Altın Bilek Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altın Bilek Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 16, 2014

RKBT 3. Gün || Eda Tuzcalı "Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım" || Yorum


Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım turumuzun 3. gününden herkese merhaba.

Dün alıntıları paylaşmıştım sizinle, şimdi ise o güzel alıntıların çıkmasına sebep olan kitabı yorumlayacağım.

Konusunu zaten biliyorsunuz. Sude, tezi için telekızlık yapmaya başlayan kızımız. Mert ise Sude'ye gelen onca aramalar içinde onu yaptığı iş için aramayan tek kişi. Mert sadece konuşmak ister. Sude başta karşı çıksa da Mert'in içtenliğine ve ilgi çekiciliğine karşı koyamaz. Ve bir süre sonra sadece onun aramalarını bekler, sadece onunla konuşmak ister hale gelir.

Pazartesi, Eylül 15, 2014

Pazartesi, Mart 10, 2014

Paul Carson - Soğuk Çelik (Yorum)


Orjinal Adı: Cold Steel
GoodReads Puanı: 3.36
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı: 376
Çeviri: Erdem Atik
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

Uzunn zamandır polisiye okumuyordum. Zaten genellikle okuduklarım romantik gerilim olduğundan bu süre daha da uzun sayılabilir. O yüzden çok iyi geldi Soğuk Çelik kitabı.

Konusunu okuduğumda çok ilgimi çekmişti. Arka kapak yazısı zaten çekmeye yeterli. İlk sayfadan yazarın doktor da olduğunu öğrendim, tamamdır dedim. Pek de yanıltmadı. Kısaca konusundan da bahsedeyim. Dublin'de kurulan kalp vakfı Mercy hastanesinin rüya takımının doktorlarından birinin kızı Jennifer'in öldürülmesiyle başlıyor diyebiliriz. Aslında tam olarak değil ama çıkış noktası bu cinayet. Mercy hastanesi dünya çapında ses getirdiği için çok önemli. Olayların geliştiği sırada hastanenin başka bir doktoru Frack Clancy'de hayatını kaybeden hastalarla ilgili sıradışı şeylere rastlıyor ve araştırıyor. Bu spoiler sayılır mı bilmem ama bence iki olayın birbirine bağlanacağı çok belli, o yüzden sayılacağını sanmam. 

Dediğim gibi yazar doktor, okurken bunu da hissettiriyor. Tıbbi terimlere de bolca yer vermiş. Özellikle olayların başında dedektif Jim Clarke'in durumundan bahsederken oldukça bonkör davranmış. İlerleyen sayfalarda adapte olduğumdan dolayı mıdır bilmem azalmış gibi geldi. Eh yazar doktor o kadarı olur.

Aynı zamanda kitapta çokça karakter var. Bu bazı yerlerde beni zorlasa da genelinde hoşuma gitti. Zorlamasının sebebi tam heyecanlı bir yerde biten bölüm başka bir karakterden devam edince "ah hadi ama" nidalarına engel olamadım. Her karakterinde kendini sevdirmediğini göz önünde bulundurmak lazım. O yüzden o kısımları bir an önce geçmek istedim. 

Bazı olaylar tahmin edilebilir olsa da hoş bir kitaptı. Ya da benim için tahmin edilebilirdi bilmiyorum. Yine de okumaktan zevk aldım. Öyle ki diğer kitaplarını merak etmeme sebep oldu. Sıkı polisiyecileri -ki bundan kastım sadece polisiye okuyan kişiler- tatmin eder mi bilmem benim için güzel bir değişiklik oldu.

Puanım:


* * *

Dublindeki bir parkta genç bir kıza ait cansız bir beden bulunur. Kız, vahşice ölüme terk edilmiştir. Cesedin bulunuşunun ardından, olay yerine gelen ekipler, adli psikoloji uzmanının da katıldığı soruşturmayı derinleştirdikçe, bunun basit bir cinayet vakası olmadığı ortaya çıkıyordu. Bu gelişmeler hem Dublin polisi için hem de politikacılar için bir kâbusun başlangıcıydı. Bulunan kız, hükümetin en önemli projelerinden biri olan Kalp Vakfına ait Mercy Hastanesinin başına getirilen Amerikalı bir cerrahın kızıdır. 

