Pena Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pena Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 27, 2014

RKBT 4. Gün || Jessica Sorensen "Ella ve Micha'nın Geleceği" || Yorum


Orjinal Adı: The Forever of Ella and Micha
Seri Bilgisi: The Secret #2
GoodReads Puanı: 4.14
Türkçe Yayın: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 312
Çeviri: Şerife Elif Subaş
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Ella ve Micha'nın macerası kaldığı yerden devam ediyor. İlk kitabı okuyanlar nerede kaldığını hatırlar. Ella okula dönmüş, Micha ise müzik kariyeri için gruba katılmıştı. Aradan bir süre geçiyor ve kitabımız devam ediyor. 

Her ne kadar birlikte olsalar da aralarındaki mesafe ikisinin de canını sıkmakta. Özellikle Ella'nın. O yüzden Ella kitabın başında Micha'ya sürpriz bir ziyarette bulunuyor. Micha'nın grubunda bir Naomi durumu var ki ister istemez sevgilisi olarak Ella'yı rahatsız ediyor. Her ne kadar itiraf edemese de. Yani şimdi kim olsa huzursuz olur bence, kıza hak vermeden edemedim. Tabi ki Micha'nın o şekilde bir şey yapmayacağını tahmin etmek zor değil. İlk kitabı okuduysanız nasıl aşık olduğunu hatırlarsınız. 

Bu ziyaretten sonra ise inişli çıkışlı bir yol baş gösteriyor. Bakın burada Ella'ya hak verdim. Gerçekten. Ama bu ziyaret dönüşü kıza bir haller oldu. Sürekli kendini bir uzaklaştırma, ayrılma, kendini değersiz görme durumları vardı ki canımı çok sıktı. Özellikle de Micha o kadar üzülürken. Ella'nın tutarsızlıkları beni bile çileden çıkarmışken Micha nasıl dayandı hayret ettim. Bir kısır döngüye girdiler Ella sayesinde. Tatsız bir durum, sonra yatak. Sonra bir durum daha yine yatak. Bir yerden sonra bu durum okuma isteğimi köreltmeye başladı. Çünkü ben ilk kitabı gerçekten sevmiştim. Hem de tahminimden çok. Belki hemen akabinde okuduğum için beklentimi yüksek tuttum ama ilk kitapta aldığım tadı alamadım. Bunda Ella'nın davranışları da çok etkili oldu. Konu olması açısından yazıldığını tahmin ediyorum ama sanırım o aşık ve mutlu halleri beni daha çok sevindirirdi. 

Bunlar dışında abisi Dean'ın düğünü, babası ile arasını düzeltmesi ve Blake gibi olaylarla renk katılmıştı kitaba. Dahası da var ama kalanı kitaba bırakayım değil mi :D

Sonuç olarak tek başına ele alırsam güzel bir kitaptı. Ama serinin devamı olduğunu düşünerek ilki kadar heyecanlandıramadı beni diyebilirim. Dediğim gibi hemen akabinde okudum bence bunun da bir etkisi oldu. Karakterlerle aramıza hasretlik koysam daha iyi olurdu. Gerçi Micha'yı yine sevdim. Off o da sevilmeyecek gibi değil ki ya. Ella'ya ve yaptıklarına rağmen çizgisini bozmadı, gel de sevme :D

3. kitap Lila ve Ethan'ın hikayesini anlatıyor ve de deli gibi merak ediyorum. Umarım devamı bu kitapta olduğu gibi çabucak gelir :D

Puanım:

* * *
Geleceğine odaklanıp geçmişindeki karanlığı unutmak isteyen Ella okula döner. Ancak geçmişiyle ilgili sorunlar peşini bırakmaz. Aslında onun tek istediği Micha'dır. 
Hayatta istediği her şeye ulaştığını düşünen Micha ise grubuyla sahne turundadır. Ancak içindeki bir düşünce onu rahatsız eder. Ella'dan uzaktadır ve ondan uzakta olmak sandığından daha zordur. 
Ella da Micha da bir karar vermek zorundadır. Ya sonsuza kadar birlikte olacaklar ya da birbirinden uzakta olmaya alışacaklar?




