Koridor Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Koridor Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 25, 2014

Bakalım Neler Geliyor? (Tanıtım)

Yeni çıkacak kitapları yazmayı seviyorum. Bu ara baya kitap çıktığı için toplu olarak yazmak sonrasında sepet yaparken de işime yarıyor. Belki siz de henüz görmediğiniz bir kitabın çıkacağını görürsünüz (: İşte yenilerden bir kaçı.






Kalbimde Bıraktığın Boşluk Hala Dolmamıştı kitabının 2. kitabı Novella'dan geliyor. Ben ilk kitabı çokta beğenmedim ama yine de merak ediyorum.

Bazı hayallerin rengi pembedir, bazılarının ise puslu bir gri...
Annesi tarafından küçük yaşta terk edilen Trixie, kaderini baştan yazma hayaliyle yaşadığı yeri, ilk aşkını, hatta ismini bile geride bırakarak yeni bir hayata adım atar. Ünlü bir oyuncu olmak uğruna pek çok şeyden vazgeçen Trixienin yıllar sonra yolu tekrar doğduğu yere düştüğünde ise, o artık bambaşka biridir. Ancak geçen zamana rağmen ilk aşkın tadı hep canlı, hep akılda kalandır.
Genç kadın, çok istediği fakat birini seçmek zorunda olduğu iki tercih arasında sıkışıp kalır: Bir yanda şöhret olma hayalini gerçekleştirebileceği, göz kamaştıran, lüks bir hayat; diğer yanda yorgun kalbine iyi gelecek, huzur dolu gerçek bir aşk vardır. Şimdi bu zor kararı verme vaktidir.



Pena Yayınlarından sadece İlk Defa'yı okudum. Çok beğenmiştim. Bu kitapta merak ettiklerimden biri. Umarım İlk Defa gibi memnun eder (:




Nell Hawthorne çocukluk arkadaşı Kyle Callowaye âşıktır. Aşkları hiç bitmeyecek gibidir. Ancak bir gece Kyle trajik bir kaza sonucu hayatını kaybeder ve bu kaza Nelli tamamen değiştirir. Kyleın cenazesinde Nell, ilk defa Kyleın kardeşi Coltonla karşılaşır ve her ikisi de Kyleın yokluğunda hayatlarına yeni bir yön çizer. Yıllar sonra bu ikili tekrar karşılaşır; bu sefer bu karşılaşma onları hiç tahmin edemeyecekleri tatlı bir çıkmaza götürecektir.





Palto dikildiğinde on iki yaşındaydım. Terzimiz ve çok sevgili arkadaşımız Nathan, bu paltoyu 1938 senesinde, Mart ayının ilk haftasında büyükbabam için dikti. Şehrimizin özgürlüğünü yaşadığı son haftaydı, bizim de.
Hayatın en zor anında bile bir umut vardır. Ve bazen bu umut, küçük bir çocuğun yüreğine en yakın yerde hayatı selamlamayı bekleyen bir kuklanın verdiği umuttur.
Büyükbabası Varşova gettosunda hayatını yitirdiğinde Mikaya kalan yalnızca onun muhteşem paltosu değildi, aynı zamanda içi sırlarla dolu bir hazine de onun olmuştu. Mika, babasını kaybeden hasta kuzenini, daracık bir odada yaşamaya mahkum edilmiş komşularını eğlendirirken, kendini kukla gösterilerinin ortasında buluverir. O artık bütün gettonun yüzünü güldürmeyi başarabilen, aşık olduğunda yüreği kelebek gibi kanat çırpan kuklacı çocuktur. Ancak bu güzel tablo, bir Alman askerinin karşısına dikilmesi ve onu gizli bir hayatın içine çekmesiyle yerle bir olur.
Yüreğinize dokunacak, sizi alıp uzaklara götürecek ve döndüğünüzde asla eskisi gibi hissetmeyeceksiniz. Savaşın acımasız yüzüne rağmen küçük mutlulukların aslında ne kadar büyük ve değerli olduğunu anlamanızı sağlayacak bir eser.





İtiraf ediyorum, bu arkadaşın kapağına vuruldum :D
HEPİMİZ, KAYIPLARIMIZA DAYANABİLECEK ŞEKİLDE YARATILDIK…
1960ların başında, kaosun ve gizli güçlerin hüküm sürdüğü Bostonda yaşayan Daley Kardeşler için suç, aile mesleğidir.
Polis Joe, savcı Michael ve usta bir hırsız olan Ricky suçun farklı taraflarındadır, ta ki Bostonun ünlü seri katili Boğanadam çok yakınlarında bitene kadar. Onlar artık sonsuza kadar değişmelerine vesile olan bir ölümün derinlerine inmek zorundadırlar.
Entrika, rant hesapları ve iktidar hırsına bulanmış şehrin tuhaf olaylarla örülü hikâyesini okurken, iyiliğin yerle bir olup kötülüğün bir gökdelen gibi yükseldiğini hissedeceksiniz.


Bir kitabı okumuştum. Çook çekmiyorlar beni ama yine de bir ilgi uyandırıyor her yeni kitabı.

