5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 23, 2015

Petra Mitchell - Dokuz Mektup, Üç Fotoğraf, Bir İsim || Yorum


Yorumum:

Dokuz Mektup, Üç Fotoğraf, Bir İsim, Kahve Yayınlarının son dönem çıkan kitaplarından biri. Üstelik kendisi benim çok ama çok beğendiğim bir kitap oldu.

Petra'nın annesi Helena, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'da bulunan Amerikalı askerlerden biri olan Peter'a aşık oluyor. Tabii ki Peter'da ona. Savaşın gölgesinde de olsa büyüyor bu aşk ancak savaş bittikten sonra Peter'ın ülkesine geri dönmesi ile son bulmak zorunda kalıyor. Bu filizlenen aşk bir meyve veriyor ki o, Helena'nın aşık olduğu adamın ismine istinaden koyduğu Petra oluyor. 

Cumartesi, Mart 21, 2015

RKBT 1. Gün || Aslıhan Akagöz "Senden Bebek İstiyorum" || Yorum ve Çekiliş


Yorumum

Demek ki önyargılar gerçekten yıkılabiliyormuş dedim, "Senden Bebek İstiyorum" kitabını okuduğumda. Evet, beğendiğim nadir de olsa bazı Türk yazarlara ait kitaplar olmuştu. Fakat Aslıhan Akagöz bu tabumu tamamıyla yıktı. Tam bir romantik-komedi havasında sıkmayan bir kitap yazmış. Genelde Türkler klişe ve kendi etraflarında dönen konular yazıyorlar. Yani ya tecavüzü işliyorlar kitaplarında ya da yanlış anlaşılma dolu hikayeleri. Fakat Aslıhan tam tersini yaparak bence yeni nesil yazarları ters köşeye yatırmış. 

Karakterlerin hepsi birbirinden eğlenceli ve tatlıydılar. Özellikle bir Mert var ki beni benden aldı. Allah'ım bu kadar tatlı bir adam olabilir mi? Tam bu adam hödük dediğimde öyle bir şey yapıyor ya da söylüyor ki yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirdi. Sedef ve Mert'in o atışmalı aşk hikayelerini okumak çok keyifliydi. Yiğit ve Feyza'yı okumakta güzeldi. Ama Mert & Sedef ikilisini geçemezler. Özellikle de Sedef'in Mert için benim odunum demesi çok tatlıydı.

Kısacası o kadar tatlı bir kitaptı ki 600 küsur sayfalık kitap hangi ara bitti anlamadım. Sonunda bittiğini görmek içimi burktu. Keşke daha olsa da okusam dedim için için. Buradan Aslıhan'a duyurulur. Yani Yiğit ve Mert'in çocuklarının hikayesini yazarsan nasıl da okunur ama... Özellikle de Mert ve Sedef'in yaşlı hallerinin atışmalarını okumak çok keyifli olurdu :)


Çekiliş

a Rafflecopter giveaway


Satın almak için

Çarşamba, Mart 18, 2015

Kate Perry - Sahile Aşk Vurunca || Yorum

Künye
Orjinal Adı: Perfect for You
Seri Bilgisi: Laurel Heights #1
GoodReads Puanı: 3.83
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap 
Sayfa Sayısı: 304
Çevirmen: Pınar Polat
Puanım: 5/ 5
Kitabın Mottosu: -----

Satın almak için

Yorumum:

Sahile Aşk Vurunca okunalı baya oldu. Yorum yapsam mı diye çokça düşündüm ve sonunda ne kadar geçerse geçsin, bayıldığım bu kitaba yorum yazmaya karar verdim.

Perşembe, Ekim 09, 2014

Anna McPartlin - Gecenin Ardından Gün Doğar (Yorum)

"Gecenin Ardından Gün Doğar
Ölümün ardından yaşam doğar
En karanlık zamanlarında etrafına bak çünkü hiçbir zaman yalnız değilsin 
Seviliyorsun"

Yorum yazarken çoğu kişi gibi bende giriş cümlesinde oldukça zorlanıyorum. Özellikle bu çok sevdiğim bir kitap olunca iki katı zor oluyor. Gecenin Ardından Güneş Doğar benim için özel kitaplardan biri ve bu yüzden de ifade güçlüğü çekebilirim.

Perşembe, Eylül 04, 2014

RKBT Okuma Etkinliği: Michelle Knight - Beni Bulun (Yorum)


Martı Yayınları kitabın duyurusunu yaptığında konusunu okumak bile zor gelmişti.
Farklı bakış açılarımda yarışıyordu aynı zamanda.
11 yıl tutsaklık çok zor.
Ama nasıl hemen kitap yazmış ki? 
Televizyonlarda bu habere rastladığımı da hatırlamıyordum.
Anlayacağınız biraz ikilemle başlamıştım.
Ancak beni dağıtan bir kitap çıktı.

1 Ev, 3 Kadın, 11 Yıllık Esaret.
Kapağında yazanlar tamı tamına doğru. İnanması ne kadar zor olsa da. 
Ben okudum ama hala inanmakta zorluk çekiyorum.

Kitap ilk kaçırılan olan Michelle tarafından yazılmış. Ancak ondan öncesi ile ilgili de 
anlatacakları var Michelle'in. 
Henüz küçük yaşlarında başlayıp büyüyene kadar devam eden tacizlerden,
ailesiyle sürekli ev değiştirmesinden, doğru dürüst okula gidemediği için
sınıfta kalmasından dolayı sürekli sıra arkadaşlarından büyük olmasından,
bir süre sokakta yatmasına kadar anlatacak çok üzücü durumları var Michelle'in.
Daha sonra ise Joey adına minik oğlu dünyaya geliyor ve o zamana kadar başına
gelen en güzel şey gerçekleşmiş oluyor.
Michelle kadar çeken bir insanın mutluluğu hak ettiğini düşünüyor ve 
umarım artık işler yoluna girmeye başlamıştır diye düşünüyorsunuz ki 
işler yine yolunda gitmiyor. 
Annesinin sevgilisi Joey'i incitince devlet tarafından elinden alınıyor ve Michelle'in
kaçırılmasına uzanan süreç başlıyor.

Açıkçası buraya kadar okumak bile beni yeterince dağıtmıştı. Üstelik bu kitabın 1/3'lük
gibi bir kısmı. Kendisinden sonra 2 kızı daha kaçıran Ariel'in elinde çektiklerini okumak 
çok çok zor. O pisliğin elinde en çok çeken belki de Michelle'di. Hepsi için çok kötü ama 
emin olun. 11 yıl! Onlardan çalınan süre tam olarak 11 yıl. 

Michelle ajitasyon yapmadan anlatmış ayrıca tüm hikayesini. Ama öyle soğuk gerçekler
ki anlattığı her şeyin yüzünüze çarpmaması ve aynı etkiyi yapmaması imkansız...