Çarşamba, Mart 26, 2014

RKBT 3. Gün || Jessica Sorensen "Ella ve Micha'nın Geleceği" || Yazar Hakkında

Kitapları New York Times ve Usa Today listelerinde üst sıralarda yer alan yazarın yeni yetişkin kategorisinde Ella ve Micha'nın Sırrı, The Coincidence of Callie and Kayden ve Breaking Nova gibi kitapları vardır. Aynı zaman Fallen Star Series, Shattered Promises, Darkness Falls, and the Death Collectors serilerinin de bulunduğu Paranormarmal kitaplar yazmaktadır. Yazmayı ve okumayı sever, aynı zamanda hevesli bir The Vampire Diaries ve Modern Family izleyicisidir. Büyük bir müzik aşığıdır, yazılarına müziklerini de dahil eder. Geniş bir müzik zevki ve kilometrelerce uzunluğunda sevdiği şarkılar listesi vardır. Favori gruplarından bazıları Chevelle, Rise Against, Alkaline Trio, Brand New, Death Cab for Cutie, Flight 409 ve Nirvana'dır. Jessica'nın "tekrar, tekrar ve tekrar" izlemekten hoşlandığı filmler Anywhere but Here, Juno, Pride and Prejudice, The Hangover ve Bad Teacher'dır.
Yazar eşi ve üç çocuğuyla birlikte Wyoming'de yaşamaktadır. Yazmadığı zamanlarda vaktini okumakla ya da ailesiyle geçirmekte.

Yazarla iletişime geçmek ya da onu takip etmek için;

Facebook: 
http://www.facebook.com/#!/pages/Jessica-Sorensen/165335743524509

Twitter: 
https://twitter.com/#!/jessFallenStar

Goodreads: 
http://www.goodreads.com/author/show/4601855.Jessica_Sorensen

Blog:
jessicasorensensblog.blogspot. com 

adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

(Not: Buna bir parantez açmasam olmadı. Aşk ve Gurur filmini seven yazar candır. Üstelik 2 çocukla hala böyle fit görünebildiği için ne desem bilemedim. Üstelik çokta güzel biri. Öff yapmayın böyle şeyler :D )













Pazartesi, Mart 24, 2014

RKBT 1. Gün || Jessica Sorensen "Ella ve Micha'nın Sırrı" || Yorum ve Çekiliş


Orjinal Adı: The Secret of Ella and Micha
Seri Bilgisi: The Secret #1
GoodReads Puanı: 4.08
Türkçe Yayın: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 320
Çeviri: Şerife Elif Subaş
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Ella ve Micha'yı ağırlayacağımız turumuzdan herkese merhaba. Ağırlamak diyorum çünkü The Secret serisinin 2. kitabı olan Ella ve Micha'nın Geleceği kitabına tur yapmaya karar verildiğinde ilk kitap olan Ella ve Micha'nın Sırrı içinde kendi aramızda bir okuma etkinliği yapmak istedik. Daha sonra tura da dahil olunca aslında iki kitabı birden incelemiş gibi olduk sanki. Ella ve Micha'nın Sırrı için ÜKG kızları tur yapmıştı tabi ki, biz sadece zaten yorumlayacağız. 

Ella ve Micha'nın Sırrı geçtiğimiz yıl henüz çıkacağına dair bir haber görmeden, kapağına vurulduğum bir kitaptı. Ki vurgun halim hala devam ediyor. Gördüğüm en güzel kapaklardan biri ve bizde de bu kapakla çıkmasına fazlaca sevinmiştim. Kitabı bu kadar iyi yansıtması da ayrıca güzel. 

Kapak hayranlığımı dile getirdikten sonra kitaba geçebilirim. Kitabımız Ella'nın köprü üzerinde geçen dakikaları ve Micha'nın onu kurtarması ile başlıyor. Neden olduğu kitapta saklı kalsın ama Ella oldukça sorunlu bir aile ile başa çıkmaya çalışıyor. Ve işte bu yükün çok ağır geldiği bir gece kendini köprüde buluyor. İçten içe Micha'nın onun için geleceğini biliyor ve sevgili Micha'mız daha ilk dakikalarda kendini sevdirerek sahneye giriş yapıyor. Daha sonra paylaşılan öpücükler ve fısıldanan sözcükler. En sonunda da Ella'nın Micha'dan kaçması. 

Evet, evet baya kaçıyor kızımız. Hem de 8 ay ortalıklarda görünmüyor. Zavallı Micha ne hallere düşüyor, söylememe bile gerek yok. Ondan sonra o üzülür ben üzülürüm, o umutlanır ben umutlanırım. Öyle de bir etkisi var Micha'nın. 