Şehri bırakıp, banliyöde yeni bir hayata başlıyorsun.
Yeni arkadaşlar, tanımadığın bir şehir, yabancısı olduğun bir okul, tekinsiz komşular.
Yeni bir hayat senin seçimlerinle şekillenecek. Vereceğin kararlar kaderini çizecek.
Yeni bir hayata başlamaya hazır mısın?
Kader diye bir şey vardır ve sizin seçimlerinizle değişir.
Bu kitabı okumaya normal bir kitap gibi birinci sayfadan başlayın. İlk bölümün sonunda, önünüze bir yol ayrımı çıkacak. Kararınızı verin ve ilgili bölüme gidin. Her bölümün sonunda seçimlerinizle kaderinizi kontrol etmeye devam edeceksiniz.
Kitabı okurken bazen hiç beklemediğiniz bir yere ulaşacak, bazen de kendinizi daha önce olduğunuz yerde bulacaksınız. Hayatın size neler hazırladığını asla bilemezsiniz. Ama şunu biliyorsunuz, iyilikler her zaman ödüllendirilmiyor ve bazen hatalı kararlar, şahane olayların başlangıcı olabiliyor. Her yolculuğun sonunda başa dönüp tekrar başlayın, unutmayın, herkes ikinci bir şansı hak eder. Yüzlerce farklı hayat sizi bekliyor.




Sizin de merak ettiğiniz varsa yorum kısmına alalım lütfen :D




Perşembe, Şubat 13, 2014

Merak Edilesi Yeniler

Son dönem kitap alımını minimum düzeye indirsem de hala çıkan kitapları yakından takip ediyorum. Almak için acele etmesem de aklımın bir köşesine not alıyorum. Şu sıralar kitap alımlarından soğusam da ileride yavaş yavaş alınabilir. 


Herkesin yarası vardır, ama bazılarınınki daha belirgindir…

Bambaşka hayatlara ait Claire, Will ve Teddy adında üç masum çocuğun yolları bir anda, hiç beklenmedik bir trajediyle kesişir. Önce aileleri, ardından koruyucu aileleri katledilen bu çocuklar için artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Peki, onları bir araya getiren bu sarsıcı olaylar bir rastlantı mı yoksa birbirleriyle bağlantılı gerçeklerin önemli bir halkası mıdır?

Jane Rizzoli ile Maura Isles, katledilen ailelerle ilgili araştırmalarını derinleştirdikçe uzayan sır perdesini aralayabilecek, bu çocukları bekleyen korkunç kaderi değiştirebilecekler midir?



Üstün keşif becerilerinden dolayı kralın gözde ordusuna seçilerek düşman cephesine sızan Arthur Campbell, bir sonraki adımı için emir beklemektedir. Adeta bir gölge gibi hareket ederken, babasını öldüren liderin klanına karşı yüreği intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. Ancak düşman cephesinin tam kalbinde karşısına beklenmedik bir engel çıkar. Gizli kapaklı işleri aydınlatmadaki becerisiyle ondan aşağı kalır yanı olmayan, efsanevi güzelliğiyle Anna MacDougall.

Babasının kuvvetlerine yeni katılan bu sert görünüşlü, yakışıklı adamdan etkilenen Anna, onun kendisine karşı kararlı bir tavırla kayıtsız kalışını bir meydan okuma olarak kabul etmeye hazırdır. Savaşın bir an önce bitmesini dileyen Anna, sevebileceği iyi bir adamla sakin bir hayat paylaşma hayalleri kurarken, onu gözleriyle kendine çeken ancak sözleriyle uzaklara iten bu esrarengiz şövalyeye gönlünü kaptırır. Fakat tehlike, yalan dolan ve ufukta görünen savaş, ikisini birbirlerinin tutkularını ve sırlarını öğrenmeye sürükleyince, adeta çelikten bir vücuda sahip bu savaşçı bir seçim yapmak zorunda kalır: Aşk mı? Yoksa intikam mı?


Sophıe Jordan Leydi Astrid Derring yıllar boyunca birkaç hizmetçiyle, arkadaşlarından ödünç aldığı kıyafetlerle ve katıldığı balolarda karnını doyurarak hayatını sürdürmüştür. Onu terk eden kocasının yaşattığı utancı üzerinden bir türlü atamayan Astrid, peşindeki soylu erkeklerin ahlaksız tekliflerine boyun eğmemiştir. Kocasının sahte kimlikle İskoçyada yaşadığını ve zengin bir ailenin kızıyla evleneceğini duyunca yapması gereken tek şey olduğunu düşünür: O evliliği durdurmalıdır. 

İskoçya yolunda yaşadığı talihsizlikler sonunda karşısına sert ve kibirli bir Amerikalı olan Griffin Shaw çıkar. Astrid kendini, buzdan duvarlarını eritebilecek vahşi bir adamın yardımıyla, bilmediği bir ülkede kanundan kaçarken bulacaktır...


İlk 3 kitabı birden çıkarmışlar bence güzel de olmuş. Ben ilk kitabı denemek istiyorum. 

Lauren, Chicagoda başarılı bir emlak danışmanıdır. Müşterilerinin arzu ettiği evleri, adeta onlar için yaratılmışçasına bulur ve satışlarını gerçekleştirir. Başarısını tecrübesine bağlamaktadır. Ancak bir gün aslında hiç de öyle olmadığını öğrenir. 

Lauren, güçlü bir düşünce cadısı olduğunu öğrendiğinde kariyeri ile cadılık eğitimleri arasında kalacak, üstelik verdiği kararla sadece kendi hayatını değil en yakın arkadaşının da hayatını değiştirecektir. İki arkadaş yeni bir şehirde, birçok yardımsever cadı ve cadıcıkla birlikte yeni hayatlarına bol sihir, dostluk, aşk ve hatta sürprizler katarlar. 