Okuyun derim bu kitabı. Etkilenmeyecek insan düşünemiyorum ama siz yine de okuyun. 
Okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Puanım: 10/10

Pazartesi, Haziran 02, 2014

Sandi Lynn - Daima Aşk (Üşengeç Yorumcu 16)


Orjinal Adı: Forever Black
Seri Bilgisi: Forever #1
GoodReads Puanı: 4.01
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Sayfa Sayısı: 366
Çeviri: Hanife Albayrak

Yorum:

Kitabın tanıtımı sitelere düştüğü andan beri okumak için sabırsızlandığım bir kitaptı DAİMA AŞK. 

Sonunda kitabı aldık ve başladığım gün bitiremedim. Evet... Ben ki bir kitabı 6 saatte okuyabilen bir insanım ama bu kitabı bitiremedim. Bitirmek içimden gelmedi. 

Yazar hangi ruh haliyle bu kitabı yazdıysa bence hep o ruh halinde dolaşmalı. Bir kitapta ne ararsanız vardı. Aşk, ayrılık, gözyaşı, acıtasyon, bol bol barışma, çatlak arkadaşlar ve zengin mi zengin yakışıklı bir CEO.

Kitabı aldıktan sonra ilk sayfayı okuduğunuzda konu size sıkıcı olabilecekmiş gibi gelebilir ki bana öyle gelmişti. O yüzden kitaba ilk bölümden vuruldum diyemem. Ama sonrasına aşık oldum diyebilirim. Kitabı okuyunca fark ettim ki LYNN öyle konulara o kadar uç noktadan değinmiş ki ben alelade bir aşk romanı beklerken hikayeden biraz Kristin Hannah, biraz Slvya Day ve Sandi Lynn çıktı. 

Salı, Nisan 29, 2014

Karen Rose - Bana Aitsin (Yorum)


Orjinal Adı: You Belong to Me
Seri Bilgisi: Baltimore #1
Romantic Suspense #12
GoodReads Puanı: 4.09
Türkçe Yayın: Kanes Yayınları
Sayfa Sayısı: 528
Çeviri: Nesligül Alptekin & Tahsin Bingöl

Not: İki seriye de mensup. Ama zaten karakterler çok bağlantılı olmadığından başlamakta sıkıntı olmaz. Sadece Baltimore'den sonrası bağlanıyormuş, yayıncı o sıralamayla çıkarıyor zaten bir sorun olmaz okumanıza.

Yorumum:

Jane Casey yorumumda bu haftayı polisiye haftası yaptım demiştim. Yorum biraz geciktiği için o haftayı çoktan atlattık ama olsun :D Dallas'ların arasında tavsiye üzerine bu kitabı okudum. Aman Allah'ım o nasıl bir kitaptı. 

Geleneği bozmayarak konuya değineyim öncelikle. Dr. Lucy Trask koşuya çıktığı bir sabah kendisi için baba kadar yakın olan komşusunun cesedini bulur. Otopsi uzmanı olmasına rağmen Lucy oldukça sarsılır. Polise haber verir aynı zaman da cesedin incelemesini üzerine alır. Cesedin yüzü dağılmış, vücudu aşırı zarar görmüş, neredeyse teşhis edilemeyecek duruma sokulmuştur. Daha fazla ceset ortaya çıkarken, yavaş yavaş olaylar Lucy'ye bağlanır. Aynı zamanda davayı soruşturan dedektiflerden biri olan J. D. ile yakınlaşan Lucy, açıklamak istemediği sırlarının ortaya çıkmasına engel olamaz. 

Kitabın türü ne olursa olsun içinde aşk geçmesini isterim. Severim aşka bulanmış hikayeler okumayı. Ama sanırım ilk defa bir hikayede aşkı meşki boş verdim. Tabi ki vardı, ucundan dokunmuş yazar ama olmasa da hani nerede demezdim. Öylesine güzel bir kitaptı ki 2 gün başından kalkamadım. İtiraf ediyorum dikkatim çok çabuk dağılır, çoğu kez atladığım yerler olur kitaplarda. Özellikle gereksiz ayrıntılar beni sıkar. Ama bu sefer her satırı sindire sindire okudum.

Öyle ham bir kitaptı ki nasıl anlatsam bilemiyorum. Tamamen cinayetlere yönelik. Vahşi ve ürpertici. Ve bunu söylerken abartmıyorum. Böyle acımasız cinayetleri herkes yazmıyor. Kitabı kapattığımda kaç kişi öldü sayamadım bile. Belki sıkı bir polisiye okuyucusu değilim, bundan beterleri vardır ama benim için okuduğum en iyi polisiye kitaptı. 

Yıllardır aradığım kitabı buldum sanırım. Sonraki kitabı da okuyayım yine aynı şekilde hissedersem favorilerime bir yazar daha eklemiş olacağım. Hem de en üst sıralardan. 

Mükemmeldi işte ya daha ne diyim ki. Bir an önce "Anlatacak Kimse Kalmadı" kitabını okumam lazımm (:

Puanım:


* * *

Bir Sır Saklıyorsunuz
Üstelik Bir Seri Katilden
Hatta Katilin İzinde Olan Bir Dedektiften
Baltimore Cinayet Masası Dedektifi J.D. Fitzpatrick meslek hayatı ve Afganistan'daki görev süreci boyunca birçok vahşete tanık olmuştu. Fakat şehirde bulunan dehşet verici işkence yöntemleriyle öldürülmüş sonra da parçalanmış cesetler gibisini görmemişti. Dedektif Fitzpatrick bu sefer intikam ateşiyle yanıp tutuşan acımasız bir katille karşı karşıyadır ve Otopsi Uzmanı Dr. Lucy Trask'ın soruşturmayla alakası olabilecek bazı delilleri sakladığından şüphelenmeye başlamıştır.

Ona duyduğu ilgi, işini yapmasına engel olacak mı?

Otopsi uzmanı Dr. Lucy Trask, Dedektif Fitzpatrick'in şefkat ve sevgisine karşı koyamasa da, işle aşkı birbirine karıştırmaya hiç niyeti yoktur. Özellikle de ortalıkta gaddar bir katil kol gezerken. Ve özellikle de korkunç ölümlerle bağlantılı karanlık bir sır saklıyorken. Ne var ki bu sır Lucy Trask'ı katilin bir numaralı hedefi haline getirmiştir.



Cumartesi, Mart 22, 2014

Anne Eliot - Travma Sonrası Aşk Çarpması (Üşengeç Yorumcu 14)


Orjinal Adı: Almost
GoodReads Puanı: 3.84
Türkçe Yayın: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 424
Çeviri: Fatma Zeynep Öztürk 
Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Yorumum:

"Bazen unutmamak gerekir" diyor ya kitabın tanıtımında. Gerçekten de bu kitabın unutulmaması gerekir. Bezen bazı kitaplar belli bir kitleye hitap eder. Mesela Jeffrey Archer seven herkes Julia Garwood'ı sevmez ya da Cassandra Clare sevenlerin eline Dostoyevski aldıkları pek görülmez. Zaten farklılıklar ve en tatlı ayrımlar da en kolay böyle anlaşılır. Kitap zevkleriyle. Çünkü bu zevkler acısız ve zararsızdır. Her kitap okuru kendi çapında bir münanzaracıdır. Çünkü kendilerine göre en iyi kitap türü kendi okuduklarıdır ve bu tezle diğerlerini de aralarına katmaya çalışırlar. Mesela kardeşim. Onun 'ergenus' dediğimiz liseli karakteri pek okuduğu ve özellikle de sevdiği görülmemiştir. :) Fakat onun bu fikrini usta bir münanzaracı edasıyla Anne Eliot'un kendi çapında klasik olmaya aday kitabı Travma Sonrası Aşk Çarpması kitabıyla yıkmaya kararlıyım.