Anladığınız gibi kitapta en çok Micha'yı sevdim. Çok başka bir karakter ya. İkinci kitabı okurken de bunu teyit ettim. Ella bir yana dünyalar bir yana diyen biri. Eh öyle olunca da ister istemez, o badboy görünümünün altındaki pamuk kalbe vuruluyorsunuz. Hani zaman zaman Ella çık aradan diyesim geldi :D

Yazarın dili çok akıcı ve çeviri de başarılı olmakla birlikte tek eleştirim var ki o da "gene" kelimesinin çok sık kullanılması. Hiç haz etmediğim kelimelerdendir ve elini korkak alıştırmamış çevirmenimiz sayfa başına bir gene sığdırmış neredeyse. Belki bu kişisel bir tercih gelebilir ama bir okuyucu olarak olayı tabi ki kişiselleştireceğim. Başka türlüsünü yapamam ki. 

Bu minik eleştirim dışında çok hoşuma gitti. Hatta aldığım ve olumsuz olan duyumlara çok şaşırdım. Belki atrasiyonlu bir kitap değil ama hem dili hem de karakterleriyle kendini sevdiren bir kitap. Zaten Pena Yayınları bizi çok bekletmemiş 2. kitabı da hemen çıkarmış daha ne isteriz ki okuyucu olarak :D

Puanım:


* * *

Çekiliş

a Rafflecopter giveaway

* * *

Ella ve Micha’nın bir sırrı var ve bu sır, tüm hayatlarını değiştirecek…
Kural tanımaz, tutkulu bir karakteri olan Ella, hislerini korkmadan yaşayan bir genç kızken bir gün her şeyi arkasında bırakıp üniversiteye gider ve burada kurallara itaat eden, tüm sıkıntılarını kendine saklayan, sessiz birine dönüşür. Ancak yaz tatili yaklaşırken evinden başka gidecek bir yeri olmadığını anlayan Ella, geri döndüğünde uzun zamandır içine gömdüğü anıların ortaya çıkmasından çok korkar.
Zeki, seksi ve güvenilir Micha, Ella’ya herkesten daha yakındır, öyle ki onun en gizli sırlarını bile bilir. Micha tanıyıp sevdiği o eski Ella’yı geri istemektedir fakat genç kız evini terk ettiğinde kalbinin bir parçasını geride bıraktığından habersizdir. Micha’ya karşı duyduğu hisleri kendine bile itiraf edemeyen Ella ise her şeye baştan başlamalıdır. 
Peki Micha kaybettiği aşkını tekrar kazanabilecek mi?

Cumartesi, Mart 22, 2014

Anne Eliot - Travma Sonrası Aşk Çarpması (Üşengeç Yorumcu 14)


Orjinal Adı: Almost
GoodReads Puanı: 3.84
Türkçe Yayın: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 424
Çeviri: Fatma Zeynep Öztürk 
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

"Bazen unutmamak gerekir" diyor ya kitabın tanıtımında. Gerçekten de bu kitabın unutulmaması gerekir. Bezen bazı kitaplar belli bir kitleye hitap eder. Mesela Jeffrey Archer seven herkes Julia Garwood'ı sevmez ya da Cassandra Clare sevenlerin eline Dostoyevski aldıkları pek görülmez. Zaten farklılıklar ve en tatlı ayrımlar da en kolay böyle anlaşılır. Kitap zevkleriyle. Çünkü bu zevkler acısız ve zararsızdır. Her kitap okuru kendi çapında bir münanzaracıdır. Çünkü kendilerine göre en iyi kitap türü kendi okuduklarıdır ve bu tezle diğerlerini de aralarına katmaya çalışırlar. Mesela kardeşim. Onun 'ergenus' dediğimiz liseli karakteri pek okuduğu ve özellikle de sevdiği görülmemiştir. :) Fakat onun bu fikrini usta bir münanzaracı edasıyla Anne Eliot'un kendi çapında klasik olmaya aday kitabı Travma Sonrası Aşk Çarpması kitabıyla yıkmaya kararlıyım.

Kitabı fuardan aldığımızda yapılan birkaç yorum yüzünden okumadan takas etmek veya geri vermek istemiştim. İtiraf ediyorum ne yazık ki yorumlara aldanan bir karakterim var. Konusundan nefret edeceğimi bile bile sırf yorumlardan şans verip kesinkes nefret ettiğim  onaylanmış kitaplar var. Bu kitabı da az kalsın ters yorumlarıyla okumadan es geçecektim ve bence roman aleminin "kendi alanında ve türünde" en başarılı kitaplarından birini kaçıracaktım. Ama iyi ki Pınar'ı dilenmişim diyorum şimdi.

