Matipuf'un Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Matipuf'un Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 28, 2013

Jamie McGuire - Tatlı Bela & Ayaklı Bela (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 15)


Orjinal Adı: Beautiful Disaster/Walking Disaster 
Seri Bilgisi: Beautiful # 1-2
GoodReads Puanı: 4.24 - 4.27
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları


yorumum: 

Tatlı Bela’dan sonra Ayaklı Bela’da okundu ve bitti.
Kitaplığım ağırlıklı olarak fantastik ve historicallerle doludur. İlk etapta çok da ilgimi çektiği söylenemez. Ancak baktım her yerde bir Abby-Travis (Travis özellikle) muhabbeti var. Bende bir bakayım dediğimi hatırlıyorum. Üniversite ortamı, partiler, dövüşler, zıt kutuplardaki aşıklar… Klasik bir konu hatta zamanında bol bol filmlerini izledim demiştim. Ama bir şey dürttü işte aldım ve okudum.
Okudum ve sonunda iyi ki okumuşum dedim. Evet konu klasik ama anlatım o kadar güzeldi ki, asla sıkılmadım. Abby’nin gelgitlerine çoğu zaman kızsam da, Travis gibi kuduz bir iti evcilleştirmesi bir yandan hoşuma gitti. Bir yandan da Abby’nin çok masumane gösterilmesine de takılmıştım. Aslında o kadar da sütten çıkmış ak kaşık gibi değildi. Geçmişe sünger çekip hayatına devam etmek isteyen bir genç kızdı o kadar. Travis ise, onun geride bırakmak istediği herşeyi temsil ederken bir yandan da çekiyordu. Zaten kız milleti olarak nedense olmayacak adamlara kapılır gideriz. Abby’e Travis’i adam etmesinden dolayı hayran olsam da, yine de sürünen bir Travis kafamdaki profile gitmediğinden acıyordum da. Ancak yine de O’nunla ilgili tereddütlerim vardı. İşte bilirsiniz kas yığını, dövmeli, şiddete oldukça meyilli ve aşırı sahiplenici… 
Biraz zor bir aşktı onlarınkisi, ama güzeldi. Onların hikayesini okumak oldukça eğlenceliydi. 
Şimdi gelgelelim Ayaklı Bela’ya…
Bu bir devam kitap değil, ilk kitabın Travis gözüyle anlatılmasıydı. Aynen şöyleydi: “Tamam, Abby’ye aşığım, tamam Abby anlatırken, sizi biraz korkutmuş olabilirim, ama bir de benden dinleyin. Ne hallere düştüğümü, neler düşündüğümü, yaşadığımı bir de benim ağzımdan dinleyin.”
Bu kitapla Travis’e dair tüm tereddütlerim silindi. Meğer adamımız cevhermiş de onu görecek birini arıyormuş. O kadar şiddetin ve öfkenin altında bu kadar aşkı barındırması inanılmaz gelse de, bence badboy’dan ziyade oldukça duygusal bir aşk çocuğu, romantik bir serseri. 
Yaşadıklarını abartmadan, erkek diliyle karmaşıklaştırmadan anlatmış. Onun bakış açısından okumak gözümde Travis’i farklı bir yere taşıdı. 
Kesinlikle ilk kitabın tekrarı değildi. Hani bir örnek vardır ya. Kavanoza çakıl taşlarını koyarsınız, dolu dersiniz. Ancak üzerine kum eklersiniz. Aradaki boşlukları doldurur. Tatlı Bela, çakıl taşlarıydı benim için, Ayaklı Bela ise boşlukları dolduran kumlardı.
Jamie’ye böylesine klasik sayılabilecek konuyu iki karakterin bakış açısıyla işleyerek farklı ve özel bir hikaye yaratmış olduğu için, Yabancı Yayınları’na da okumamıza olanak sağladığı için teşekkürler.

Değerlendirmeme gelirsek:

5- Bayıldım. Böylesi zor bulunur...


* * *

Tatlı Bela 

Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. 
İyi kız ve kötü çocuk... Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.