Uçan Süpürge Serisinin mizah dolu ilk kitabı Modern Cadıda Debora Geary, yarattığı samimi karakterlerle cadılar dünyasının perdelerini aralıyor.


Düşünceler zamanla bulanıklaşıp kaybolur ama gözler hiçbir şeyi unutmaz…

Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlovu yakalamak ve ondan kurtulmaktır.

Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Annanın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

Yirmi beşten fazla dile çevrilen ve birçok ödül alan Kan Giyinmiş Kız sizleri doğaüstü fantastik kurgunun romantik öğelerle harmanlandığı sıra dışı bir hikâyeyle tanıştırıyor.


Dilekler, gökyüzünü aydınlatan yıldızlar gibidir...
Doğum günleri, umutla sarıldığımız dileklerin gerçekleşmesini umduğumuz özel günlerdir… Aynı gün doğup birbirlerinden habersiz olan Liz, Angela ve Carole tam da bu duygularla mumlarını üflerler. Bir dilekle her şeyin değişebileceğine inanmaktan yıllar önce vazgeçen bu üç kadın, son bir umutla dileklerine sımsıkı sarılırlar. Ve kader, hayatı, aşkı ve mutluluğu yeniden yaşamak isteyen bu üç kadının seslenişine duyarsız kalmaz...

Nina Grey, şeytanlarla yaptığı savaşın yaralarını yeni yeni sarıyordu. Geçmişte olanlar çok uzakta kalmış gibiydi. Hem okuluna devam ediyor hem de babasından kalan şirketin başına geçmek için hazırlanıyordu. Her şey normale dönmüştü, geceleri gördüğü kâbuslar dışında...

Nina ve nişanlısı Jared için bu kâbusların tek bir anlamı vardı: Yaklaşan tehlike ve Şeytanlarla yapılacak olası bir savaş… Tatlı Belanın yazarı Jamie McGuire, Providence üçlemesinin ikinci romanı Cehennemde hem içinizi ısıtacak hem de tüylerinizi diken diken edecek!

Yatağındaki Düşmandan… Leydi Amelia Sutherland, Duncan MacLean gibi bir adama boyun eğmektense ölmeyi tercih ederdi. Ancak acımasız İskoçyalı savaşçı yatağının yanında dikilirken seçim şansı yoktu pek. Alev alev yanan gözleri, gerilmiş kasları ve parlayan savaş baltasıyla Duncan, azılı düşmanı Richard Bennettı öldürmeye gelmişti fakat onun yerine nişanlısı, güzel ve masum Ameliayla karşılaşınca onu kaçırmaya karar verecekti… Kollarındaki Âşığa…

Duncan, sevdiği kadını öldüren Bennetttan gelinini çalarak istediği kusursuz intikamı alabileceğini düşünüyordu. Ancak Leydi Amelia bu intikam planında bir piyondan fazlası olduğunu ispatlayacak: cesareti ve güzelliğiyle, Duncanın ruhunda kimsenin ulaşamadığı bir yere dokunacaktı. Amelia da onu tutsak eden İskoçyalıya boyun eğip âşık olduğundaysa gerçek savaş başlayacaktı.



Dünyada birbiri için yaratılmış kaç insan vardır? 

Ruh ikizleri; yalnızca onlar bu büyüyü taşır. Toprağa düşen yıldırım kadar nadir gelirler dünyaya. Ama bir araya gelip âşık olduklarında... İşte o zaman, toprak ikiye bölünür. Gökyüzü deryaya, derya ateşe hücum eder. Kargaşa yağar evrenin her bir köşesine, sel olur...

Zarlar atılır, yıldızlar kesişir; ardından Poppy ve Noah düşürür toprağa o ilk kıvılcımı. Fakat o şey, iki büyülü ruhun karşısında durmaktadır, sanki görünmez bir duvar gibi. Felaket, kıyamet, ölüm; engelleyebilir mi kucaklaşmasını alacakaranlıkla gecenin?


Geçmişle barışmadan AŞK için savaşamazsın!

Aslı kocasından boşanmış, ölü bir bebek doğurduğu için ciddi psikolojik sorunlar yaşamış, doğup büyüdüğü şehir ve geçmişiyle travmatik bir ilişkisi olan bir kadındır. En yakın arkadaşı Sibelin on dokuz yaşındaki oğlu Cem, geçici bir süre Aslının yanında kalacaktır. Tam bu esnada ülkeyi sarsmaya başlayan isyanlar Aslının hayatını da etkiler. Cemi korumak adına kendini olayların içine atan Aslı, hem kendi gençliğini hatırlar, hem de yepyeni bir nesille tanışıp bir dönüşüm yaşamaya başlar. Kalbini Gezi Parkı olayları sırasında tanıştığı ve kendinden on iki yaş küçük Ufuka kaptırınca durum iyice karışır, çünkü Ufuk da Aslıyla aynı şehirde doğup büyümüştür. Ufuk, Aslıyı Mersine davet ettiğinde Aslının dünyası altüst olur. Travmatik geçmiş, âşık olunan adamın siluetinde bir bombaya dönüşür, çünkü Aslının geçmişinde yüzleşmekten kaçındığı sırlar vardır. Aslı aşkın gücüyle çıktığı bu yolculukta geçmişini yenip yepyeni bir hayata merhaba diyebilecek midir, yoksa kendi içine daha fazla kapanıp aşkı yok mu sayacaktır?