Kitabı fuardan aldığımızda yapılan birkaç yorum yüzünden okumadan takas etmek veya geri vermek istemiştim. İtiraf ediyorum ne yazık ki yorumlara aldanan bir karakterim var. Konusundan nefret edeceğimi bile bile sırf yorumlardan şans verip kesinkes nefret ettiğim  onaylanmış kitaplar var. Bu kitabı da az kalsın ters yorumlarıyla okumadan es geçecektim ve bence roman aleminin "kendi alanında ve türünde" en başarılı kitaplarından birini kaçıracaktım. Ama iyi ki Pınar'ı dilenmişim diyorum şimdi.

Jess Jordan ve Gray Porter'ı okumak çok büyük bir keyifti. Evet ergenler fakat yaşadıkları bir çok yetişkinin bile kaldıramayacağı kadar büyüktü. Kitabın ana konusu hakkında spoiler vermeyeceğim. Çünkü başkaları yapınca sinir olduğumdan kendimle ters düşmek istemiyorum. Fakat karakterlerimizi size biraz tanıtabilirim sanırım.

Jess Jordan lise öğrencisi ve staj mülakatlarında zorlu bir aday. Depresif bir karakter. Ama öyle böyle değil. New Moon'u okuyanlar Bella'nın Edward'la ayrıldıktan sonraki kabuslarını bilirler işte Jess'in de o kadar şiddetli karabasanları var. Nedenini söylemeyeceğim fakat bence depresyonu gayet mantıklı nedenlerden kaynaklıydı. Yazar o kadar ince noktadan vurmuş ki Jess'e üzülmemek elde değil. Kitabın bir yerinde öylesine içinize işleyen bir yere geliyor ki bir bakmışsınız Jess'en yakın arkadaşlarınızdan birisi olmuş bile. Gray'le olan hallerini okumak arkadaşınızın sevgilisi ile başına gelenleri size gelip anlatması gibiydi. Yer yer mutlu eden yer yer de kıskandıran :)

Gray Porter da Jess ile aynı liseye gidiyor ve aynı staj şansı için kapışıyor. Oğlumuz kızımaza göre daha neşeli bir karakter. Fakat onun kadar da içine kapanık. Biliyorum zıt şeyler ama öyle. Gray'imiz sanki Marcus (Benimle Kal), Alex (Gelin) veya Bones (Mezarla Randevu) karakterlerinin liseli hali. Büyüyünce abileri gibi olacak kesin. Liseli bir karakter ancak bu kadar tatlı, sevimli, kararlı ve aşık olunası yazılabilirdi. Kitabı sevip sevmeyeceğinizi bilemem fakat bu bir gerçek ki Anne Eliot gerçek bir karakter yaratıcısı. Konusu dışında sadece karakterleri bile kendine hayran bırakabiliyor.

Veeee gizli cevherimiz Kika. Jess'in kardeşi. Küçük yaşına rağmen Jess'in en büyük destekçisi. Ablası gece kabuslarıyla yataktan fırlayıp yanına gelince onu teselli edecek kadar kocaman bir yüreği var. Yaşıtlarına göre o kadar şımarıklık ve bencillikten uzak bir karakter ki. Bence Jess ,Kika olmadan benliğini bu kadar kolay geri kazanamazdı. Çünkü ablasına verdiği destek dışında Kika ona Gray'i verdi. Evet belki dolaylı yoldan ama olsun. Sayesinde Jess aşkı Gray ile buldu.

Kitap hakkında söyleyebileceğim son şey yüreğinize bir şekilde dokunacağı. Özellikle de kızların. Nedenini söylemeyeceğim ki merak edip sizde okuyun. Biraz kalın gibi duran bir kitap. Normalde günde 3 kitap bitirmişliğim vardır ki bu da ortalama bir kitabı 4 saatte bitirebildiğim anlamına gelir. Fakat bu kitabı 9 saatte ancak bitirebildim. Sıkıldığımdan değil. Bitecek ve devamı olmadığından Jess ve Gray'den ayrılacak alma  korkusu yüzünden ki bence Anne mutlaka devam kitabı yazmalı. İlk sayfadan itibaren sürekli "işte burda sıkılacağım, evet burası az kaldı" dedikçe kitap aktı gitti. Sizde de aynısı olur mu bilemem tabi.

Son olarak kitap biter bitmez yazarımıza facebook'tan yazı yazdım ve hemen cevapladı. Ben ne yazsam erken ya da geç mutlaka bir cevap verdi. Hatta bir ara "film izliyordum kusura bakma geç cevap verdim" bile dedi. İşte o kadar tatlı biri Anne Eliot. Bunun dışında çevirisi, edisyonu ve kapak tasarımı gayet başarılı. Kapak ilk önce anlamsız gelse de kitabı bitirdikten sonra en azından benim gözümde anlam kazandı. 

Dediğim gibi siz sever misiniz bilemem ama yazar artık takip listemde. Benden kurutuluş yok Anne. Zeynep takipte :D

Puanım:


* * *
Jess Jordanın hayatı yaşadığı bir travmayla altüst olur. Hiç arkadaşı yoktur. Hayatının önemli bir kesitini hatırlayamaz. Geceleri gözlerini her kapadığında hep aynı kâbus onu çığlıklarla uyandırır. Bu yüzden gündüzleri uyumaya çalışır ancak bu şekilde normal hayatını devam ettiremez. Bu durum onu çok yorar. Ancak Jess artık eski hayatına dönmek istiyordur ve bunun için bir plan yapar: Okuldan arkadaşı Gray Porter onun sahte sevgilisi olacaktır. Ama kusursuz olduğunu düşündüğü planı onun karşısına beklenmedik sürprizler çıkarır ve hayatının altüst olduğu o anı hatırlatır...

Salı, Mart 18, 2014

RKBT 2. Gün || Lena Diaz "Gölgeleri Kovala" || Yorum



Orjinal Adı: Simon Says Die
Seri Bilgisi: The Deadly Games Series #2
GoodReads Puanı: 4.23
Türkçe Yayın: Eksik Parça Yayınları
Sayfa Sayısı: 368
Çeviri: Cem Yurttaş
Satın almak için: Kitap Sihirbazı



Yorumum:

The Deadly Games Serisinin ilk kitabı Ölüm Falı (ki yorumuma şuradan ulaşabilirsiniz) Eksik Parça Yayınlarından çıkmıştı. Ve hatırlarsınız kitaba bayılmıştım. Bu kitapla gördüm ki Lena Diaz tek kitaplık yazarlardan değil. Yine kendisine hayran bıraktı. 

