şekilde susturulunca geride kalan iki arkadaşa parçaları birleştirip gerçeği ne pahasına olursa olsun bulmak düşer. Ancak yavaş yavaş arkadaşlarının yalanlarını ve arkasındaki güçlü insanları buldukça herkesi, her şeyi ve hatta kendilerini bile sorgulamaya başlarlar.
Herkesin sırları vardır; bazıları aşk için yaparken, bazıları güç için yapar. Bu sırlar algıları ve gerçeği değiştirir, hatta bazen hayatları mahveder.Tüm hayatınızın baştan sona bir yalan olduğunu öğrenirseniz ne yaparsınız?

Pegasus;

Masum bir öpücük şeytanı meleğe çevirebilir mi? 
Laura Fairleigh, kardeşlerinin bir evi olabilmesi için yirmi bir yaşına basmadan önce koca bulmalıdır. Ormanda baygın yatan, melek yüzlü, muhteşem vücutlu ve hafızasını kaybetmiş bir yabancı bulunca onu sahiplenmeye karar verir. Ancak cennetten düşmüş gibi görünen bu meleğin tam bir şeytan olduğundan habersizdir. 
“Devonbrooke Şeytanı” olarak tanınan çapkın Sterling Harlow onun, uzun zamandır kayıp nişanlısı olduğunu iddia eden genç kızın büyülü öpücüğüyle uyanır. Kız onun bir beyefendi olduğu konusunda güvence verirken Sterling hafızasıyla birlikte aklını da kaybettiğinden şüphelenmeye başlar, zira bu kadar çekici bir genç kızın ufak öpücükleriyle yetinecek biri olmadığından emindir! 
Genç adam düğün gecelerinden önce gerçeği açığa çıkarmaya uğraşırken, unutulmaz bir öpücük ikisinin de aklından çıkmayacak 
bir tutkuyu ateşleyecektir...


Mustafa Kemal Atatürk insanlara esin kaynağı olan bir general ve vizyon sahibi bir liderdi. Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken yurdunu korumak için savaştı ve imparatorluğun küllerinden modern Türk ulusunu yarattı. Olağanüstü bir devlet adamı ve modernleşmeci olarak tanınmasına rağmen liderlik vasıfları genellikle göz ardı edildi.
Albay Austin Bay'ın yazdığı bu sürükleyici biyografide Atatürk'ün askerlik kariyeri ele alınırken 20. yüzyılın en etkileyici liderlerinden biri karanlıktan günışığına çıkarılıyor. Atatürk'ün genç bir askerî öğrenci olarak kendini askerlik tarihi ve stratejiyi iyice öğrenmeye verdiği günlerle öyküsüne başlayan Bay, ardından okuyucuyu Libya, Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı'nın Türk-Rus cephelerine götürüyor. Bu yolculuk Atatürk'ün gerçekten yetenekli ve gözü pek komutanlığını, keskin zekâsını, savaş meydanlarındaki derin içgüdüsünü, örgütleme ve planlama konusundaki dehasını göz önüne seriyor. Onun askerî başarı, stratejik vizyon ve siyasi modernleşme konusunda bıraktığı miras 21. yüzyılda insanlara esin kaynağı olmaya devam ediyor.

Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...
Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelmanı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margonun peşine düşer.
Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margonun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margoya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...


Gece Evi tehlikede!
Ve bu kez tehlike Zoeynin ta kendisi
Saklanmışın sonundaki düşüşünün ardından değişen Neferet artık eskisinden de tehlikelidir. Benzeri görülmemiş bir intikam hırsıyla hareket ederek hem insanlara hem de Zoey ve arkadaşlarına cehennem azabı çektirmeye kararlıdır. Tulsada ise işler karışmıştır ve bunun sorumlusu olarak Gece Evi gösterilmektedir. Zoey, öfkesi topyekûn bir savaşa neden olmadan önce Nefereti durdurabilecek midir?
Kötülük hayata döndü ve şimdi her zamankinden daha güçlü.

Ateşböceğinin unutulmaz hikâyesi devam ediyor
Uzun zaman önce, hayatımın en kötü gecesinde Ateşböceği Yolu denen kapkaranlık bir sokakta yapayalnız yürürken ruhuma dokunan biriyle karşılaştım.
O gün bizim başlangıcımızdı. Aradan otuz yıl geçti Tully ve Kate. Sen ve ben dünyaya karşı. Seninle sonsuza dek dost kalacağız. 
Ama her hikâyenin bir sonu vardır, değil mi? Bir şekilde yola devam etmen gerekir.
Geçmişi yaralarla dolu Tully... 
Fedakârlığıyla etrafına ışık saçan Kate 
Onların dostluğunu ölüm bile bozamaz.