Pazar, Ocak 12, 2014

Tracy Anne Warren - Geceyarısı Tutkusu (Üşengeç Yorumcu 11)



Satın almak için tıklayın

Yorum:

Geceyarısı Tutkusu kitabını okuyup da bitirdiğim ilk anda bazı insanlar yazmak için doğuyorlar diye düşündüm. Yazmak ve bizi bu kadar etkisi altına almak için varlar sanki. Aynı Tracy Ann Warren gibi. Kadın her kitabında daha iyisi olmaz derken beni daha da şaşırtıyor. Daha 3 kitabı çıktı ama şimdiden beni kendisine fan yaptı.

Kitap öyle aman aman konular ya da değişik karakterler içermiyor.Fakat okurken sizi o kadar kendisine bağlıyor ki zorunlu verilen aralarda bile arayı verdiğinize pişman oluyorsunuz.O kadar ki sabah erkenden işe gideceğimi bile bile kitabı bitiremeden yatamadım. Tabi sonuç malum daha serviste uyuyakaldım. Ama bu kitap için değer bence.

Yahu şu Warren nasıl bir kitap yazmışsa 145 ile 150. sayfaların arasında huşu içinde kaldım. Bildiğiniz transa geçtim. Karakterleri öyle bir anlatmış ki oturduğum yerden aşık olasım geldi. Kit, Eliza ve diğerlerinin betimlenmeleri sayesinde hepsi film karakterleri gibi gözümde canlandılar ve kendimi birden o dönemde buldum. Hatta Kit'in yediklerinin tadını bile yer yer damağımda hissettim diyebilirim.

Bilmiyorum. Beni bu kitapta etkileyen farklı bir büyü vardı. Sanki uzun zamandır okuduğum kitaplarda eksik olan birşeyi tamamladı.

Eliza ve Kit, Viloet ve Adrian vb. Hepsi ayrı ayrı keyifliydi. Aslında konu olarak beni şaşırttığını söyleyemem. Yani güzelliği sönüklüğünün altına gizlenmiş bir genç kız ve yakışıklı soylumuz. Kapağı ters çevirdiğinizde bırakılmayan etki bu kitap da son yazısında yaşandı. O bitti ve bende bittim :) 

Son olarak kimileri kapağı pek beğenmese de cidden ben bayıldım. Gökyüzü ve deniz bir yanda Kit ve Eliza bir yanda... 

Puan:

* * *
Eliza Hammond huysuz, bakımsız ve içine kapanık biri olarak herkesin köşe bucak kaçtığı biriydi. Ne var ki teyzesinden kalan büyük miras sayesinde bir anda bekarların gözdesi oluverdi. Artık en çok korktuğu şey aynada çirkin görünmek değil, açgözlü servet avcılarının tuzağına düşmekti. 

En yakın arkadaşının tereddütler yaşadığını gören Violet, Eliza'yı yakın akrabası Lord Christopher diğer adıyla "Kit" Winter'ın ilişkiler konusunda uzman ellerine teslim eder. Kit, Eliza'yı herkesi etkileyebilecek güzel bir kadına dönüştürecektir. Ancak bir problem vardır: Eliza kendisine koca bulmaya çalışan bu adama sırılsıklam aşıktır. Eliza'nın Kit'ten gizli aşk dersleri almaya başlamasıyla ateşli ve tutkulu öpücükler havada uçuşmaya başlar. Kit Eliza'nın bitmek tükenmek bilmeyen arzularına karşı yenilgiyi kabul eder. Fakat eğer yüreğindeki aşkı dile getirmemekte ısrar ederse güzel leydisini sonsuza dek kaybedecektir.

Salı, Ocak 07, 2014

Vicky Dreiling - Cesaretin Var Mı? (Yorum)


Satın almak için tıklayınız

Yorumum:

Evetttt benim için çok ilginç olan bir kitap okudum. Şimdi bakalım nasıl yorumlayacağım.

Bir yanım kitabı çook sevdi, diğer yanımda çok hoşlanmadı. Karışık duygular içindeyim. İlk önce hoşlanmadıklarımı yazayım.

Gördüğüm yorumlarda sanırım farklı bir kitap bekledim. Biraz da konusundan kaynaklı. Konu olarak çok güzeldi ama biraz fazla uzatılmış buldum. Belki 100 sayfa olmasa daha iyi olabilirmiş. Maalesef bir yerden sonra tekrar kaçınılmaz. 

Ondan sonra kadın karakter beni birazcık zorladı. Maşallah kadın tazı gibi, ne burun var ya. Sürekli adamdan gelen kokuları söyleyip duruyor. Kızım git bir parfümcüde çalış harcanıyorsun bak. Cidden esprisi neyse de sıkmaya başladı bir kaç seferden sonra. Hayır ben sandal ağacı, bilmem ne, nasıl kokuyor bilmiyorum ki bu kadar çok yazınca adamın kokusunu mu duyacağım.

Sonracağıma her ne kadar dönem kitabı olsa da biraz lakayt buldum. Tabi ki sizli bizli ağır tarihilerden beklemiyordum ama olması gereken ağırlık eksikti sanki. Gözüme batan yerler oldu. Kızın ya da adamın konuşmaları, davranışları, düşesin tavrı ve konuşmaları vs. Sanki fazla araştırmadan ya da okumadan yazmış. Ya da ne bileyim belki fark yaratmak istedi ama aşırısı her şeyde olduğu gibi hoş olmamış.