***

Ayaklı Bela 

Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et. 

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Belada esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

Cuma, Ağustos 23, 2013

Jill Shalvis - Aşka Yolculuk (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 14)


Orjinal Adı: Simply Irresistible 
Seri Bilgisi: Lucky Harbor #1
GoodReads Puanı: 3.95
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap
Sayfa Sayısı: 325
Çevirmen: Ayşe Tunca




yorumum: 

Aşk Aşk Aşk
Aşkı seviyorum, aşkı yaşamayı seviyorum ve aşkı okumayı seviyorum….
Keşke kızkardeşlerim olsaydı….
***
Jill Shalvis, Şanslı Liman serisinin ilk kitabı olan Aşka Yolculuk bitti. 
Sayfalar birbiri ardına çevirirken de, bittiğinde de aklımdan geçenler yukardaki cümlelerdi.
Seride aynı anneye sahip  üç kardeşin hikayesi anlatılıyor.
İlk kitabın konusu ortanca kardeş Maddie’ydi. Kendisi ortanca kardeş olan bir arkadaşımın dediği gibi Maddie ‘de dengeyi sağlayan kardeş. Ortancaların kaderi sanırım bu :) Ancak Maddie’nin hayatı karmaşık, sevgilisi tarafından sindirilmiş, ve fiziksel tacizine maruz kalmış, üstelik işini de kaybetmiş.
Bu esnada annesi kendisine ve kızkardeşlerine Şanslı Liman kasabasında bir otel bırakır. Maddie’de yaralarını sarmak adına Şanslı Liman’a doğru yol almaya başlar. 
İşte bu yolda her eve lazım Jax ile tanışır. Size Maddie’nin biraz sakarlığının olduğundan bahsetmemiştim dimi :) Bu tanışma ufak bir trafik kazası (neredeyse !!!) sayesinde olur. Jax, karamel gözlü,(vallahi maddie ve jill’in yalancısıyım) iri yarı, kahve dalgalı saçlı seksi mi seksi biri. Ne iş yapar bu Jax, belli değil. Bir bakıyorsun motorcu, bir bakıyorsun barmen,… devamı da var. Şimdi burda durup konuyu kapağa getirmek istiyorum. Orda pişmiş kelle gibi sırıtan adamın benim tarif ettiğim Jax’la alakası var mı? Bu nedenle ben kendi Jax’ımı seçtim. Sizde kendinizinkini seçebilirsiniz. 



Neyse efendim, kaldığım yere dönüyorum. Annelerinin oteli kızlara bıraktığı söylemiştim ama otelin durumu iyi değil ve işler hale getirmek için en heveslisi Maddie. Kendine olan güvenini kazanmak ve yeni bir hayata başlamak istiyor, birde gerçek bir aile olma isteği var. Küllerinden doğan ve gittikçe güçlenen Maddie’yi seveceğinize eminim.
Şanslı Liman küçük bir yer ve kader işte her yerde Jax’le yolu kesişiyor. Bir çoğunda oldukça komik şekilde. Artık Jax ve kızkardeşleriyle olan ilişkilerini, kitaptan okursunuz. Oldukça eğleneceğinize eminim. Minik bir spoiler vericem, istemeyen gözünü kapatsın. (ilerleyen zamanlarda bu ikisi tavşanlardan beter oluyorlar)
Washington State’de yer alan Şanslı Liman kasabasını gerçekten çok merak ettim. (gerçekten var mı bilmiyorum.) Aşk kulübesi barında bir kola içmek (biliyorum, biliyorum ama alkol kullanmıyorum), Ye beni Kafe de bir hamburger yemek ve Şanslı liman otelinde Pasifik okyanusunu izlemek isterdim. 
Sonuç olarak, orijinal kapaklar dahil tüm kapaklarındaki Jax’ı sevmedim. Ama kitabı gayet keyifli olarak okudum. Yaz aylarının verdiği rehavet içerisinde, yüzünüzde kocaman gülümsemelerle okuyacağınız hoş bir romantik komedi tarzında bir kitap olmuş. Hele ki son sayfadaki tarif çok hoş bir ayrıntı bence (merak edin :) ), birgün deneyeceğim. Umarım Nemesis Kitap serinin son kitabını da bir an önce çıkartır.
Sevgiyle kalın.