İlk kitabı okuduysanız Madison ve Pierce'i hatırlamamanız zor. Zaten ikinci kitap tanıtımı verildiğinde sinyalleri almıştık. Kitabımız bu çifti konu alıyor. 

Madison ve Pierce kısa süreli bir ilişki sonunda ayrılmışlar. Bu spoiler sayılmaz emin olun çünkü neredeyse en başından bununla başlıyor ki, böylelikle durumu anlayabiliyorsunuz. Madison takip edildiğini düşünmekte ama inatla ağabeyi Logan'dan yardım istemiyor. Bu sırada balayında olan Logan'da doğal olarak Pierce'den yardım istiyor. Gerçi bunun içinde hain planlar olabilir (: Aynı zamanda kitabımızın başlangıç olayı ama bana kalırsa çok fazla değinilmeyen Simon Diyor ki katili de işleniyor. Belki biraz hareket katılmaya çalışılmış olabilir ama açıkçası eklenmese de çok aranacak detay değildi. Polisin bu katille uğraşmasından dolayı Madison'a fazla dikkat edilmemesi sağlanmış olabilir. Benim düşüncem bu.

Konusu kısaca böyle. Gerilimi yüksek kitap polisiye bir ziyafet çekiyor. Gece başladığım kitabı bırakıp uyuyamadım. Bazı yerler vardı ki şöyle hafiften bir ürperti gelmedi değil. Ölüm Falı'nda sanki polisiyesi yetersiz gelmiş gibi demiştim ama bu kitapta döktürmüş yazar. Tam sevdiğim tarzdaydı. Gerçi bu sefer de romantizm bir parça az gibi geldi. Böyle kitaba da şikayet edilmez aslında. Çünkü karakterlere, diyaloglara ve olay örgüsüne bayıldım. 

Şimdi şöyle bir sorun var ki kitabın sonunda konusu verilen 3. kitabı deli gibi merak etmekteyim. Yine kitapta geçen ve tanıdığımız karakterler ve bu benim merakımı daha da kamçılayan bir unsur. Bakalım ne zaman kavuşacağız, umarım hasretlik çok uzun sürmez.

Puanım:

* * *

Kurtulduğunu düşündüğü geçmişi karanlıkta gizli. Pusuda ve tekrar gün yüzüne çıkmak için doğru anı bekliyor. Çıkmak ve tüm geleceğini yutmak için.
Korku sinsice tüm bedenini sararken yapabileceği tek şey, geçmişinde kaçıp gittiği birine güvenmek. Ona yardım edecek, tüm karmaşayı çözüp söylediklerine inanacak biri. Gelecek ne söylerse söylesin, neyi tehdit ederse etsin, yanından ayrılmayacağına ve onu her zaman seveceğine inandığı biri...
Peki ya geçmiş çözülemeyecek kadar karışıksa?

* * *



Pazar, Şubat 23, 2014

Nora Roberts - Paylaşılan Hayaller (Yorum)





Orjinal Adı: For Now, Forever
Seri Bilgisi: The MacGregors: Chronological order #5
GoodReads Puanı: 4.06
Türkçe Yayın: Harlequin
Sayfa Sayısı: 224
Çeviri: Nilgül Özbörek




Yorumum:

Uzun zamandır beyaz dizilere yorum yapmıyorum. Yaptıracak bir kitapta çıkmadı. Nora Roberts'i ne kadar çok sevsem de bu serisi beni pek açmadı. Ta ki Daniel MacGregor ve Anna Whitfield'e kadar :D

Diğer kitaplarda her zaman Daniel'in olduğu sahneleri daha bir severek okurum. Kitabı olduğunu duyunca seveceğimi düşünmüştüm ama bu kadarını da beklemiyordum. Okuduğum en en güzel beyaz dizilerden biriydi. Okuma sürem bile benim için bir rekor sayılabilir.

Daniel bir trafik kazası geçirdikten sonra yoğun bakıma alınıyor. Bu sırada tüm ailesi onu yalnız bırakmamak için yanına geliyor ama başından bir dakika bile ayrılmayan 40 yıllık aşkı Anna. Tam da bu yoğun bakım zamanında geçmişe dönerek bize Anna ve kendisinin mükemmel hikayesini sunuyor. 

Anna her zaman Daniel'i dizginleyen kişi olmuştu kitaplarda. Vakur ve ağırbaşlı bir doktor. Hikayeyi okurken gördüm ki Anna gençken de böylemiş. Daniel de aynısı ama. Gördüğü dakika benim olacaksın dedi ve amacına ulaştı. Ben onların hikayesini çok sevdim. Anna da Daniel de sevdiğim karakter özellikleri sergiledi. Hatta 220 sayfa az bile geldi. Koca bir roman olurmuş onlardan. Nora da kozasından çıkmış, o çok hoşlanmadığım kısıtlı anlatımından uzaklaşmış, bol diyaloglu bir kitap yazmış. Okumadıysanız bence okuyun. Daniel'in etkilemeyeceği yürek zor bulunur (:

Puanım:

* * *

İşte Daniel’in, özgür, idealist, inatçı Anna Whitfield’ı elde edişinin ve muhteşem MacGregor hanedanlığının kuruluş günlerinin hikâyesi…
Anna MacGregor kırk yıllık eşi Daniel’in başucunda geçirdiği endişe dolu saatler boyunca, her şeye burnunu sokan, küstah, büyük bir aile kurmak uğruna her türlü çöpçatanlığı yapan, azimli, enerjik, inatçı, dürüst, her şeyi tek başına yapmak isteyen ve bunu başarıp, çabalarıyla milyoner olan bu olağanüstü adamla yaşadığı flörtün her anını, yeniden yaşar...
Kendini büyük bir azimle hayaline adamış tıp öğrencisi Anna Whitfield, Daniel MacGregor’ın hayalindeki uysal ve doğurgan eş tanımına uyabilecek en son kadındı.
O hâlde neden bu küstah milyoner, hayattaki en büyük ideali başarılı bir cerrah olmak isteyen bir kadını eşi olmaya ikna etmek için uğraşıyordu?

Çarşamba, Şubat 19, 2014

Sherrilyn Kenyon - Karanlık Tutkular (Yorum)





Orjinal Adı: Night Embrace
Seri Bilgisi: Dark-Hunter #2
GoodReads Puanı: 4.24
Türkçe Yayın: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 480
Çeviri: Gizem Onat
Satın almak için: Kitap Sihirbazı


Yorumum:

Bu seriyi seviyorum. Baya baya seviyorum. Hatta sanırım hastasıyım :D Ee ne demeye bu kadar bekledin derseniz, okumaya kıyamıyorum ki. Nasılsa 1 yıl gelmeyecek biliyorum. Ama sabrın da sınırı var değil mi? 

Dark-Hunter serisi bayaaaaa uzun bir seri. Bizde ki hızı da malum. Seriyle ilgili tek tesellim her kitapta farklı karakterler olması. Beklemeyi daha katlanılabilir kılıyor. Bu kitapta 2. kitaptan tanıdığımız Talon'un hikayesi. Orada zaten ilgimi çekmişti. Vay canına dedirten bir hikayesi vardı. 