Pazar, Ocak 05, 2014

Pamela Clare - Aşka Adanmış Bir Gün (Üşengeç Yorumcu 9)



Satın almak için tıklayınız

Yorum:

Yahu bu kadın gerçekten yazmayı biliyor. Kitabı ilk elime aldığımdan son sayfasını kapatana kadar zaman nasıl akıp da geçti anlamadım bile.

Cannor McKinnon kardeşleri gibi güçlü, yakışıklı ve fazlasıyla tutku dolu bir adam. Ailenin en küçüğü olmasında da kaynaklı bir başına buyurukluğu yok değil. Asi ve çabuk ateşlenen bir mizacı var. Yani Sarah'ın tam tersi. 
Sarah ailesi tarafından el üstünde tutulmuş bir kız. Aynı zaman da ilk kitaptan beri isitkrarla kötü adam rölünü oynayan William Wentworthten'in de yiğeni. 
Bu kitabı okurken diğer kitaplarla nednese bir tutamadım. Çünkü seriyi sevsem de bu kitap yüreğimin farklı bir yerine dokundu.Sarah'ın tüm o yaşadıkları. Her sayfada yüreğim Sarah için daha da bir burkuldu. Kitabın ortasına kadar Sarah'a hayran olmadıysanız sonu da size göre olmayacaktır diyebilirim. Çünkü başı itibariyle sizi içine almazsa sonu da size sıkıcı gelebilir. Bu kitap gereksiz kavgaların ya da kurlaşmaların yer aldığı bir kitap değil. Hele hele masum, tatlı ve sünepe kızları içeren bir kitap hiç değil. Pamela bir kızın yaşayabileceği korkuları historical içerisinde anlatabileceği en iyi şekilde anlatmış bence. Evlilliğinin ilk gecesi de dahil.

Evet, kitap historical özelliklerini barındırıyor. Fakat çokça saf bir kızın başına gelebilecek en kötü şeylerin içinde bir aşkı yeşertmesini anlatmakta. En azından bende öyle bir his bıraktı.

Sarah ve Cannor'a tek kelimeyle bayıldım. Hatta kitabın sonunda William'ın bile bir kitabı olabilir diye düşünürken buldum kendimi. Çünkü bazen kötü zannedilen ve hatta kötü olan insanlar için bile içinde iyiliklerini barındırabilecekleri birilerinin olabileceğini görmemi sağladı. Bir çok historical'ın aksine bu kitap bana keyifle geçen birkaç saatten daha fazlasını kattı.


Puan:

* * *
Tutku bir kez alev aldı mı onu söndürmek ya da varlığını inkar etmek zordur.

Connor MacKinnon, komutanı Lord William Wentworth'ten öyle nefret etmektedir ki Wentworth'ün yeğenini bir Şavninin esaretinden kurtarmakla görevlendirildiğinde kızın da tıpkı dayısı gibi aşağılık biri olduğunu düşünür. Ancak karşısında gördüğü kadın cesur ve güzel fakat çevresi tehlikelerle sarılıdır. Sarah'yı kurtarmanın tek yolu ise onu kaçıran ve üzerinde kötü emelleri olan hain savaşçının ellerinden onu bir şekilde geri almaktır.

Londra'da yasaklarla büyüyen ve kendini bir anda bir trajedinin ortasında bulan Leydi Sarah sınırdaki zorlu koşullara karşı hazırlıksız yakalanmıştır ya da belki de hazırlıksız yakalandığı, Connor için hissettiği duygulardır. Ormanı geride bıraktıklarında asıl korunmaya ihtiyacı olan kişinin Connor olduğu anlaşılır. Dayısı Lord William, Connor'ın onu kurtarmak için yaptıklarını bilse hiç düşünmez onu öldürürdü.

Ne var ki tutku bir kez alev aldı mı onu söndürmek ya da varlığını inkar etmek zordur. Aşkın izlerinin savaştaki en kötü yaradan daha derin olduğunu gören Connor'ın Sarah'yı kendi yanına çekmek için krallığa karşı gelmesi gerekecektir.

Salı, Ekim 29, 2013

Maya Banks - Sürgün (Yorum)






Orjinal Adı: Seduction of a Highland Lass
Seri Bilgisi: McCabe Trilogy #2
GoodReads Puanı: 4.26
Türkçe Yayın: Koridor
Sayfa Sayısı: 360
Çevirmen: Miray Çınar


(Fransız kapağına bayıldım ama ya)

Yorumum: 

Arkadaşımın isteği üzerine hiç aklımda yokken okumaya başladım. Vee çokta iyi olmuş. 

İlk kitapla ilgili çok şey hatırlamıyorum, puanımdan anladığım kadarıyla sevmişim. Zaten Sürgün'ü okurken yavaş yavaş hatırlamaya başladım. 2. kitabı daha da çok sevdim.

Kitabın en büyük özelliği karakterlerin neredeyse ilk dakikalarda aşık olmasıydı. Araya giren imkansızlıklar, çalınan geceler etkileyiciydi. Karakterler de tam sevdiğim gibiydi. Özellikle Keeley. Güçlü kadın karakteleri çok sevdiğim malum, Banks'te 2 kitaptır bunu çok güzel karşılıyor.

Konuyu değinmeyeceğim çünkü tanıtım yazısı tam anlamıyla anlatmış. Ki bu da her kitapta olan bir şey değil. 

Hele sonunda iki kez yüreğimi ağzıma getiren, gözlerimi dolduran yazara ne desem bilemiyorum. Çok, çok güzeldi. 