***

Alıntılar

ŞANSLI LİMAN'A HOŞGELDİNİZ!
2100 şanslı insanın evi
Ve 10,100 deniz kabuğunun

***

Aşk en beklenmedik anlarda gelir...

***

Maddie arabanın koluna sıkıca tutundu ve yutkundu.
« Bu büyük, kötü kurdun beni yediği bölüm değil dimi?»
Jax ona afacan bir bakış attı. 
« Bu seni yiyen şeylerle ilgili derdin  de ne böyle?»

***

"Eğer keşkelerin varsa," dedi Chloe, "hala hayatını boşa harcıyorsun demektir."


Değerlendirmeme gelirsek:

4 -  Kesinlikle geçer not aldı...



***

Aşka Yolculuk 

Şanslı Liman serisiyle tanışın.

Hayal kırıklığı, yeni başlangıçlar için yeşeren umutlar, eğlence, heyecan ve aşk bu kasabada sizleri bekliyor.

Maddie Moore Los Angelesdaki hareketli hayatının en önemli iki parçası olan sevgilisini ve işini kaybeder. Hayatındaki boşluğu bir daha hiç dolduramayacağını düşünürken, çok fazla tanıma imkânı bulamadığı annesinden kendisine ve farklı şehirlerde yaşayan iki kız kardeşine bir otelin miras kaldığını öğrenir. 

Oteli görmek için Şanslı Liman kasabasına doğru yola çıkar. Yolda karşılaşacağı sürprizler ve Şanslı Liman, hayatına yepyeni bir yön verecek ve ona çok önemli bir şey öğretecektir: 

Aşk en beklenmedik anlarda gelir.

Pazar, Ağustos 18, 2013

Julianna Baggott - Pür (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 13)


Orjinal Adı:  Pure
Seri Bilgisi: Pure #1
GoodReads Puanı: 3.75
Türkçe Yayın: Dex Kitap
Sayfa Sayısı: 492
Çevirmen: Tülin Er




Yorumum:

Bu aralar Dex indirimlerini kaçırmamak için elimdeki serilerin ilk kitaplarını bitirmeye çalışıyorum.:) Bizim gibi kitap canavarlarını ancak indirimler paklıyor, haksız mıyım?
Fi tarihte D&R indiriminden almış olduğum Julianna Baggott - Pür kitabını bitirdim.
Önce fiyat uygunluğu (5.63 TL) sonra da konusu biraz ilginç olduğunu düşünmem sebebiyle almıştım.
İlk elime aldığımda ne kadar kalın bir kitap (492 sf.) kısa sürede bitmez bu dediğimi anımsıyorum ve kapağı nedense çok da hoşuma gitmemişti.
Bitirdiğimde kitabı okumayı geciktirmekle haksızlık yaptığımı anladım.
Değişik bir dünya söz konusuydu. İnfilaklar denen patlamalardan sonra dünya nufusunun büyük bir çoğunluğu ölüyor. Kalanlar (Büyük bir kısmı) ise, akla hayale gelmeyecek şekilde vucut deformasyonlarına uğruyorlar. Aslında aklın mantığın alamayacağı şekilde "kaynaşıyorlar"diyelim. Taşa, toprağa, cama ya da başka bir insana veya hayvana... Bir de bundan kurtulanlar var, kubbe adı verilen yerde yaşayanlar. Bunlara Pür deniliyorlar. Hiç bir deformasyonlara uğramamış insanlar. 
Kitabın ana karakterleri olan Pressia ve Partridge'de bu iki kesimden.
Pressia İnfilaklardan nasibini almış yüzünde bir yara izi var ve patlamada bir eli oyuncak bebeğinin başıyla kaynaşmış, Partridge ise kubbeden annesini aramak kaçmış bir pür.
İkisi de mahvolmuş bir dünyada bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan geçmişlerini araştırıyorlar. 
Kitabın başları ağır ve kasvetli olmasına rağmen (kaynaşmaları ve yaşanan travmaların etkilerini anlatmasından kaynaklı) ilerledikçe hareketleniyor. Macera, entrika, ihanet, hayatta kalma savaşı ve ufakta olsa aşkın filizlenmesi... Ne ararsan var gibi yani. Başlarda sebebi bilinmeyen infilakların sebebi ve kaynağı anlaşılıyor. 
Spoiler gibi olcak ama biraz muallakta bırakarak açıklayım: Karakterlerden birinin ebeveyninin bu işte parmağı var.
Konu olarak bana farklı geldi. Anlatım olarak da oldukça akıcıydı. Genelde okuduğum kitaplar iki karakter üzerine kuruluyken burda çok sayıda karakter mevcut ve hepsinin ayrı hikayesi var. 
Bu da hoşuma giden ayrı bir nokta oldu.