1500 yıl önce Tanrılardan birini kızdıran Talon, tüm ailesinin ölümüne şahit olur. Üstüne sevdiği herkesi kaybedeceği yönünde bir de lanet edinir. 1500 yıl boyunca Artemis'in Karanlık Avcı'larından biri olarak görevini duygularından arındırarak yerine getirir. Taa ki Sunshine ile karşılaşana kadar. Sunshine, Daimon'ların saldırısına uğrayıp, Talon yaralanınca onu evine alıyor. Ve o dakikadan sonra hayatları bambaşka şekilde ilerlemeye başlıyor.

İki karakterde tam sevdiğim tarzdaydı. Özellik Sunshine. Talon'un geçmişi ise çok dokunaklıydı gözlerim doldu okurken. Aralarındaki aşk da çok hoşuma gitti. Gerçi bazılarına cinsellik fazla gelebilir ama görüldüğü üzere hissettirebildikten sonra bence sakıncası yok. Ben hissettim valla. Aşkı da mutluluğu da çaresizliği de. 

Üstelik yağ gibi akan bir çevirisi de vardı. Tam puan aldı benden :D İlk iki kitabı beğendiyseniz yine beğenirsiniz diye düşünüyorum. Karar sizin (:

Puanım:

* * *
Ölümsüz bir savaşçı
Hem tutkularıyla hem de
Karanlıkla savaşacak

Bir Kelt klanının şefi olan Talon büyük bir hata yaparak savaş tanrısı Camulus’un oğlunu öldürür. Buna çok öfkelenen Camulus onu lanetler ve Talon tüm sevdiklerinin korkunç bir şekilde öldüğüne şahit olur. Ancak kendi klanı kız kardeşini gözlerinin önünde öldürdüğünde çaresiz kalan Talon intikam alabilmek için ruhunu satar.

Bin beş yüz yıl sonra Talon, insanları av olarak gören yaratıklarla savaşan, ölümsüz ve isimsiz bir kahraman haline gelmiştir. Ona sadece hayatta kalmayı değil, yaşamayı hatırlatan, sıradışı ressam Sunshine’la tanışana kadar hayatından memnundur. Ne yazık ki Mardi Gras başlamış ve New Orleans eski tanrılarla dolmuştur, dünyayı tekrar ele geçirmek isteyen Camulus da aralarındadır. Kılıçlar çekilmiş ve Talon için intikam zamanı gelmiştir. Fakat onsuz yapamayacağı kadını ve diğerlerini kurtarabilecek midir?

Perşembe, Ocak 16, 2014

Lisa Kleypas - Gecemi Aydınlat (Yorum)


Satın almak için tıklayınız


Yorumum:

Uzunnn bir aradan sonra tekrar bir Lisa kitabı okuyabilmek o kadar güzel ki, kitabı 1 günde bitirdim. Aslında bu serinin 2. kitabı Vazgeçmem Senden benim açımdan bir fiyasko olduğu için hafif tereddütlerim yok değildi. Ama öyle güzel bir kitaptı ki Lisa tüm performansını sergilemiş sanki :D

Hathaway kardeşlerden sıra geldi Poppy'e. Ailede her tip insan var malum, Poppy de sessiz sakin, kardeşinin arkasını toplayan (Bea'nın ilk kitapta yaptıklarını hatırlarsınız) bir kızcağızdı. Sessiz ama sağlam çıktı :D Poppy, Londra'da 3. sezonunu geçiriyor, bu sırada aşkı bulmuş. Ama tabi bir Hathaway olarak Londra sosyetesine kabul edilmek çok zor. Zaten adları çıkmış bir aile, üstüne 2 tane de çingene damat varken durum cidden zor. Gerçi biz o damatları -özellikle Cam'i- çok seviyoruz o ayrı :D 
İşte terkedilen Poppy'de kaldıkları otelin sahibi Harry Rutledge'nin evlilik teklifini kabul eder. Gerçi Harry'e karşı koymak zor, adam bir şeyi istedi mi elde etmeden durmuyor.

Ucundan bucağından konusu böyle. Konu olarak hafif gibi görünse de "birinci bölüm" yazısı ile başlayıp "konuşmalıyız" kelimesi ile biten kitabın tek satırında sıkılmadım. Bir kere Hathaway olması yetiyor. Poppy çok güçlü bir karakter. Belki ablası Amelia kadar. Allah'tan Win'e çekmemiş. Sonra ailenin geri kalanı zaten çok matrak. Bu kitapta Leo'yu da iyice okuduk ve görünmeyen potansiyeli gördük bence. İlk kitapta çok melankolik takılıyordu. 2'de sıkıldım doğru düzgün okuyamadım ama burada Cat ve ikisine bayıldım. Cam'de -ilk aşkım- vardı üstelik. Ve Haryy. Ah ya o nasıl bir tatlılık. Sanki başlarda odun olacak kıza çektirecek gibi geldi ama ilerleyen sayfalarda gördüm ki o sadece sevgiye aç küçük bir çocuk aslında. Ona da Poppy'den başka bir kız gitmezdi sanırım. Yazarım burada da çok iyi bir denge yakalamış. 

Çok, çok sevdim kitabı. Eğlenceli, duygusal, romantik... Ne ararsanız var. Dolu dolu, doyurucu bir kitap. Üstelik sıradaki hikaye Leo ve Cat'in. Ne olur bir kere de şaşırtıp 1 yıl ara vermeden çıkarsalar :(

Puanım:

* * *
Poppy Hathaway sıra dışı ailesini çok sevse de sıradan bir hayata özlem duymaktadır. Kaderin cilvesi karşısına sır gibi sakladığı tehlikeli bir hayatı olan varlıklı, güçlü ve gizemli otel sahibi Harry Rutledge’i çıkarır. İtibarına gölge düşen genç kız onun evlenme teklifini kabul ederek herkesi şaşırtır ve çok geçmeden kocasının güvenini değil yalnızca tutkusunu kazandığını anlar.

Harry Poppy’yi elde etmek için her şeyi yapmaya razıdır - kalbini açmak dışında. Hayatı boyunca herkesi kendinden uzak tutmuştur... Ama zeki ve baştan çıkarıcı Poppy her şekilde onun eşi olmayı istemektedir. Yine de aralarındaki tutku artarken gölgelere saklanan bir düşman pusuda beklemektedir. Harry onu kaybetmek istemiyorsa sonsuza dek ruhen ve bedenen gerçek bir birliktelik kurmak zorundadır.

“Rita ödüllü Kleypas eğlenceli, keyifli ve duygusal bir başka hikâye ile yine gönlünüzü kazanacak.” Booklist

Pazar, Ocak 12, 2014

Tracy Anne Warren - Geceyarısı Tutkusu (Üşengeç Yorumcu 11)



Satın almak için tıklayın

Yorum:

Geceyarısı Tutkusu kitabını okuyup da bitirdiğim ilk anda bazı insanlar yazmak için doğuyorlar diye düşündüm. Yazmak ve bizi bu kadar etkisi altına almak için varlar sanki. Aynı Tracy Ann Warren gibi. Kadın her kitabında daha iyisi olmaz derken beni daha da şaşırtıyor. Daha 3 kitabı çıktı ama şimdiden beni kendisine fan yaptı.