Jess Jordan ve Gray Porter'ı okumak çok büyük bir keyifti. Evet ergenler fakat yaşadıkları bir çok yetişkinin bile kaldıramayacağı kadar büyüktü. Kitabın ana konusu hakkında spoiler vermeyeceğim. Çünkü başkaları yapınca sinir olduğumdan kendimle ters düşmek istemiyorum. Fakat karakterlerimizi size biraz tanıtabilirim sanırım.

Jess Jordan lise öğrencisi ve staj mülakatlarında zorlu bir aday. Depresif bir karakter. Ama öyle böyle değil. New Moon'u okuyanlar Bella'nın Edward'la ayrıldıktan sonraki kabuslarını bilirler işte Jess'in de o kadar şiddetli karabasanları var. Nedenini söylemeyeceğim fakat bence depresyonu gayet mantıklı nedenlerden kaynaklıydı. Yazar o kadar ince noktadan vurmuş ki Jess'e üzülmemek elde değil. Kitabın bir yerinde öylesine içinize işleyen bir yere geliyor ki bir bakmışsınız Jess'en yakın arkadaşlarınızdan birisi olmuş bile. Gray'le olan hallerini okumak arkadaşınızın sevgilisi ile başına gelenleri size gelip anlatması gibiydi. Yer yer mutlu eden yer yer de kıskandıran :)

Gray Porter da Jess ile aynı liseye gidiyor ve aynı staj şansı için kapışıyor. Oğlumuz kızımaza göre daha neşeli bir karakter. Fakat onun kadar da içine kapanık. Biliyorum zıt şeyler ama öyle. Gray'imiz sanki Marcus (Benimle Kal), Alex (Gelin) veya Bones (Mezarla Randevu) karakterlerinin liseli hali. Büyüyünce abileri gibi olacak kesin. Liseli bir karakter ancak bu kadar tatlı, sevimli, kararlı ve aşık olunası yazılabilirdi. Kitabı sevip sevmeyeceğinizi bilemem fakat bu bir gerçek ki Anne Eliot gerçek bir karakter yaratıcısı. Konusu dışında sadece karakterleri bile kendine hayran bırakabiliyor.

Veeee gizli cevherimiz Kika. Jess'in kardeşi. Küçük yaşına rağmen Jess'in en büyük destekçisi. Ablası gece kabuslarıyla yataktan fırlayıp yanına gelince onu teselli edecek kadar kocaman bir yüreği var. Yaşıtlarına göre o kadar şımarıklık ve bencillikten uzak bir karakter ki. Bence Jess ,Kika olmadan benliğini bu kadar kolay geri kazanamazdı. Çünkü ablasına verdiği destek dışında Kika ona Gray'i verdi. Evet belki dolaylı yoldan ama olsun. Sayesinde Jess aşkı Gray ile buldu.

Kitap hakkında söyleyebileceğim son şey yüreğinize bir şekilde dokunacağı. Özellikle de kızların. Nedenini söylemeyeceğim ki merak edip sizde okuyun. Biraz kalın gibi duran bir kitap. Normalde günde 3 kitap bitirmişliğim vardır ki bu da ortalama bir kitabı 4 saatte bitirebildiğim anlamına gelir. Fakat bu kitabı 9 saatte ancak bitirebildim. Sıkıldığımdan değil. Bitecek ve devamı olmadığından Jess ve Gray'den ayrılacak alma  korkusu yüzünden ki bence Anne mutlaka devam kitabı yazmalı. İlk sayfadan itibaren sürekli "işte burda sıkılacağım, evet burası az kaldı" dedikçe kitap aktı gitti. Sizde de aynısı olur mu bilemem tabi.

Son olarak kitap biter bitmez yazarımıza facebook'tan yazı yazdım ve hemen cevapladı. Ben ne yazsam erken ya da geç mutlaka bir cevap verdi. Hatta bir ara "film izliyordum kusura bakma geç cevap verdim" bile dedi. İşte o kadar tatlı biri Anne Eliot. Bunun dışında çevirisi, edisyonu ve kapak tasarımı gayet başarılı. Kapak ilk önce anlamsız gelse de kitabı bitirdikten sonra en azından benim gözümde anlam kazandı. 