Alıntılar:

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz.
Bir gün Kubbe'den çıkacağız, barış zamanında buluşmak için sizlerle.
Şimdilik uzaktan izliyoruz, merhametle...

****

Bir Pür yak ve külünü solu
Bağırsaklarını sök, kuşak olsun.
Saçlarını eğir, ip olsun.
Ve kemiklerinden, Pür sabunu yap.
Yıka yıka yıka. Bir iki üç.
Yıka yıka yıka. Benim adım Pür.

Değerlendirmeme gelirsek:

3.5 / 4 -  Kesinlikle geçer not aldı...


***
Pür 

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz.

Pressia, Infilakları ve ondan önceki hayatını hayal meyal hatırlıyor. Büyükbabasıyla birlikte yasadıkları delikte, insanlığın kaybettiği şeyleri düşünüyor: lunaparkları, sinemaları, doğum günü partilerini, anneleri ve babaları. Her şey küle döndü, hırpalandı, hiç iyileşmeyecek derecede yara aldı ve zarar gören bazı bedenler, bambaşka nesnelerle bütünlesti. Şimdi herkesin askeri eğitim görmesi gereken yaşa geldi Pressia. Tabii iki ihtimal var. Ya asker olacak ya da bedeni fazla zarar gördüyse eğitimdeki askerlerin canlı hedef
tahtası olacak. Pressianın kaçması gerek.

Bir Pür yak ve külünü solu. 

İnfilaklardan tek bir yara almadan kurtulanlar da var. Pürler. Gökyüzündeki kubbelerinde, yerdeki insanlardan daha üstün olan, sağlıklı bedenlerini ve zihinlerini koruyacak şekilde yaşıyorlar. Bir Pür olan Partridge, kendini burada kapana kısılmış ve yalnız hissediyor, bir de farklı. O da kayıplarını
düşünüyor sık sık, belki yuvası dağıldığı için. Babası duygusal olarak soğuk bir adam, ağabeyi intihar etmiş ve annesi, İnfilaklar sırasında Kubbeye adım atamadan kaybolmuş. Bu yüzden, birinin ağzından kaçan bir sözcük, annesinin hala hayatta olma olasılığını ona çıtlatınca, hayatını riske edip
Kubbeyi terk ediyor ve annesini bulmaya koyuluyor.

Pressia ve Partridge karşılaşıyorlar. Tüm dünya başlarına yıkılıyor. 

Pazar, Ağustos 11, 2013

Toni Blake - Aşkların Son Durağı (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 12)



Orjinal Adı:  Sugar Creek
Seri Bilgisi: Destiny #2
GoodReads Puanı: 4.09
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap
Sayfa Sayısı: 379
Çevirmen: Eda Tevrizci





yorumum:

Nemesis Kitap’la Rachel Gibson kitaplarıyla tanışmıştım. Tabi sonrasında devamı da geldi Mary Wine’lar, Jill Shalvis’ler ve son olarak Toni Blake’ler… Bugünkü yazımın konusu ise Toni Blake – Aşkların Son Durağı. 
Temmuz ayında çıkarmış olduğu dört kitaptan biri de Aşkların Son Durağı’ydı. Öncelikle kapak dizaynı ile oldukça dikkatimi çekti. Orijinal kapak değil, ancak orijinal kadar iyi –belki de daha iyi. :) - 
Kitap yazarın Destiny adlı serisinin ikinci kitabı. Ohio’da aynı zamanda seriye adını veren Destiny adlı bir kasabada geçiyor. Bir seriye ikinciden başlamak olmaz dedim ve öncelikle serinin ilk kitabını okudum. (Deli Dolu Bir Yaz) İlk kitapta eşi tarafından aldatıldığı için Destiny’e geri  dönen Jenny ve gençliğinde kanunlarla arası çok da hoş olmayan Mick’in hikayesi anlatılıyordu. –Unutmadan her iki kitabın da kesinlikle yetişkinlere yönelik olduğunu belirteyim- 
Aşkların Son Durağı’nda ise, önceki kitapta isimleri geçen Rachel Farris ve Mike Romo’nun hikayesi anlatılmış.  Rachel kendini yıllar önce Destiny’den Chicago’ya atmış, bir daha geri dönmek istemiyor ancak çok sevdiği büyükannesi Edna’ya yardım etmek için kendini Destiny’de bulmuş. Mike Romo ise çocukken kardeşinin kaybı nedeniyle kendini suçlayan ve içine kapanık bir polis memuru. Üstelik çapkın. İkisi de birbirlerine düşman iki ailenin çocukları. Kader ikisini bir araya getiriyor ve Destiny’nin sihri ikisini de sarıveriyor.
Hikayeyi ilk kitaba kıyasla daha çok sevdim. Her ikisinin de burunlarından kıl aldırmadan birbirlerinin karşısında dikilmelerini izlemek oldukça keyifliydi. Aralarındaki çekimden kurtulma çabaları birbirlerinden uzaklaşacaklarına daha da yakınlaştırdı. Rachel ile Mike’ın arasındaki adı konulmamış çekimin yavaş yavaş aşka dönmesini izlerken bir yandan da aileler arasındaki düşmanlığın sebebini de kitabın içinde ayrı bir hikaye olarak anlatan Edna’dan öğrendik. (Rachel kadar bende hikayeyi merak ettim. Tatlı ihtiyar Edna Rachel’ı meraktan kıvrandırmak için arkası yarın şeklinde ve canının istediği zaman anlattı.)  Ayrıca Büyükanne Edna’nın oldukça sevimli biraz da oyunbaz karakterini okumak güzeldi. 

Tam yaza uygun, kıpır kıpır, eğlenceli, bir yandan komik bir yandan romantik bir kitaptı. Elime aldığımda sayfalar birbiri ardına keyifle çevrildi. Ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum, kitap yetişkinlere yönelik ve cinsellik dozu bana göre biraz fazlaydı.

Değerlendirmem:
3,5 / 4 - Kesinlikle geçer not aldı...


***
Aşkların Son Durağı 


Yol seni götürmeden,son durağın neresi olduğunu bilemezsin..

Peşinden sürükleneceğiniz büyüleyici bir öykü..Robyn Carr


Ohio,Destinyye hoş geldiniz.

İki büyük ailenin son 50 yıldır düşman olduğu kasabaya…


Rachel Farris büyükannesine yardım etmek için yıllar sonra Destinyye döner. Yıllardır düşman oldukları aileden bir tek Mike Romo kalmıştır kasabada. Birbirleriyle karşılaşmaları uzun sürmez. Didişmekten başka bir şey bilmeyen iki düşman ailenin çocukları olarak birbirlerine iyi davranma şansları bile yoktur. Arkadaş olmaları imkânsızdır; birbirlerine âşık olma ihtimalleri ise sohbet konusu bile edilemez.



Oysa Destiny sihirli atmosferiyle fırsat kollamaktadır; onları bir araya getirmek ve hem birbirleriyle hem de geçmişleriyle barıştımak için.