Yalnız şu dikkatimi çekti, biraz cesur sahneler vardı. Sanıyorum ülkemizde Nefes adıyla ilk kitabı çıkan Breathless serisinin ilk adımını burada atmış. Hoş ilk defa mide bulandırıcı sinir edici gelmedi ama olmasa da olurdu. Burada karakterlerin anlatımdaki önemini bir kez daha farkettim. Bu olayı daha kabul edilebilir yazmışlar. Yine de diyorum olmasa da olurdu küçük bir puan kırdım buradan.

Çeviri de gayet iyiydi. Gerçi benim takıldığım bir şey var ama ona kişisel tercih olduğundan dolayı değinmeyeceğim. Pire altında yorgan aramaya gerek yok :D

Son kitabı da sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım iki kitap arasındaki kadar fark olmaz.


Puanım:

* * *

Yüzünü avuçlarının arasına alıp gözlerine hüzünle bakması boğazını düğümlemişti. "Söylediklerin o kadar güzel ve kulağa o kadar hoş geliyor ki... Kalbim hızlanıyor, ruhum okşanıyor. Ama sonra bu duyguların benim için ne kadar imkansız olduğunun farkına varıyorum. Hiç bir zaman bana ait olmayacaksın, asker. Ben de a... Bunu uzatmak bize sadece acı verir."
Sayfa 122


"Sen beni seviyorsun."
Gannon sinirlenmişti. "Böyle bir şey söylemedim."
"Hadi, kabul et. Sen beni seviyorsun."
"Özellikle şu anda seni hiç sevmiyorum."
"O zaman daha önce seviyordun."
Derin bir nefes aldı. "Artık kaleye dönmelisin."
Sayfa 276

* * *



"İskoç tarihi aşk romanlarının parlayan yıldızı."
-Monica McCarty-

Alaric McCabe doğuştan hak edilmiş topraklar için savaşan bir klanı yönetmektedir. Artık görev gereği bir evlilik yapmaya da hazırdır. Fakat komşu bir klan liderinin kızı olan Rionna McDonaldla anlaşmaya giderken yolda pusuya düşürülür ve ölümle burun buruna gelir. Mucize eseri bir Highland meleğinin yumuşak dokunuşuyla hayata döndüğünde klanına bağlılığı ve en derin arzuları da sınanmış olur.
Kendi klanından dışlanmış olan Keeley McDonald sevdiği ve güvendiği insanların ihanetine uğramıştır. Yaralı savaşçının attan düşmesiyle Keeley bu cılız ama aynı zamanda güçlü görünen bedenin etkisinden kurtulamaz, tıpkı onun gibi Alaricin de yüreğini bir alev sarmıştır. Komplo ve tehlike çemberi onlara doğru yaklaştıkça Alaricin ne kadar imkansız görünse de bir seçim yapması gerekir: Kendi kanından olanları aldatmak pahasına bu kadının aşkına inanacak mıdır? 

Pazar, Eylül 15, 2013

Karen McCullah Lutz - Kızlar Partisi (Yorum)



Orjinal Adı: The Bachelorette Party
GoodReads Puanı: 3.70
Türkçe Yayın: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 287
Çevirmen: Ebru Balçıklı




Yorumum:

Geçen yıl okuyup face'de yayınlamıştım. Eski yorumlarımın yavaş yavaş blogda da yer almaya başlaması lazım (:


Olaya girene kadar ve bazı yerlerinde hafif sıkılsamda çik-lit türünde okuduğum bir çok kitaptan güzeldi.
Ünlü dizi yıldızı sevgilisi mihrapta kendisini bırakınca hafif bunalım takılan Zadie, en yakın arkadaşı ile hiçbir zaman anlaşamadığı kuzeni Helen'in düğünü ve haliyle bekarlığa veda partisi yüzünden kötü tökezliyor. Kısacık bir günde bütün ömre yetecek şey yaşıyor. Öncelikle kuzenin aslında sandığı kadar masum olmadığını öğreniyor, sonra da bir süredir gözüne kestirdiği öğrencisiyle yakınlaşıyor. Bu arada bu durumdan vicdan azabı duysa da, fantazilerini gerçekleştirme fırsatı bulunca kaçırmıyor (:

Tabi Helen ile Grey ayrılmasalar ve kabak Zadie'nin başına patlamasaydı daha mutlu olabilirdi. Barıştırma işi de Zadie'ye düşüyor. Neyse ki sonunda ikisini barıştırıp durumu çözüyor.
Her ne kadar öğrencisi ile yakınlaşması kötü görünse de Trevor'u sevdim. Ayrıca Zadie'de bir kısmına katıldığım güzel fikirleri olan eğlenceli bir karakterdi.

Kitapları hakkında araştırma yaparken, aslında senaryo yazarlığı yaptığını keşfettim Karen McCullah Lutz'un. Yazarın senaristliğini yaptığı filmlere gelirsek -ki bunların beşini izledim ve beğendim; 10 Things I Hate About You, Legally Blonde, She's The Man, House Bunny, The Ugly Truth, Ella Enchanted. Bu arada yazar tek kitap yazmış, neden devamı gelmemiş merak ettim...


Değerlendirmeme gelirsek:

4 -  Kesinlikle geçer not aldı...