Marynin dünyasına basit gerçekler hâkimdi 
Rahibe Kardeşliği her zaman en doğrusunu bilir. 
Koruyucular kollar ve hizmet eder. 
Lanetliler hiçbir zaman pes etmez. 
Ve gözünü, kasabayı çevreleyen tel örgülerden ayırmaman gerekir. 
Kasabayı, Lanetliler Ormanından koruyan tel örgülerden 
Marynin kanıksadığı bu gerçekler, onu birer birer yüzüstü bırakmaktadır. Rahibe Kardeşliği ve Koruyucularla ilgili sırları keşfederken sorgulamaya başladığı hayatı, Lanetlilerin tel örgüleri aşmasıyla yerle bir olur. Mary artık hem yaşamın hem de ölümün acımasızlığıyla yüz yüzedir. 
Tel örgülerin ardındaki Lanetliler Ormanında bir ölüm kalım savaşına atılan Mary, hayallerindeki okyanusa ulaşmak için kasabası ile geleceği, sevdikleri ile kendisini sevenler arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır...

Sonsuz Kitap;

Dolambaçlı yolların sonu bu kez düzlüğe varacak mı?
Bölgenin sayılı zenginlerinden birinin malikânesinde hizmetçi olarak işe giren Tillie, kendini bu ihtişama öylesine kaptırmıştır ki gözünü hiçbir zorluk korkutmamaktadır.
Kız kardeşini yetimhaneden kurtarmak isteyen Mack ise para biriktirmek için çareler aramaktadır. Yetimhanede çocuklara kötü muamele edildiği kulaktan kulağa dolaşmakta, bu söylentiler Mack'i elini çabuk tutmaya zorlamaktadır.
Bu sebeplerden ötürü Tillie'nin çalıştığı malikâneden gelen uşaklık teklifini istemeyerek de olsa kabul eder.
Tillie ile Mack'in yolları kesişir. Ve birbirlerini görür görmez aşık olurlar.

Hayatındaki olumsuz gelişmelerden sonra her şeyini geride bırakıp özgürlüğe yelken açmak, Honor Santag için tek kurtuluş yoludur.
Sorunlarından uzaklaşmak ve bebekken kendisini terk eden annesini bulmak üzere İngiltere'ye gider ancak geçmişe bir çizgi çekmek amacıyla çıktığı bu yolculuk, tarifi mümkün olmayan, elini kolunu bağlayan bir aşkta mola verince, tüm planları suya düşer.
Geçmişte gizlenen sırlar ortaya dökülmeye başladıkça işin rengi değişir ve olaylar bambaşka bir hâl almaya başlar.
Honor şimdi iki yoldan birini seçmek zorundadır...

Müfettiş Joe Faraday, bir araba kazasında feci şekilde ölen genç iş arkadaşının cenazesiyle, yine tatsız bir haftaya başlamıştı.
Kimsenin bulaşamadığı, entrikalar kralı dedektif Paul Winter ise, hayal bile edemeyeceği bir felaketle burun burunaydı ve 
yapabildiği tek şey umutsuzca etrafındakilere  sataşmaktı.
Ama bu ekipte yas tutmaya yer yoktu. 
Gündemde, kötü şöhrete sahip bir kadın doğum uzmanının kayboluşu vardı. Onun yaptığı hatalı ameliyatlar yüzünden zarar görmüş onlarca 
kadın, artık birer cinayet şüphelisiydi.
İşlerin yoğunluğu yetmezmiş gibi, politikacılar da Faradayın hayatını zindan etmek için sanki sözleşmişti.

Martı Yayınları;

Her şey karardığında geriye kalan tek kalkanın, inancındır

Sadece kadınların sözünün geçtiği, erkeklerin köle olarak hayat sürdüğü Sylumda zincirin başka bir halkası olmayı reddeden Gaianın bilinmeze giden hikâyesidir bu.

Geçmişini ardında bırakarak, sadece inancı ve masumluğuyla hareket eden bu genç kızın perde arkasında dönen oyunlara karşı dimdik duruşudur.
Aşka saygısı, sadakati ve geleceğe karşı duyduğu sorumlulukla zorluklara karşı verdiği mücadelenin anlatıldığı güçlü bir destanın satırlarıdır.

Ve Çiğdem'in katalogdan çektikleri. Yeniler daha sitelerde bile yoklar :D