Cumartesi, Temmuz 06, 2013

Lisa Kleypas - Vazgeçmem Senden (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 11)



Orjinal Adı:  Seduce Me at Sunrise
Seri Bilgisi: The Hathaways #2
GoodReads Puanı: 4.10
Türkçe Yayın: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Çevirmen: Seden Gürel


yorumum:

Bu hafta sonu kendimi resmen okumaya verdim. Birini bitirdim diğerine başladım. 
En son Lisa Kleypas'ın Vazgeçmem Senden kitabını okudum.
Historicalde çok beğendiğim yazarlardan biri ve Hathaway serisini de oldukça seviyorum. Bana Julia Quinn'in Bridgerton ailesini anımsatıyorlar. İlk kitap Amelia ve çingene Cam Rohan'ın hikayesiydi. Bu kitabın ana karakterleri olan Win ve yine çingene olan Merripen'le orda tanışmıştık. O zaman bile onların hikayesini merak etmiştim. Bu kitapta Merripen'in aileye katılışından itibaren hayatının detaylarını ve Win'le olan aşkını anlatıyor ayrıca Cam Rohan'la olan sırlarını ve ortak geçmişlerini de öğreniyoruz.
İlk kitaptaki sakin, hastalıklı Win gitmiş yerine hayatının iplerini elinde tutan, aşkını itiraf eden cesaretli ve tutkulu bir Win gelmiş. 
Merripen ise her zamanki gibi ketum, sevgisini içinde yaşamaya çalışan canından çok sevdiği Win'i kendinden bile korumaya çalışan tiplemesi devam etmiş. Tabi sonunda hatasını anlıyor. 
Bu serinin en çok sevdiğim tarafı karakterlerin bir-iki kişiyle sınırlı olmaması, ailenin bütün üyelerine detaylıca yer verilmesi. Hepsinin hikayesini okumaya bayılıyorum. Ama en çok Leo'yu merak ediyorum. Geçtiğimiz kitapta dağılan Leo bu kitapta giderek toparlanıyor, hatta 
kendine dişli birini bile buluyor. Yanılmıyorsam onun hikayesinde oldukça gülüp eğleneceğiz.
Yazarın kalemi bence oldukça iyi, sıkıcı olmayan historicaller yazıyor. 
Türü sevenlere okumalarını şiddetle tavsiye ederim.

Değerlendirmem:

Bayıldım. Böylesi zor bulunur...



****

Vazgeçmem Senden 

New York Times gazetesinin çok satan kitaplar listesinin gözde yazarından göz kamaştıran bir roman daha...

İnkâr edilen bir arzu...
Yasaklanmış, özlem dolu bir aşk...

Yakışıklı bir Çingene olan Kev Merripen uzun süredir güzel ve terbiyeli Winnifred Hathawayyi arzulamaktadır. Fakat gizemli bir kökene sahip olduğundan belirsiz geçmişinin etrafına ışık saçan hassas Wine zarar vermesinden korkar. Bu yüzden onun cazibesine karşı koymaya çalışır ve çok geçmeden genç kız ondan çok ama çok uzağa gitmek zorunda kalır.

Merripen, Win İngiltereye geri döndüğünde her ne olursa olsun aşkı inkâr eden biriymiş gibi görünmeye devam eder. Bu sırada genç kızın karşısına çekici, karşı konulmaz bir talip çıkar. Kev ya şimdi harekete geçecektir ya da asla. Fakat önce kaderine dair tehlikeli bir sırla yüzleşmesi gerekmektedir, aksi takdirde âşık olduğu kadını sonsuza dek kaybedecektir.