Kitap öyle aman aman konular ya da değişik karakterler içermiyor.Fakat okurken sizi o kadar kendisine bağlıyor ki zorunlu verilen aralarda bile arayı verdiğinize pişman oluyorsunuz.O kadar ki sabah erkenden işe gideceğimi bile bile kitabı bitiremeden yatamadım. Tabi sonuç malum daha serviste uyuyakaldım. Ama bu kitap için değer bence.

Yahu şu Warren nasıl bir kitap yazmışsa 145 ile 150. sayfaların arasında huşu içinde kaldım. Bildiğiniz transa geçtim. Karakterleri öyle bir anlatmış ki oturduğum yerden aşık olasım geldi. Kit, Eliza ve diğerlerinin betimlenmeleri sayesinde hepsi film karakterleri gibi gözümde canlandılar ve kendimi birden o dönemde buldum. Hatta Kit'in yediklerinin tadını bile yer yer damağımda hissettim diyebilirim.

Bilmiyorum. Beni bu kitapta etkileyen farklı bir büyü vardı. Sanki uzun zamandır okuduğum kitaplarda eksik olan birşeyi tamamladı.

Eliza ve Kit, Viloet ve Adrian vb. Hepsi ayrı ayrı keyifliydi. Aslında konu olarak beni şaşırttığını söyleyemem. Yani güzelliği sönüklüğünün altına gizlenmiş bir genç kız ve yakışıklı soylumuz. Kapağı ters çevirdiğinizde bırakılmayan etki bu kitap da son yazısında yaşandı. O bitti ve bende bittim :) 

Son olarak kimileri kapağı pek beğenmese de cidden ben bayıldım. Gökyüzü ve deniz bir yanda Kit ve Eliza bir yanda... 

Puan:

* * *
Eliza Hammond huysuz, bakımsız ve içine kapanık biri olarak herkesin köşe bucak kaçtığı biriydi. Ne var ki teyzesinden kalan büyük miras sayesinde bir anda bekarların gözdesi oluverdi. Artık en çok korktuğu şey aynada çirkin görünmek değil, açgözlü servet avcılarının tuzağına düşmekti. 

En yakın arkadaşının tereddütler yaşadığını gören Violet, Eliza'yı yakın akrabası Lord Christopher diğer adıyla "Kit" Winter'ın ilişkiler konusunda uzman ellerine teslim eder. Kit, Eliza'yı herkesi etkileyebilecek güzel bir kadına dönüştürecektir. Ancak bir problem vardır: Eliza kendisine koca bulmaya çalışan bu adama sırılsıklam aşıktır. Eliza'nın Kit'ten gizli aşk dersleri almaya başlamasıyla ateşli ve tutkulu öpücükler havada uçuşmaya başlar. Kit Eliza'nın bitmek tükenmek bilmeyen arzularına karşı yenilgiyi kabul eder. Fakat eğer yüreğindeki aşkı dile getirmemekte ısrar ederse güzel leydisini sonsuza dek kaybedecektir.

Cuma, Ocak 10, 2014

T. E. Sivec - Güzel Bir Yalan (Üşengeç Yorumcu 10)


Satın almak için tıklayın

Yorum:

Kitaplar tanıtımı yapılırken de okunurken de kategorilere ayrılır. Fakat bazı kitaplarda var ki okurken bile bir kalıba sokamazsınız. Tabir-i caizse doluya koysanız olmaz boşa koysanız olmaz. İşte Güzel Bir Yalan kitabı da tam bu tarz da bir kitap. Polisiye desen polisiye, romantik komedi desen romantik komedi. 

Daha öncede ilk sayfa ile ile son sayfa arasında beni şaşırtan kitaplar olmuştu. Fakat T. E. Sivec öyle bir kitap yazmış ki 10 sayfada bir Yuh!, Gerçekten mi?, Yok canım! vb cümleleri kurup durdum. Hatta bazen öyle bir şey oldu ki şaşırmaktan kitaba odaklanamadım. Evet, bu tarz kitaplara az çok da olsa alışığım ama bu kitap buna yani bir anlam kattı.

Garret, Anabelle ve Milo kitabın 3 ana karakteri. Ama onların hitaplarıyla McCarthy, Parker ve Roberts. Neden mi? Çünkü Garret ve Milo donanmada çalışıyorlar. Bunun da verdiği alışkanlıkla kitap boyunca Parker hep Parker'dı. Sadece en özel anlarda Anabelle oldu.

Şimdi durup düşünüyorum da bu kitap hakkında ne yazabilirim. Ya da ne şekilde bende bıraktığı etkiyi sizinle paylaşabilirim diye. Ama inanın aklıma spoiler içermeyen hiçbir şey gelmiyor. Çünkü kitap gerçekten o kadar kaliteli ve bunu da kapağı ile de belli eden bir kitap ki aslında okuyucu olarak pek de pohpohlayıcı şeyler yazmama gerek yok. Zira kalitesi tarifsiz bir kitap bence.

İtiraf etmek gerekirse Güzel Bir Yalan kitabı benim tercihimle alınan bir kitap değildi. Daha önceki kitap alışımızda zar zor alımından vazgeçirmiştim. Neden bilmiyorum ama konu bölümü beni o kadar çok itmişti ki alsak bile okumam herhalde demiştim. Ama Tüyap fuarında Pınar'ın ısrarı ve Aspendos yetkililerinin samimi, sıcak ve yapıcı tanıtımı sonunda aldığımız bir kitap. Aspendos'dan çıkan nereyse tüm kitapları okumama rağmen ciddi bir imla sorunu yaşadıklarını fuar zamanı bile kendilerine aktarmıştım. Aynı şekilde bu kitabında yer yer katledildiği korkusu yaşamadım değil. Fakat kitabı alıp da Çiğdem'in yorumunu okuduktan sonra okumaya karar verdiğimde Pınar'la atışıp önce okuma hakkını kazandım ve 2 günde bitirdim. Ama 2 gün sürmesinin nedeni az beğenmem değil sadece çalışıyor olmamdı. Yoksa kitap gayet akıcı ve beni şaşırtacak kadar az imla hatasına sahipti. Nasıl başladım ve nasıl bitti anlamadım bile.

Kitap kapandığında boş boş dakikalarca son sayfaya baktım durdum. Yani nasıl bir yetenek bir insanı bu kadar şaşırtabilirdi ki. 1 olur 2 olur ama sayamayacağım kadar büyüklü küçüklü yuhlarım evde yankılandı.

Genelde kitaplarla ilgili alın kesin seversiniz demem. Çünkü zevklerin ne kadar farklı olabileceğini Pınar ile olan zıt zevklerimizden biliyorum. Fakat bazı kitaplar ya da filmler vardır ki ne kadar zıt olursanız olun sizde mutlaka ortak bir nokta oluştururlar. İşte bu kitap da öyle bir kitap. İçerisinde mutlaka sizi de şaşırtacak bir şey vardır bence. Özellikle de Görevimiz Tehlike ya da Nikita tarzı seven biriyseniz. 