Dediğim gibi siz sever misiniz bilemem ama yazar artık takip listemde. Benden kurutuluş yok Anne. Zeynep takipte :D

Puanım:


* * *
Jess Jordanın hayatı yaşadığı bir travmayla altüst olur. Hiç arkadaşı yoktur. Hayatının önemli bir kesitini hatırlayamaz. Geceleri gözlerini her kapadığında hep aynı kâbus onu çığlıklarla uyandırır. Bu yüzden gündüzleri uyumaya çalışır ancak bu şekilde normal hayatını devam ettiremez. Bu durum onu çok yorar. Ancak Jess artık eski hayatına dönmek istiyordur ve bunun için bir plan yapar: Okuldan arkadaşı Gray Porter onun sahte sevgilisi olacaktır. Ama kusursuz olduğunu düşündüğü planı onun karşısına beklenmedik sürprizler çıkarır ve hayatının altüst olduğu o anı hatırlatır...

Pazar, Mart 02, 2014

2014 CNR Kitap Fuarı

Merhaba, merhaba, merhaba.
Dün (1 Mart) CNR Expo ilk Kitap fuarı için kapılarını açtı. Bende meraklı okuyucu olarak neredeyse görevlilerle birlikte giriş yaptım :D Bana yakın olması çok iyi oldu. Rahat rahat gezdim, yorgunluktan öldüm tabi sonrasında, resim çektim, insanlarla tanıştım. Bir de ilk gün diyedir umarım çok az ziyaretçi vardı. Kötü tabi özellikle ilk yıl olduğu için ama bizim için avantaj oldu , rahat rahat sohbet edebildik. Özellikle yayınevleriyle. 

Pena Yayınları, Martı Yayınları, Pegasus Yayınları, Epsilon Yayınları bu açıdan çok iyiydi. Bol bol konuştuk. 
Ayrıca blogger ve blogu olmayan ama netten tanıdığım bir çok kişiyle de tanıştım. Baya verimli bir gün oldu yani :D

İndirim oranları Tüyap'tan çok farklı değildi. O yüzden maalesef sadece 6 kitap aldım. Onlara geçmeden önce aldığımız duyumlara yer vereyim.

Linda Howard Martı Yayınlarından Mart sonu gibi çıkacakmış. En azından plan öyle. Umarım aksamaya uğramaz.
Sandra Brown için görüşmeler devam ediyormuş.
Martı Yayınları dünya edebiyatına açılmaya devam edecekmiş. 
Susan Elizabeth Philips Nisan gibi çıkacakmış. (Bunu ben duymadım ama SEP hayranı bir arkadaş -ki orada tanıştık- sormuş. Bana da iletti)
Ve Elizabeth Hoyt bu yıl bir kez daha gelecekmiş. Yani bu çıkan incecik kitapla 1 yıl bekleyeceğiz diye üzülmeye gerek yok :D
Ve Deli Dolu'da İsyan çıkmış. Bekleyenlere müjde

Salı, Şubat 25, 2014

Bakalım Neler Geliyor? (Tanıtım)

Yeni çıkacak kitapları yazmayı seviyorum. Bu ara baya kitap çıktığı için toplu olarak yazmak sonrasında sepet yaparken de işime yarıyor. Belki siz de henüz görmediğiniz bir kitabın çıkacağını görürsünüz (: İşte yenilerden bir kaçı.






Kalbimde Bıraktığın Boşluk Hala Dolmamıştı kitabının 2. kitabı Novella'dan geliyor. Ben ilk kitabı çokta beğenmedim ama yine de merak ediyorum.

Bazı hayallerin rengi pembedir, bazılarının ise puslu bir gri...
Annesi tarafından küçük yaşta terk edilen Trixie, kaderini baştan yazma hayaliyle yaşadığı yeri, ilk aşkını, hatta ismini bile geride bırakarak yeni bir hayata adım atar. Ünlü bir oyuncu olmak uğruna pek çok şeyden vazgeçen Trixienin yıllar sonra yolu tekrar doğduğu yere düştüğünde ise, o artık bambaşka biridir. Ancak geçen zamana rağmen ilk aşkın tadı hep canlı, hep akılda kalandır.
Genç kadın, çok istediği fakat birini seçmek zorunda olduğu iki tercih arasında sıkışıp kalır: Bir yanda şöhret olma hayalini gerçekleştirebileceği, göz kamaştıran, lüks bir hayat; diğer yanda yorgun kalbine iyi gelecek, huzur dolu gerçek bir aşk vardır. Şimdi bu zor kararı verme vaktidir.