Amerikan Hükümeti katilin bulunması için baskı yapmaya başlamışken, Mercy Hastanesinde Frank Clancy ise alışılmadık iki ölüm vakasıyla uğraşıyordu. İki soruşturmanın yönü de aynı tarafa dönmeye başladığında, işin içindeki herkes büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktı.

Paul Carson, Son Görev ve Neşterden sonra, okurlarını yeniden hastane koridorlarında büyük bir gerilimin içine sürüklüyor. İlk satırından son satırına dek temposu hiç düşmeyen Soğuk Çelik, İrlandanın en büyük suç yazarlarından biri kabul edilen ve kitapları milyonlar satan yazarın ustalık eserlerinden biri…

"Carson deha düzeyinde bir kurgu ustası ve öyküye hayat veren bir soluğu üflemeyi başarabilen nadir yeteneklerden."
-Sunday Tribune-

"Soluk kesici öyküsü ve donanımlı karakterleriyle alkışı hak ediyor."
-GQ-

"Yazar, Hannibal Lecter kadar gaddar ve kötü bir karakter yaratmış."
-Irish Times

Pazartesi, Temmuz 22, 2013

Susanna Dubot (Suzy Stewart Dubot) - Asla Başkasını Sevme (Yorum)




Orjinal Adı: Never Love Another
GoodReads Puanı: 3.14
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı: 80
Çevirmen: Mehtap Çakır




Yorumum:


Asla Başkasını Sevme tanıtımını gördüğümde ilgimi çeken bir kitaptı. Ama sayfa sayısı biraz az olunca elim gitmemişti. Geçtiğimiz günlerde Altın Bilek'in kişiye özel set hazırlığında gözümü karartıp ekledim listeye. İyi ki de eklemişim.

Yoruma geçmeden şunu söylemek istiyorum. Sakın kapağına bakmayın, sakın. Kesinlikle hatta ve kat'a. Konuyla tamamen alakasız, ergen işi duran bu kapak, 1816 yılını kesinlikle yansıtmıyor. Kitabı çok beğensem de bunu söylemesem olmazdı, gördüklerim arasında kitapla alakasız 1 numaralı kapak sanırım. 

Zaten 80 sayfalık bir kitap olduğu için konuya girmeyeceğim. Ama şunu söylemezsem olmaz, bu kısacık öykü beni yüzlerce sayfanın etkileyeceği kadar hatta daha fazla etkiledi. Bilmiyorum herkeste bu etkiyi yapar mı ama gerçekten sevdim kitabı. Yazarın kelimeleri kullanışı, 2 cümleyle duyguları bu kadar güzel yansıtması çok hoşuma gitti. Sade, yalın ve yeterli geldi. Zaten adı üstünde öykü, bir roman değil. Yine de biraz daha uzatmasını isterdim. Çevirisi de çok güzeldi daha belamı mı atıyorum bilmiyorum (:

Yazarın başka hikayelerini, romanlarını okumayı çok istesem de geleceğine dair bir ümidim yok :(

Ayrıcaaaa;

5 puan: Genel kural en az 200 sayfalık kitap okumak olsa da 150 sayfadan kısa bir kitap okuyanlara.


Değerlendirmeme gelirsek:

4.5 / 5 -  Bayıldım. Böylesi zor bulunur...



* * *

Louis ile Felixin güçlü aşkları, her şeye rağmen mutlu olmalarına yetecek miydi?..
Felix, annesine rağmen Louis ile birlikte olmaya cesaret edememiş ama kader onları birbirlerine muhtaç hale getirmişti. Şimdi Felixin başına gelenlerden sonra, Lady Atherton yumuşayacak ve bu aşka saygı gösterecek miydi?..

Uzun yıllardır pek çok takma isimle onlarca muhteşem aşk öyküsü yazan Susanna Dubot, ilk defa tüm eserlerinin kendi gerçek adıyla yayınlanmasına izin verdi. Asla Başkasını Sevme, pek çok aşk romanı arasında, kendisine film çekilme başarısı da yakalayan, yazarın ilk ve en önemli romanıdır.

Dubot, yeni romanlarıyla da aşkı ve insanlığı bize anlatmaya devam edecek...