* * *

Bir dizi oyuncusu olan nişanlısı tarafından terk edildiğinde, Los Angeles'ta lise öğretmeni olan Zadie Roberts'ın artık aşk ve romantizmle bir alakası kalmamıştı. Bir şekilde en iyi arkadaşı Grey sayesinde gerçekleşmeyen düğünün acısını üstünden atabilmişti. Bu durum Grey, Zadie'nin ciddi ve edepli kuzeniyle nişanlanana dek sürmüş, ancak sonra Zadie yeniden kendisini evlilik eğlencesinin cehenneminde bulmuştu. Helen'in sıkıcı arkadaşlarıyla geçirilecek kızlar partisinin bir işkence olacağını düşünürken, içkinin de etkisiyle çılgın bir kıza dönüşen Helen, kendisini olmayacak durumlara sokmuştu.


Kieran Kramer - Beni Uzaklarda Arama (Yorum)



Orjinal Adı: When Harry Met Molly
Seri Bilgisi: Impossible Bachelors #1
GoodReads Puanı: 3.73
Türkçe Yayın: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 403
Çevirmen: Barış Şençelebi




Yorumum:

Asır gibi uzun gelen (aslında 2 ay) bir süreden sonra historicala dönüş yapmak mükemmel. Özellikle böyle iyi kitapla.

Maalesef ki geç keşfettiğim bir kitap oldu. Ablam sağolsun öyle bir kötüledi ki vakit kaybı olur diye düşünmüştüm. Artık hangi kafada okuduysa bunu bilemiyorum resmen hakkını yemiş kitabın. İyi ki diğer yorumları da göz önüne almışım. Hatta kitap zevkimin uyuşmadığı bir kaç kişi ile bile uyuşmuş gördüm.

Bu kadar ara verdim diye midir bilmiyorum, o kadar eğlenceli bir kitaptı ki ara vermek bile zor geldi. Özellikle tarihi romanlarda böylesine eğlenceli, doğal ve ağdalı anlatımdan uzak bir kitap okudum mu hatırlamıyorum. Bir çok yerde tarihi roman okuduğumu unutup günümüz aşk romanı okuyor gibi hissettim. Tabi ki bu historical için bir eksi olarak düşünülebilir ama ben çok hoşlandım. Allah'ım demek ki o dönemde de normal konuşan insanlar varmış (ya da olduğunu düşünen bir yazar varmış) diye çokça geçirdim içimden :D 

Molly ve Harry arasındaki diyaloglar çok güzeldi. Ama en çok kızın dik durmasını ve erkeğin odun olmamasını sevdim. Tabi ki uyuzluk yaptığı yerler oldu. Özellikle geçmişten tanıştıkları ve birbirlerine gıcık oldukları düşülünce. Zaten ismi de bu açıdan çok uygundu. Birbirlerini tanıyorlar ama aslında hiç tanımıyorlar. Bu bir hafta da yakinen tanıma fırsatı buluyorlar.

Gerçi şu göz rengine takılmadım değil. Sanki kız kahverengi gözlü de gün ışığına çıkınca mavi oluyor. Tuhaf bir karar veremediler. Zaten rahmetli anası içinde bir yerde yaşıyormuş gibi bahsetti. Oralara az daha dikkat edilse çok iyi olurmuş.

Konusunu anlatmayı sevmediğim için değinmeyeceğim. Zaten arka kapakta yazıyor. Benim çok beğendiğimi bilmeniz yeter sanırım :D Farklı bir lezzet arayanlar şansını Kieran Kramer de deneyebilir (:


Değerlendirmeme gelirsek:

5 -  Bayıldım. Böylesi zor bulunur...



* * *

Alıntılar


Prens "Ulaşılmaz Bekarlar listesine bir kişi daha ekleyeceğim," dedi. "Wray'in, kadınlar tarafından mağlup edilmiş olmasaydı kaplayacağı boşluğu başka birisi dolduracak." Düşünceli bir şekilde kaşlarını kaldırdı. "O hıyar Sör Richard Bell. O kadar çok el değmemiş kızı iğfal etti ki biraz korksun, değil mi?"

* * *

En son ne zaman... Kendi olmuştu? Özgür olmuştu? Ve gerçekten mutlu olmuştu?

* * *

Harry'nin bakışları bir kez daha onun göğüslerine kaydı. "Hmm, belki de arabada şalı giysen daha iyi olur." "Elbette." Fazlasıyla açık göğüs dekoltesine baktı. "Buraya ekmek kırıntısı falan dökmek istemem."
* * *

Fakat ona duyduğu kör edici şehvete rağmen, sormadan da edemiyordu. Niçin? Niçin dudakları Molly'ninkilere dokunduğu anda heyecandan ölecek gibi oluyordu?
* * *

Harry ayağa kaktı ve Molly'nin yüzünü iki elinin arasına aldı. "Hâlâ konuşuyorsun," dedi yumuşak bir sesle. "Kendimi tutamıyorum." "Onu anladım zaten," dedi. Sesinde yine aynı tebessüm vardı.
* * *

Söylediği her bir kelimeye inanmıştı. Neredeyse bir tanrı olduğuna inanmıştı. Halbuki artık en fazla bir çocuk kadar olgun olduğunu düşünüyordu.
* * *

Ve bu günahkar hayatımda öğrendiğim bir şey varsa o da kadınların, bizim onlara ihtiyaç duyduğumuz kadar bize ihtiyaç duymadığıdır.


* * * 

Lord Harry Traemore özgür hayatın tadını çıkaran ve kesinlikle evlenme niyetinde olmayan yakışıklı bir bekardır. Fakat bir gün Prens tarafından "Ulaşılmaz Bekar" ilan edilip, romantik bir bahse katılmak zorunda bırakılır. Bahsin kuralları gayet açıktır: Bir hafta boyunca beş bekar, yanlarında onlara eşlik eden kadınlarla birlikte aynı evde yaşayacaklardır ve bahsin kazananı bir yıl boyunca evlenmeme hakkına sahip olacaktır.