Pena Yayınlarından sadece İlk Defa'yı okudum. Çok beğenmiştim. Bu kitapta merak ettiklerimden biri. Umarım İlk Defa gibi memnun eder (:




Nell Hawthorne çocukluk arkadaşı Kyle Callowaye âşıktır. Aşkları hiç bitmeyecek gibidir. Ancak bir gece Kyle trajik bir kaza sonucu hayatını kaybeder ve bu kaza Nelli tamamen değiştirir. Kyleın cenazesinde Nell, ilk defa Kyleın kardeşi Coltonla karşılaşır ve her ikisi de Kyleın yokluğunda hayatlarına yeni bir yön çizer. Yıllar sonra bu ikili tekrar karşılaşır; bu sefer bu karşılaşma onları hiç tahmin edemeyecekleri tatlı bir çıkmaza götürecektir.





Palto dikildiğinde on iki yaşındaydım. Terzimiz ve çok sevgili arkadaşımız Nathan, bu paltoyu 1938 senesinde, Mart ayının ilk haftasında büyükbabam için dikti. Şehrimizin özgürlüğünü yaşadığı son haftaydı, bizim de.
Hayatın en zor anında bile bir umut vardır. Ve bazen bu umut, küçük bir çocuğun yüreğine en yakın yerde hayatı selamlamayı bekleyen bir kuklanın verdiği umuttur.
Büyükbabası Varşova gettosunda hayatını yitirdiğinde Mikaya kalan yalnızca onun muhteşem paltosu değildi, aynı zamanda içi sırlarla dolu bir hazine de onun olmuştu. Mika, babasını kaybeden hasta kuzenini, daracık bir odada yaşamaya mahkum edilmiş komşularını eğlendirirken, kendini kukla gösterilerinin ortasında buluverir. O artık bütün gettonun yüzünü güldürmeyi başarabilen, aşık olduğunda yüreği kelebek gibi kanat çırpan kuklacı çocuktur. Ancak bu güzel tablo, bir Alman askerinin karşısına dikilmesi ve onu gizli bir hayatın içine çekmesiyle yerle bir olur.
Yüreğinize dokunacak, sizi alıp uzaklara götürecek ve döndüğünüzde asla eskisi gibi hissetmeyeceksiniz. Savaşın acımasız yüzüne rağmen küçük mutlulukların aslında ne kadar büyük ve değerli olduğunu anlamanızı sağlayacak bir eser.





İtiraf ediyorum, bu arkadaşın kapağına vuruldum :D
HEPİMİZ, KAYIPLARIMIZA DAYANABİLECEK ŞEKİLDE YARATILDIK…
1960ların başında, kaosun ve gizli güçlerin hüküm sürdüğü Bostonda yaşayan Daley Kardeşler için suç, aile mesleğidir.
Polis Joe, savcı Michael ve usta bir hırsız olan Ricky suçun farklı taraflarındadır, ta ki Bostonun ünlü seri katili Boğanadam çok yakınlarında bitene kadar. Onlar artık sonsuza kadar değişmelerine vesile olan bir ölümün derinlerine inmek zorundadırlar.
Entrika, rant hesapları ve iktidar hırsına bulanmış şehrin tuhaf olaylarla örülü hikâyesini okurken, iyiliğin yerle bir olup kötülüğün bir gökdelen gibi yükseldiğini hissedeceksiniz.


Bir kitabı okumuştum. Çook çekmiyorlar beni ama yine de bir ilgi uyandırıyor her yeni kitabı.

Şehri bırakıp, banliyöde yeni bir hayata başlıyorsun.
Yeni arkadaşlar, tanımadığın bir şehir, yabancısı olduğun bir okul, tekinsiz komşular.
Yeni bir hayat senin seçimlerinle şekillenecek. Vereceğin kararlar kaderini çizecek.
Yeni bir hayata başlamaya hazır mısın?
Kader diye bir şey vardır ve sizin seçimlerinizle değişir.
Bu kitabı okumaya normal bir kitap gibi birinci sayfadan başlayın. İlk bölümün sonunda, önünüze bir yol ayrımı çıkacak. Kararınızı verin ve ilgili bölüme gidin. Her bölümün sonunda seçimlerinizle kaderinizi kontrol etmeye devam edeceksiniz.
Kitabı okurken bazen hiç beklemediğiniz bir yere ulaşacak, bazen de kendinizi daha önce olduğunuz yerde bulacaksınız. Hayatın size neler hazırladığını asla bilemezsiniz. Ama şunu biliyorsunuz, iyilikler her zaman ödüllendirilmiyor ve bazen hatalı kararlar, şahane olayların başlangıcı olabiliyor. Her yolculuğun sonunda başa dönüp tekrar başlayın, unutmayın, herkes ikinci bir şansı hak eder. Yüzlerce farklı hayat sizi bekliyor.




