Hakan Yaman
Romancı
Birinci bölüm
Korku
Karşımda dolaşıyor Cavalı melez bir orospu gibi korku.
Nâzım Hikmet, Jokond ile Sİ-YA-U
Bu sabaha kadar çifte cinayetten aranıyordum, artık aranmıyorum, ama hâlâ korkuyorum. Korku henüz terk etmedi yorgun bedenimi. Damarlarımda geziyor, zehirli, irinli, kara bir kan gibi... Kes parmağını, em tükür, em tükür, em tükür, diyor bir ses içimden; yılan sokmuş seni. Hep aynı tiz ses, benim iç sesim; boğuk, titrek, kuru, şizoit... Kaçmak, kurtulmak istiyorum ondan; kulaklarımı tıkıyorum ama bir işe yaramıyor; daha da büyüyor. Bu defa etraftaki her şey onunla birleşip, korkumu derinleştiriyor. Odadaki kararmış ayna mesela, ona baktım az önce, yine korkuyu gördüm zayıf yüzümde. Korku, yok olmaya başlamış bir gülümseme gibi donup kalmış gözlerimde; korku bir yemek artığı mor dudaklarımda, akmış bir makyaj yanaklarımda, korku bir tıraş köpüğü kalıntısı kulakmememde... Günlerce taşımışım onu, yağmurlarla silinmemiş, sularla temizlenmemiş. Akşam canilerin elinden canını zor kurtarmış bir travestinin soluk yüzünü andırıyor yüzüm. İsli bir korku ele geçirmiş bedenimi, üzerime katran gibi yapışıp kalmış, aynada gördüm onu. Bir tuvalet masası aynasının yarısı kadar, çerçevesi varaklı, sağ alt köşesi kırık, eski bir ayna bu. Bomboş bir duvarda tek başına duruyor ve yine bomboş bir duvarın yalnızlığını tek başına yansıtıyor. Kalın perdelerin arasından sızan bulanık bir ışık aynayı ikiye bölüyor. Pencerenin önündeki koltukla sehpanın bir bölümü, karanlık, donuk bir kütle halinde aynanın içinde duruyor. Az önce ellerimi uzattım aynaya, cinayetleri işleyen kanlı ellerimi uzattım usulca. Aynanın saydam, akışkan yüzeyinde kayboldular; aynanın içinde günahlarından arındılar. Bıçak, kan, titremeler, kasılmalar, mor damarlar, hepsi vardı, eller yoktu sanki. Korkunun uzun, sessiz, alaycı hükümranlığı vardı bir de...