Harry bu konuda kendine son derece güvenirken, yanında götürdüğü kadın onu terk edip başka bir adamla kaçar; çocukluk arkadaşı - ya da düşmanı - Leydi Molly Fairbanksin nişanlısıyla. Oldukça çekici fakat asabi olan Leydi Mollynin böyle oyunlarla hiç işi olmayacakken, bir anda kendisini bu bahsin içinde bulur. Molly, hayatta başkalarını asla umursamayan Harryye bir ders vermek niyetindeyken onu mutlu sona mı götürecekti?


Cumartesi, Mart 30, 2013

İskoç Aşkına (Maya Banks - İskoçyalı'nın Kollarında)


Maya Banks - İskoçyalı'nın Kollarında





Orjinal Adı: In Bed with a Highlander
Seri Bilgisi: McCabe Trilogy #1
GoodReads Puanı: 4.08




Yorumum

Uzun bir aradan sonra özüme dönüp, güzel bir tarihi romanla zamanımı taçlandırdım. Gerçekten özlemişim. Hele ki güzel bir kitapla devam edince tadından yenmedi.

Beyaz Dizi'lerden tanıdığım Maya Banks'ın kitabı çıkalı çok olmasına rağmen ancak sıra gelebildi. Bekletmesem çok iyi olacakmış ya neyse. 

Sahip olduğu büyük miras yüzünden erkeklerin hedefi haline gelen Mairin Stuart'ın kaldığı manastırdan kaçırılmasıyla başlayan kitap, Maririn'in Crispen'i kurtarması, Ewan ile evlenmesine ve daha sonrasına kadar gidiyor. Büyüsü kaçmasın diye konusuna fazla girmeyeceğim tabi ki.

İlk 30 sayfada çeviri sıkıntılı olunca çok korkmuştum ama sonra bir düzeldi pir düzeldi. Bu kadar romandan sonra çok özgün bir konu bulmak zor, diğer kitaplara benzeyen noktalar illa ki oluyor. O yüzden artık anlatıma bakıyorum ve yazarın anlatımı çok güzeldi. Bazı klişe durumlara iyi kılıflar giydirmiş. Mesela erkeğin her zaman öperek susturma durumu vardır, buna "Beni susturmak için benim dudaklarımı mı kullandınız?" cümlesiyle farklı bir hava katmış bence. Benzerleri de vardı, yani bu açılardan sıyrıldı diyebilirim. 

Bir de sıkılacağımı düşündüğüm bir çok yerde iyi kurtarmış. Kendine çeken bir yanı vardı. Yer yer ufak, yer yer büyük olaylarla ekseninde tuttu. 

Ewan'ı da ayrı sevdim. Burnundan kıl aldırmayan, ukala erkekleri pek sevmem. Burada dozajındaydı ki uzun saçlı olmasını bile göz ardı edebildim.

3. kitabı çok merak ediyorum ama neredeyse 1 yıl olmasına rağmen 2. kitap gelmediğine göre daha çook merak edip beklerim :(


Değerlendirmeme gelirsek;

4 - Kesinlikle geçer not aldı...



Alıntı
Onun kollarında rahat duramamıştı ama yine de onu böyle sıkıca tutarken tüm cesaretini topladı ve "Seni seviyorum," dedi."Lanet olsun, sonunda," diye mırıldandı Ewan.Mairin'in kafası karıştı. "Ne sonunda?""Bu sözler. Sonunda söyledin.""Fakat ben de yeni farkına vardım," dedi şaşkın bir şekilde."Ben zaten biliyordum," dedi Ewan halinden mutlu bir şekilde."Ben bile bilmiyordum. Sen nasıl bileceksin ki?"


* * *

Bannerlar için tıklayınız...


* * *


Mairin Stuart, yatağının kenarındaki taş zeminde diz çökmüş bir şekilde dua ediyordu. Eliyle boynundaki deri kolyenin pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi. Küçüklüğünden beri ezberlediği kelimeleri fısıldayarak her zaman yaptığı gibi bitirdi duasını. "Lütfen, Tanrım. Beni bulmalarına izin verme."

Ewan McCabe kazanmaya ant içmişti. Savaş çanları çalıyordu. Bütün klan onun emrindeydi ve Ewan ona ait olanı düşmanlarından almaya hazırdı. Ta ki bir gün ruhu masmavi gözlerinde hapsolmuş, simsiyah saçlı bir kız oğlunu kurtarıp bir anda hayatını değiştirinceye kadar. Mairin, Ewanın klanı için bir kurtuluş olabilirdi fakat yıllarca intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir adamın nazarında durum göründüğünden farklıydı.

Kralın gayrimeşru kızı olan Mairin uzun zamandır dış dünyadan uzakta. bir manastırda yaşıyordu. Ancak evlendiğinde sahip olabileceği zenginlik yüzünden kaçırıldığı gün başına gelecek felaketten habersizdi. McCabein adamları onu kurtarmış olabilirdi fakat bu aynı zamanda en büyük korkusunu da uyandırmıştı: Ewan McCabe ile evlenmek zorunda olmak… Ona direnirken aslında kendi arzularına da direndiğini fark edecekti.

"Baştan çıkarılmaya hazır olun."
Monica McCarty