Sizin de merak ettiğiniz varsa yorum kısmına alalım lütfen :D




Salı, Ocak 28, 2014

Cora Carmack - İlk Defa (Alıntılar)


Çok güzel diyaloglar vardı. Baya da seçmişim zaten. Alıp almamak konusunda tereddüde düşenler için seçmecelerim :D

* * *

Havayı yumuşatan Rusty oldu. “Ee... o ensest oyun ne oldu bakalım?”
Gözlerimi devirdim. “Ensest falan değil, Rusty. Aralarında kan bağı yok.”
“Fark etmez,” diye omuz silkti. “Benim de üvey annem var ve bana asılsa korkudan altıma yaparım.”
Kelsey kahkaha attı. “Bu daha çok senin gay olmanla ilgili olabilir ama.”
“Üvey anneni biliyorum. İstediği zaman bana asılabilir, haberin olsun,” dedi Cade.

Annem küçükken bir arkadaşımla aramız bozulduğunda bana bazı ilişkilerin öylece bitebileceğini söylemişti. Tıpkı bir yıldız gibi göz alıcı, parlak bir şekilde yanarlar ve sonra özel herhangi bir neden olmaksızın ömürlerini tamamlarlar. Sönerler. 

“Gel buraya,” dedi, oturmak için doğrulurken Hamlet’i göğsünden alıp kucağına yerleştirerek. Tedbirielden bırakmadan biraz uzağına oturdum.
Hamlet’i göstererek, “Bunu nasıl başardın?” diye sordum. 
“Neyi?”
“Onu öyle tutmana nasıl izin verdi?”
“O bir dişi mi?” diye sordu.
“Evet ve herkesten nefret ediyor. Özellikle de benden.” 
“Kendi kedin senden nefret mi ediyor?”
“Aramızdaki sorunları aşmaya çalışıyoruz diyelim.”
Kahkaha attı. “Belki de ona bir erkek adı verdiğin için sana gücenmiştir.”

“Davet mi bekliyorsun?” diye sordum, kapının dışında dikilen Garrick’i süzerek. “Bana bir vampir olduğunu söyleyeceğin bölüm mü geldi?”
Kıkırdadı. “Hayır. Yemin ederim soluk tenimin tek nedeni İngiliz olmam.”

Söylediği gibi yaptım ve tişörtünün altından karın kaslarının çıkıntılarını hissettiğimde neredeyse anevrizma kurbanı olacaktım.

Konuşmak için yanımdan bir adım uzaklaştığında kapısının yanındaki duvara dayandım. Seks yapmak için yaratılmadığım açıkça görülüyordu. Bu durum Tanrı’nın bana rahibe olarak yaratıldığımı ima etme şekliydi. Seni rahibeler manastırına kapatmalı, gibi bir saçmalıktı sanırım.

“Evet. Pekâlâ, belki de bu durumda seni bir Acil Servis’e götürmeliyiz.”
“Ne? Hayır!”
Kelsey ne derdi? Sevişmek amacıyla dışarı çıkıp kendini Acil Servis’te bulmak. Şansıma tüküreyim.

“Bu yüzden beni öptün, değil mi? Siz Amerikalı kızlar, hepiniz aksana bayılıyor gibisiniz,” dedi.

“Aslında bu akşama kadar hiçbir kızla barda sohbet etmemiştim.”
Ağzım açılmıştı. “Gerçekten mi?” Bu nasıl mümkün olabilirdi? O muhteşem bir adamdı. Belki de tüm kızlar henüz o bara bile girmeden kendilerini önüne atıyorlardı ve o da bu yüzden hiçbir zaman içeri girmek için bile uğraşmamıştı.

Beynimin hangi devrelerinin yandığını bilmiyordum ama kendimi tekme tokat dövesim vardı. Bilincimi kaybedene kadar yüzümü yumruklamak istiyordum. Hemen sonrasında da büyük olasılıkla bir cesaret konuşmasına bile gerek duymadan hidroklorik asit havuzuna atlayabilirdim.

Sorun değil, mesajı verdiğini umduğum bir gülümsemeyle sözlerimi bitirdim. Ama aslında, Ben manyağın biriyim, zamanın varken arkana bakmadan kaç! gibi göründüğümden emindim.

Çünkü bazen hayat biraz müziğe ihtiyaç duyar.