Bazen ön yargı ile yaklaştığımız şeyler daha kıymetli olabilirler. Çünkü ön yargı duyduğun şey için zaten bir fikrin var demektir ki bu da o şey için nötr olmaktan iyidir.

Puan:

* * *
İlk önce çocuk kızı görmüştür ama arkadaşı ilk hamleyi yapar.
Kız daha güvenli olan tercihi yapar ama kalbi gerçeği biliyordur.
Severler, arzularlar, yalan söylerler.
Garrett McCarthy, Annabelle Parker ve Milo Roberts çok yakın arkadaşlardır. Mezuniyetlerinde, evliliklerinde birbirlerinin sevinçlerine ortak olup zor zamanlarda da birbirlerine destek olurlar.
Arkadaşlardan biri trajik bir şekilde susturulunca geride kalan iki arkadaşa parçaları birleştirip gerçeği ne pahasına olursa olsun bulmak düşer. Ancak yavaş yavaş arkadaşlarının yalanlarını ve arkasındaki güçlü insanları buldukça herkesi, her şeyi ve hatta kendilerini bile sorgulamaya başlarlar.
Herkesin sırları vardır; bazıları aşk için yaparken, bazıları güç için yapar. Bu sırlar algıları ve gerçeği değiştirir, hatta bazen hayatları mahveder.Tüm hayatınızın baştan sona bir yalan olduğunu öğrenirseniz ne yaparsınız?

Salı, Ocak 07, 2014

José Mauro de Vasconcelos - Şeker Portakalı (Yorum)


Satın almak için tıklayınız

Yorumum:

Okuma şenliğinde yasakl kitaplar kategorisinde seçtiğim Şeker Portakalı, sanırım tüm etkinlik boyunca bana en büyük kazancı sağlayan kitap. Her ne kadar aklımda olan bir kitap olsa da kendimi biliyorum ki şu sıra pek okuyamayacaktım. O zamanda bu mükemmel kitabı keşfedememiş olacaktım.

Türkçe kapaklarından
Çok popüler olan kitaplar fazla beklenti yapar. Doğal olarak bende yüksek bir tempoyla başladım. Hatta ilk başlarda biraz sıkıldığımı da itiraf edeyim. Birincisi direk anlatmaya başladı ki biz biliyormuşuz gibi anlatılan hikayeleri sevmediğimi hep söylerim. İkincisi de sadece aile hayatını anlatan bir kitap gibi gelmişti.

Pazar, Ocak 05, 2014

Pamela Clare - Aşka Adanmış Bir Gün (Üşengeç Yorumcu 9)



Satın almak için tıklayınız

Yorum:

Yahu bu kadın gerçekten yazmayı biliyor. Kitabı ilk elime aldığımdan son sayfasını kapatana kadar zaman nasıl akıp da geçti anlamadım bile.

Cannor McKinnon kardeşleri gibi güçlü, yakışıklı ve fazlasıyla tutku dolu bir adam. Ailenin en küçüğü olmasında da kaynaklı bir başına buyurukluğu yok değil. Asi ve çabuk ateşlenen bir mizacı var. Yani Sarah'ın tam tersi. 
Sarah ailesi tarafından el üstünde tutulmuş bir kız. Aynı zaman da ilk kitaptan beri isitkrarla kötü adam rölünü oynayan William Wentworthten'in de yiğeni. 
Bu kitabı okurken diğer kitaplarla nednese bir tutamadım. Çünkü seriyi sevsem de bu kitap yüreğimin farklı bir yerine dokundu.Sarah'ın tüm o yaşadıkları. Her sayfada yüreğim Sarah için daha da bir burkuldu. Kitabın ortasına kadar Sarah'a hayran olmadıysanız sonu da size göre olmayacaktır diyebilirim. Çünkü başı itibariyle sizi içine almazsa sonu da size sıkıcı gelebilir. Bu kitap gereksiz kavgaların ya da kurlaşmaların yer aldığı bir kitap değil. Hele hele masum, tatlı ve sünepe kızları içeren bir kitap hiç değil. Pamela bir kızın yaşayabileceği korkuları historical içerisinde anlatabileceği en iyi şekilde anlatmış bence. Evlilliğinin ilk gecesi de dahil.

Evet, kitap historical özelliklerini barındırıyor. Fakat çokça saf bir kızın başına gelebilecek en kötü şeylerin içinde bir aşkı yeşertmesini anlatmakta. En azından bende öyle bir his bıraktı.

Sarah ve Cannor'a tek kelimeyle bayıldım. Hatta kitabın sonunda William'ın bile bir kitabı olabilir diye düşünürken buldum kendimi. Çünkü bazen kötü zannedilen ve hatta kötü olan insanlar için bile içinde iyiliklerini barındırabilecekleri birilerinin olabileceğini görmemi sağladı. Bir çok historical'ın aksine bu kitap bana keyifle geçen birkaç saatten daha fazlasını kattı.


Puan:

* * *
Tutku bir kez alev aldı mı onu söndürmek ya da varlığını inkar etmek zordur.

Connor MacKinnon, komutanı Lord William Wentworth'ten öyle nefret etmektedir ki Wentworth'ün yeğenini bir Şavninin esaretinden kurtarmakla görevlendirildiğinde kızın da tıpkı dayısı gibi aşağılık biri olduğunu düşünür. Ancak karşısında gördüğü kadın cesur ve güzel fakat çevresi tehlikelerle sarılıdır. Sarah'yı kurtarmanın tek yolu ise onu kaçıran ve üzerinde kötü emelleri olan hain savaşçının ellerinden onu bir şekilde geri almaktır.

Londra'da yasaklarla büyüyen ve kendini bir anda bir trajedinin ortasında bulan Leydi Sarah sınırdaki zorlu koşullara karşı hazırlıksız yakalanmıştır ya da belki de hazırlıksız yakalandığı, Connor için hissettiği duygulardır. Ormanı geride bıraktıklarında asıl korunmaya ihtiyacı olan kişinin Connor olduğu anlaşılır. Dayısı Lord William, Connor'ın onu kurtarmak için yaptıklarını bilse hiç düşünmez onu öldürürdü.

Ne var ki tutku bir kez alev aldı mı onu söndürmek ya da varlığını inkar etmek zordur. Aşkın izlerinin savaştaki en kötü yaradan daha derin olduğunu gören Connor'ın Sarah'yı kendi yanına çekmek için krallığa karşı gelmesi gerekecektir.

Sarah Strohmeyer - Sindirella Anlaşması (Yorum)



Satın almak için tıklayınız

Yorumum:

Geçtiğimiz günlerde Lying to Be Perfect isimli bir film izledim. Kendisi kitap uyarlaması bir film. 2010 yılı filmi ama ancak rastladık. Neyse ki ablam kitabı okumuştu da görür görmez tanıdı :D Gerçi bu hangi kitaptı diye bana soruyor, düşünün yediğim spoilerleri :D

Unforgettable dizisinden tanıdığım Poppy Montgomery başrollerde. Konusuna gelirsek; Nola Devlin kiloları yüzünden istediği köşe yazarlığına getirilmeyince sahte bir kimlik yaratarak Belinda Apple adıyla işi kapıyor. En yakın arkadaşları da dahil köşesinin büyük bir hayran kitlesi var. Bu arada en yakın 2 arkadaşı Nancy ve Deb'de kilolular, yıllarca uğraşmalarına rağmen kilo verememiş 3 arkadaş. Ve bir gün Belinda'nın bir yazısından ilham alarak Sindirella Anlaşması imzalıyorlar. Kendilerine tanıdıkları süre boyunca son kez bir sürece giriyorlar.