"Nefesinizi kesecek." 
Romantic Times

Cuma, Temmuz 05, 2013

Tarryn Fisher - Fırsatçı (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 10)



Orjinal Adı:  The Opportunist
Seri Bilgisi: Love Me With Lies
GoodReads Puanı: 4.25
Türkçe Yayın: Aspendos Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 316
Çevirmen: Meltem Türkmen


Yorumum:

Hafta sonu için hangi kitabı okusam diye düşünürken gözüme Aspendos Yayınevi'nden Fırsatçı takıldı.
İlk tanıtımı yapıldığında oldukça ilgimi çekmişti. 
Dün kitabı bitirdim.
Olivia ve Caleb’in bir garip aşk hikayeleri üzerine kurulmuş. Başlangıçta Olivia’nın Caleb’in eski bir aşkı olduğunu ve tesadüfi bir karşılaşmalarını görüyoruz. Çok ama çok kötü ayrılmışlar. Tesadüfe bakın ki Caleb bir hafıza kaybı yaşamış, Olivia bunu öğrendiğinde şok oluyor ve ikinci bir şans olarak bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Tabi Caleb’in yeni kız arkadaşı ile de çarpışması anlamına geliyor. Ama gelin görün ki kazın ayağı göründüğü gibi değil. Kimin fırsatçı olduğu tartışılır. Hikayeyi Olivia’dan dinliyoruz, bu arada sıklıkla geçmişe dönüşler var, bu sayede neler yaşanmışı yavaş yavaş öğreniyoruz. 
Kitap anlatım,kurgu ve çeviri bakımından gayet iyiydi. Kitabın sonlarına doğru heyecan tavan yaptı. Başta ki kötü ayrılışın nedenlerini ve nasılını öğrenince deli oldum. Bazen iki insanın doğru kişi olması da yetmiyormuş. O kadar severken yapılan tercihlerin insanları ne kadar uzağa savurabileceğini görüyorsunuz. Bir de bizim kader-kısmet inancımızın pekiştiğini de hissedebilirsiniz. Eğer kader de yoksa her ne yaparsan yap boşuna olayının yazıya dökülmüş bir hikayesini okudum diyebilirim.
Son sayfayı bitirip kapağını kapattığımda öylece kalakaldım. Midemde bir düğümlenme ve bir öfke, bir isyan hissiyle birlikte tabii. 
Şu yazdıklarımdan sonra kitap hakkında olumsuz düşünmeyin. Evet, kitap mutlu bir sonla, en azından benim mutlu sonumla bitmiyor. Ama gerek anlatımı, gerek sürükleyiciliği, gerekse farklı bir hikayesi ve sürpriz gelişmeleriyle kendine çekiyor.
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Değerlendirmem:

5 - Bayıldım. Böylesi zor bulunur...


***
Fırsatçı 

Kalbini sadece bir kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.


Her fırsattan istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur. 

Calebın hafızasını kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini gizli tutmaya çalışan Olivianın en büyük engeli Calebın kurnaz yeni kız arkadaşı, Leah Smithtir. 
Böylece bu iki hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. 

Peki, aşk her şeyi affeder mi?

Rashelle Workman - Uyuyan Güller (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 9)



Orjinal Adı: Sleeping Roses
Seri Bilgisi: Dead Roses
GoodReads Puanı: 3.63
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Çevirmen: Kahraman Türel 


Yorumum:

ELF Yayınları’nın yaptığı bir yarışmada kazandığım Uyuyan Güller kitabını biraz gecikmeli de olsa bitirdim.
Daha önce de yayınevinin çıkardığı KARANLIĞA DOĞRU kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. (Devamını merakla bekliyorum  )
Uyuyan Güllere gelince, konusu ve kapak görseli ile beni etkilemişti ve mutlaka okunacaklar listemde üst sıralardaydı.
Okuduklarımla kıyaslayınca bu kadar şaşırtıcı bir kitap görmedim desem yeridir diye düşünüyorum.
300 sayfa kadar ruh hastası kocasının gazabından kendini korumaya çalışan bir kadının dramını, kendini kurtarmaya çalışmasını okuduğumu sanmıştım. Bir yerde öyle gerçi ama zaman/mekan/gerçeklik çok farklı. Dram içinde bir dram söz konusu.
Hani bir çok kitapta dersiniz ya “tabi ya, ben biliyordum böyle olacağını” “tahmin ediyordum”… İddia ediyorum bu kitabı okuduğunuzda bunları diyemeyeceksiniz. 
Yazarı tebrik ediyorum. Başlarda küçük bir kısım haricinde hiçbir şekilde ipucu vermiyor. Ordan bile bağlantıyı kurup bir son kurgulamanız imkansız. Daha fazla bilgi vermek tamamını anlatmayı gerektiriyor. O nedenle fazla bir şey yazmak istemiyorum ama bir ipucu vereyim: Kitabın adı konunun aslıyla oldukça ilintili.
Ancak şuna değinmeden geçemiycem, hikaye konu bakımından süper iken okurken biraz zorlandım. Belki yazarın dilinden belki de çeviriden kaynaklıydı, emin değilim. Ama kitabın okunurluğunu aşırı etkilemiyor.
Özetle, beklenmedik, tahminsiz ve şaşırtıcı bir konuya sahip olan kitabı minik kusurlarına rağmen beğendim.