"Sevgiyi anlatmak için, bazen çok klasik hikâyelere başvururuz, bazen de hiç olmadık kahramanların peşinden gideriz. Bu kitaptaki şaşırtıcılık, olmadık bir karakterin bize hissettirdiği bu sıradan aşkın içimizi kıpır kıpır etmesi. Derin bir duygunun sığdığı, şaşırtıcı derecede küçük bir kitap. Tebrikler Dubot!"
Boston News Bookreview


"Ah sevgili Louis, nasıl bir kadınsın sen!.."
Sally Mortbane
Pasific Newsweek Magazine


Perşembe, Temmuz 11, 2013

3. Gün || Edgar Wallace - Gizemli Ev || Yorum || Uyarlanan Filmler (Okutan Günler Blog Tur)



Orjinal Adı: The Secret House
GoodReads Puanı: 3.05
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı: 224
Çevirmen: Meryem Kutluyıldız


Yorumum:


Gizemli Ev için genel bir yorumdan hoşlandığım ve hoşlanmadığım noktalara değinmek istiyorum.

Kitabı yepyeni bir baskı, günümüze uygun bir kapak ve çeviri ile okurken şunu düşünmeden edemedim. 1917. Evet bu kitabın asıl basılış tarihi 1917. Neredeyse 100 yıllık bir geçmişi ve kurgusu olduğu düşünüldüğünde okurken hayret ettirmeyi başarıyor. Günümüzde o kadar çeşit polisiye kitap okuyup dizi izledikten sonra şaşırtıcı unsurlar bulmak çok zor. Hangimiz bir kitabı okurken katil şudur, şu şöyledir diye tahminlerde bulunmuyoruz ki. Amma velakin okurken aklınızın bir köşesinde kitabın yazılış tarihi yer ettiğinde, okumak için en geçerli sebebi oluşturuyor. 



Kendi adıma kitabı okurken aklıma hep bir dantel modeli geldi. Neden derseniz. Farklı kişiler, durumlar tek tek anlatılıp en sonunda parçaları birleştirilen bir model gibi önüme sürüldü. Modelin ne olacağını az çok tahmin ettim, tamam belki azdan biraz daha fazla ama sonuç ortaya çıktığında beğenmeme engel değildi.

Bana yetmeyen yerler oldu mu? Tabi ki oldu. Mesela dedektifimizin bazı olayları sadece tahminen bildirmesi, tabir-i caizse nokta atışı yapması, bu sonuçlara nasıl ulaştığı konusunda tereddütlere düşürdü. Acaba gerçekten iyi bir gözlem yeteneği mi yoksa dedektif T. B.'yi unutulmaz karakterler arasına sokma isteği mi? Bana sorarsanız ikisi de. Her ne kadar günümüzde herşeyi bilim ve teknolojiye dayandırmış olsak da, ince zeka ve üstün gözlem gücü her zaman ilgimizi çekmez mi?

"O olmasaydı, bugünün pek çok polisiye-gerilim yazarı henüz kurguda emekliyor olurdu," diyor arka kapağında. Belki bu kanıya tek bir eserle varmam zor ama 175 romanının 160'ı filme uyanlanmış ve King, Conolly, Child gibi yazarları etkilemiş bir isim varken ortada katılmamak elde değil. 

Kapağı ve çevirisi de çok güzel olan bu kitabı bizlere ulaştıran ve turunu yapmamızı sağlayan, Altınbilek Yayınlarına çok teşekkürler.


Değerlendirmeme gelirsek:

3.5 / 4 -  Kesinlikle geçer not aldı...



* * *

Uyarlanan Filmler

Edgar Wallace'in 175 romanının 160'ı sinemaya uyarlanmıştır. 1959-1972 yılları arasında bir Alman film şirketi tarafından çekilen filmler kendi alt türünü oluşturması sebebiyle en çok bilinenlerdir. 
İlk Alman prodüksiyonu, Edgar Wallace hikâyelerinden Der große Unbekannte ise 1927 yılında filmleştirildi. Wallace bir sonraki film Der rote Kreis’in (The Crimson Circle, 1929) prodüksiyonu Berlin’de şahsen ziyaret etti.

Pazartesi, Nisan 29, 2013

Le Chic Butik Blog Tur 1. Gün / Yorum ~ Önokuma ~ Çekiliş




Orjinal Adı: Manner Nach Mass
GoodReads Puanı: 3.50
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı: 197
Çevirmen: İlker Balkan


Yorumum;

LeChic butiğe başlarken seveceğimi biliyordum. Neden mi?
1- Konusu kesinlikle cezbedici ve merak uyandırıcı.
2- Nedense yetim muamelesi gören, çok tercih edilmeyen kitapları bağrıma basıyorum. Nitekim gerçekten de seviyorum.