Öncelikle filmi sevsem de kitabı okuduktan sonra ne kadar farklı olduklarını gördüm. Kitap daha derinlemesine inerken film üstün körü olayları almış gibiydi. Hatta bazılarını yok ya daha fazlasını değiştirerek. Kitaptan sonra izlesem sanırım cinnet geçirirdim :(

Kitap ise bence mükemmeldi. Kilo problemine yumuşakça dokunması çok hoşuma gitti. Bunu tabi ki ancak kilo problemi olan anlar. Çünkü nedense öyle bir problemi olmayanlar daha sert şeyler bekliyorlar. Gözlemlediğim bu. Empati yapmaktan uzak yaklaşımlar bu tarz kitapların arasındaki farkı, bir problemi yoksa anlayamıyor. Çok sert yazarsanız sizi strese sokar, çok hafif yazarsanız kilo verme derdine düşen insanları yanılgıya düşürürsünüz. Çünkü bu iş ne ölümcül derece de zor ne de tek gecede yapılabilecek kadar kolay.

O yüzdendir ki ben çok sevdim. Kilolu olmasına rağmen yeri geldi mi sesini çıkarak bir karakter vardı. Her şeye rağmen aşkı bulması ki ben en çok (biraz fazla hayali olsa da) henüz kiloluyken bulmasını sevdim bu aşkı. Aradaki inandırıcılık açısından iyiydi. Arkadaşlık duyguları güzeldi. Ve mutlu son tabi ki. Bence oldukça büyük ilham kaynağı olacak bir kitap. Ben çok sevdim (:

Puanım:

* * *

Nola'nın en büyük hayali çalıştığı dergide köşe yazarı olmaktır. Fazla kiloları yüzünden bu isteği reddedilince Nola hayali bir karakter yaratmak zorunda kalır: Belinda Apple! Bu karakter 'etik' konulardaki sorulara yanıt veren bir köşe yazarından beklenen her özelliğe sahiptir: havalı, modern ve incecik... Belinda'yı gören, onunla tanışan kimse olmamıştır, ama o derginin en popüler yazarı olup çıkar. Film teklifleri alır, televizyon programlarına davet edilir, onu görmeyen bir sürü erkek onunla çıkmak için can atar. Belinda'nın kilo vermeyle ilgili bir yazısından etkilenen Nola'nın yakın arkadaşları Nancy ve Deb zayıflamaya karar verince Nola da plana dahil olur. Kendi yazılarının tuzağına düşen Nola, arkadaşlarının yaptığı 'Sindirella Anlaşması'ndan kaçamaz. Üstelik bu onun tek derdi değildir! Yarattığı hayali karakter olmaya çalışırken, peşindeki esrarengiz ve çekici prensten de kaçamaz. Ama acaba peşindeki yakışıklı gerçek bir prens mi, yoksa arabacı kılığına girmiş bir fare mi? Nola ayağına uyacak camdan bir ayakkabı bulabilecek mi, yoksa camdan ayakkabılar gerçek kadınların ayağında kırılır mı?


Pazartesi, Aralık 30, 2013

RKBT 2. Gün || Tawna Fenske "Yalancı Aşık" || Yorum


Orjinal Adı: Believe It or Not
GoodReads Puanı: 3.84
Türkçe Yayın: Nemsis Kitap
Sayfa Sayısı: 287
Çeviri: Tuğba Kırca Alptekin

Satın almak için tıklayınız

Yorum:

Dalgalar Hep Aşk Getirse ile tanıdığım yazarın kalemine, daha ilk kitabıyla aşık olmuştum. İkinci kitap için çokça bekledik ama bence değmiş. Yine bir çırpıda okuttu kendini.

İlk kitaptaki karakterlerin ne kadar enteresan olduğunu biliyorsunuzdur. Çok eğlenceli, akıldan silinmeyecek karakterlerdi. Yine kendine münhasır karakterlerle eğlenceli bir kitap vardı. Tabi biraz daha normal karakterlerle :D

Annesi bir medyum olan Violet ile haftanın 2 günü sahnesinde erkek striprizcilere yer veren Drew'un hikayesi çok eğlenceliydi. Violet'in annesi Moonbeam kaza geçirince yerine bir süre kızı bakmak zorunda kalıyor. Violet için bu tam bir işkence çünkü küçüklüğünden beri annesinin medyum işlerinden kaçmaya çalışıyor. O yüzden ki kendini sayıların gerçekliğine vererek muhasebeci olmuş. 
Drew ise Moonbeam ile kapı komşusu, aynı zamanda bu işlere zerre inancı yok :D

Aslında buraya kadar bir sorun yok çünkü Violet'te annesinin medyum işlerine o da güvenmiyor ama burada söz konusu annesi, tabi ki kimseye onu lafını ettirecek değil. Üstelik onun yerine bakarken bir kaç okkalı tahmin de yapınca... Tam okumalık bir kitap ortaya çıkıyor :D

Üstelik annesi hastane yatağında bile rahat durmuyor. Yakışıklı doktoru kızına ayarlama derdinde. Eh biraz rekabet fena olmaz değil mi :D

Gerçi benim iki erkek arasında kalan kızları sevmediğimi biliyorsunuz ve ben bu kitabı çok sevdim, bu da ufacık bir tüyo olsun :D 

İlk kitabın yeri bende ayrı olmakla birlikte ona yaklaşacak güzellikte bir kitaptı. Nasıl başladı ve bitti anlamadım bile. Haliyle yetmediğini bile söyleyebilirim. O yüzden yetkili mercilere sesimi duyurmak istiyorum, lütfen sonraki kitabı biraz daha hızlı çıkartın. 

Puanım:

* * * 

* * *

Violet McGinn, anormallikten ve soyut şeylerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışan, mantıklı bir kadındır. Belki de bu yüzden kendine meslek olarak muhasebeciliği seçmiştir. Annesi ünlü bir medyumdur ve bir gün hastaneye yatırılır. Violet, annesinin işini bir süreliğine devralmak zorunda kalır ve hiç istemese de sahte medyumluk yapmaya başlar.

Drew Watson, yakışıklı bir bar işletmecisidir. Cumartesi geceleri barında çaldığı müzikler eşliğinde dans eden müşterileriyle ve arkadaşlarıyla mutludur.

Chris Abbott ise her kadının hayalini kurduğu genç, yakışıklı, kibar ve başarılı bir doktordur.

Violet birini seçmelidir. Kalbini mi yoksa mantığını mı dinlemelidir? 
Yolunu bulmaya çalışırken yapacağı bir hata, belki de üçünün kaderini toptan değiştirecektir.