"Eğer eline doğru olanı yapabileceği bir fırsat daha geçse yine aynı şeyleri yapardı diye düşünüyorum. Bu öykü yüz seferin doksan dokuzunda mutsuz sonuçlanacak olsa bile tek bir seferlik mutlu sonu yakalamak için yine değer.”

Bu işin kötü sonuçlanabileceği pek çok durum vardı. Ama yine de hayatımda ilk kez kendi hayatımı bir kitap sayfasında okuduğum bir karakterin öyküsünden daha ilginç buluyordum. Ve Tanrım, öykünün sonunu bilmek istiyor muydum acaba? 

Pazartesi, Ocak 27, 2014

Cora Carmack - İlk Defa (Yorum)

Satın almak için tıklayın

Orjinal Adı: Losing It 
Seri Bilgisi: Losing It #1
GoodReads Puanı: 3.83
Türkçe Yayın: Pena Yayınları 
Sayfa Sayısı: 280
Çeviri: İmge Tan

Yorumum:

Hani bazen aksiyonsuz, yormayacak kitaplar arasınız ya, İlk Defa tam olarak öyle bir kitap. 

New Adult herkesin çok hayranı olduğu bir tür değil. En azından gözlemlediğim bu. Ama ben seviyorum. Tabi ki saçma sapan karakterler/hareketler yoksa. Gerçi benim için aksiyondan daha önemlisi dildir, hani şu alışveriş listesini bile okurum diyenler varya benim için o dili iyi olan yazarlarda geçerlidir. Bazen sevdiklerimiz bile şaşırtabiliyor orası ayrı.

İlk Defa da sevdiğim karakterleri ve espili anlatımıyla çok beğendiğim bir kitap oldu. Nasıl başladı ve bitti anlamadım. Oldukça akıcıydı. Bliss Edwards üniversite bitmeden biriyle birlikte olmak istediği için arkadaşı Kelsey'in ısrarı üzerine bara, birini tavlamaya gitmesini konu alıyor. Orada yakışıklı İngiliz Garrick'le karşılaşıyor. Tabi ki işi nihayetine erdiremiyor. Yani düşününce o kadar kolay yapabilecek olsa bu yaşa kadar beklemezdi diye düşünmeden edemedim. 

Dediğim gibi karakterleri, esprileri ve konuyu oldukça çok sevdim. Bizim 'Beyaz Dizi' tadında dediğimiz kitaplardandı. Sadece bir kaç nokta var takıldığım. 

1- Bliss'in arkadaşı Kelsey 4 yıl boyunca bu kızın durumu nasıl anlamadı? Anlatınca küçük çaplı bir şok geçiriyor ve Kelsey parti kızı(!) diye tabir edilenlerden. En azından anlatışa göre bana biraz ihtimal dışı geldi.                                                                              2- Bu kızcağız yıllarca kimseyle bu yakınlığı bulamamış, Garrick'den dakikasına etkilenmesi çok tuhafıma gitti. Fiziksel olarak. Sonuçta orası Amerika muhtemelen elini sallasan yakışıklıya çarpar. Sadece aksanına vurulduysa bu zamana kadar yanlış yerde aramış :P

Takıldım desem de bunlar küçük noktalar. Gerçi Garrick'i öyle bir anlatmış ki etkilenmemek zor :D Yine de onun dediği gibi hiçte seksi bir isim gibi gelmiyor kulağıma onu da söylemem lazım :P

Ve çevirisi çok güzeldi. 

Şimdi diğer kitapları deli gibi merak etmekle meşgulüm. Cade ve Kelsey, İlk Defa'dan tanıdıklar. Cade'in yaralı kalbini kim, nasıl onarak, Kelsey'i kim, nasıl yola getirecek meraktayım. Aslında iki tane Novella'da var onlarda çıksa ne güzel olurdu. Umut dünyası dalga geçmeyin :D

Puanım:
* * *
İLKLER ASLA UNUTULMAZ...
Üniversitenin tek bakiresi olarak mezun olmak istemeyen Bliss hızlıca birini bulup bu işi çözmeye karar verir. Mümkün olduğunca çabuk... Tek gecelik bir ilişki... Bliss o kişiyi bulur ancak gerçekten gülünç bir bahaneyle onu yatakta bırakarak kaçar. Ertesi gün sınıfa giren yeni tiyatro öğretmeni ona çok tanıdık geliyordur. Bliss tam sekiz saat önce onu yatakta bırakmıştır... Yalnız... Çıplak...