Ama tabi ki bunlar kesin nedenler değil. Okurken gerçekten sevdim. Yine nedenlere mi geldik. Bir kere dili ve anlatımı zevkli. Kitabı Dori'nin ağzından dinliyoruz ama sıkmayan eğlenceli bir anlatım bu. Kendi hayatından, anne ve kardeşinden, arkadaşları Irene ve Jesi'den bahsediyor. Hatalarından, hayallerinden ve beklentilerinden. 


Konusunu kısaca söylemek gerekirse; Dori, Irene ve Jesi'nin numune satışına gitmesini konu alıyor. Ne mi satılıyor. Her tercihe göre Erkek! 


Tamam, insan haklarına, ahlaka vs vs aykırı bunu kabul ediyorum ama bunu bir köşeye bırakırsanız çok güzel bir konu. Okurken şunu gördüm ki iş ticarete dökülse bile kadınların dile getirdiği tüm istekler aynı noktalara toplanıyor. Sadakat, sevgi ve ilgi. Hangi kadın bunları istemez ki? Peki durum tam tersi olsa ne olurdu? Bunu düşünmeden edemedim çoğu kez. 


Ve bence en can alıcı nokta, "mutluluğu satın alamazsın" sonucuna bağlanması. Doğru alamazsın ama denemesi bedava :D (Ürünler bedava değil onu bilelim yine de :P)

Belki yaşım biraz büyük olduğundan belki de yazarın değindiği noktaları beğenmemden ötürü kitabı sevdim. Tabi ki mükemmel değil. Mesela son kısım bana yetmedi bir o kadar daha okumak isterdim. Diğer noktası da zamanlardaki sorun. Büyük çoğunluk Dori'nin bakış açısıyken birden olayları izliyor gibi bir şekle bürünmesi kafa karıştırıcı. Ama kimbilir belki de bilerek yapılmış bir hamledir. 

Şunu da ititaf ediyorum. Kitabın konusunu okuduğum dakika Butiğin adresi neymiş diye sordum. Ne yapayım umut dünyası!!!


Kapağını da çok beğendim. Bir kaç yurtdışı kapak görmüştüm. Kesinlikle bizim kapaığmız çok güzel. Arka kapağında yazdığı gibi "Şeker Kitaplar" dizisi varsa takip etmek isterim. Ve yazarı da. 

Zevk alarak okuduğum bu kitabı yayınlayan ve turumuza desteklerinden dolayı "Altın Bilek Yayınları"na bir kez daha teşekkür ederim.




Değerlendirmeme gelirsek;

4 - Kesinlikle geçer not aldı...




Bu güzel kitaptan 2 bölüm okumak isterseniz buyrun (:








Çekiliş içinse böyle alalım (:

a Rafflecopter giveaway




Tanıtım:

New York'ta üç arkadaş: Dori, Jesi ve Irene. Her şeye hazırlar ve sürekli Bay Doğru'yu aramaktalar.
LeChicButik’in açılışına davet edildiklerinde kendilerini bir sürprizin beklediğini biliyorlardı. LeChic’in devrim yaratacak yeni bir konsepti vardı: Erkek satmaktaydılar! Hem de her biçimde, her bedende, her renkte ve her kişilikte erkekleri vardı. Kadınlar, müstakbel eşlerini hazır alabilirler ya da kendilerine uyacak şekilde özel yaptırabilirlerdi. Her ne kadar alışılmadık bir durum olsa da üçlümüz hemen istedikleri erkekleri aramaya koyulurlar. Ancak dikkatli olun, her zaman istediğiniz ya da ihtiyaç duyduğunuz her şeyi satın almazsınız. Yanlış beden seçmişsinizdir, o renk size pek gitmiyordur ya da aldığınız belki hiç de sizin tarzınız değildir. Tabii ki çoğu kez aldıklarımızı eve getirmeden bunun farkına varamayız. Kıyafetler için geçerli olan bu durum erkekler için de geçerliydi.

Neyse ki LeChic, ürün değişimi hizmeti sunmaktaydı ve kahramanlarımız da bu hizmetten sonuna kadar faydalanacaklardı.