Değerlendirmem:

4 - Kesinlikle geçer not aldı...


***
                                                                           
Uyuyan Güller 

Evden hızla çıktığında başına geleceklerden habersizdi.Tek hatırladığı şiddetli bir yağmur ve kullandığı arabanın hızla kaymasıydı.

Uyuyan Güllere Övgüler

Eğer Amazonun listesinde olsaydı, bu kitaba on yıldız verirdim, o kadar güzel bir kitap" The Debut Books

"Hiç ummadığınız bir şaşırtmacayla, bu kitap, okuyup, bitirene kadar elinizden düşmeyecektir."
Cyruss 1264 

"Beklenmedik, gizemli ve olabildiğince harika! Acaba gerçekten olmuş mudur diye beni merak içinde bıraktı." 
Jek Jamison 

"Bir gerilim/heyecan romanı, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı." 
Heartsong Reviews

Linda Howard - Raintree: Cehennem (Matipuf'un Kaleminden Yorumlar - 8)




Orjinal Adı: Raintree : İnferno
Seri Bilgisi: Raintree #1
GoodReads Puanı: 3.61
Türkçe Yayın: Harlequin

                                                                     
                                                                 



Yorumum:

Harlequin'in yeni serisi olan Mystery'in çok iddialı bir şekilde Mayıs ayında görücüye çıktı biliyorsunuz. Hemde 3 farklı yazarın yazdığı harika bir üçleme ile. 
İlk kitap Linda Howard'ın kaleminden çıkmış olan Raintree: Cehennem.
Kısa sürede okuyup bitirdim. Keşke daha uzun olsaydı. 
Linda Howard gibi deneyimli bir yazarın elinden güzel bir fantastik/aşk hikayesi çıkmış. Görünürde otel/kumarhane sahibi ancak gerçekte özel yeteneklere sahip Raintree klanının lideri Dante Raintree ve Lorna Clay'in hem etraflarındaki tehlike çemberinin, hem de birbirlerine karşı hislerinin etkisiyle birbirlerine çekilmelerini eğlenceyle izledim. Baştan sona heyecan dolu, keyifle okuduğum güzel bir kitap oldu. Devam kitaplarını okumayı merakla bekliyorum. Sizlere de tavsiye ederim.

Değerlendirmem:

4 - Kesinlikle geçer not aldı...





***

Raintree Klanı tarafından bozguna uğratılmalarından iki yüz yıl sonra Ansara büyücüleri, bu en amansız düşmanlarının karşısına bir kez daha çıkmaya hazırlanıyorlardı. Dante Raintree bir kral olarak klanını korumak zorundaydı ama karşısına çıkan Lorna Clay sadece yüreğini değil, neredeyse klanına duyduğu sadakati bile sarsacaktı. Lorna'ya güvenemediği gibi ondan uzak da duramıyordu. 

Reintreeler, doğaüstü güçlere sahip olmalarının yanında, modern hayatın içinde yaşıyorlardı. Bu savaş, klanın sadakat ve ilişkilerini test edecekti.

Düşmandan gelen ilk darbede her zaman hükmettiği ateş bu kez onu yeniyordu. Dante, klanıyla birlikte, galip çıkamayabilecekleri bir kavgayla yüzleşmek zorundaydı.