İçimi Döküyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçimi Döküyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Eylül 13, 2014

Gecenin Körü Ne Arıyorum Ben Burada...

Kitap okumam gerekirken kaçamak yaparak bloga koştuğum gecenin kör saatinden herkese merhaba!

Hani keyfimde pek yerinde. Hem de uzun zamandır olmadığı kadar. O yüzden bir iki satır karalamak istedim. (Inanmayın. Muhtemelen destan yazacağım)

Çarşamba, Ekim 23, 2013

İğneyi Kendine... (Bir Kaç Eleştiri)



Gerek face de gerek de Bloglarda okuyucuların yorumlarını takip ediyorsanız fark etmişsinizdir aslında oldukça eleştirel kişileriz. Kitabın kapağından çevirisine, yayınevinin tutumundan yazı puntosuna kadar yapabiliyoruz bu eleştirileri. Tabi ki okuyucu olarak eleştirmek hakkımız yanlış anlaşılmasın ama bu kadar eleştiri yaparken kendimizi eleştiriyor muyuz diye çok merak etmişimdir. Özellikle birçok kişinin bir kitabı satın alıp almamasına yardımcı olan yorumlarımızı yazarken. Sosyal ortamlar rahatlığı açısından kimseye bir kısıtlama getirmiyor, görev ya da iş olmadığından içimizden ne geliyorsa yazıyoruz. Yine de bir cümle ile insanları etkileyebilecek kişiler olan yorumculara da bir kaç eleştiri getirme kararı aldım. Bunlar tamamen kişisel görüşler, muhtemelen benim de yorumlarken eleştirilecek çok yanım vardır ama olsun en azından kendi düşüncelerimi yazarak belki üstünde biraz daha düşünmeye sevk edebilirim (:


  1. Spoiler Verilmesi.                                                                                                    Sanırım bu durum diğer tüm durumları ezer geçer. Hele bazen öyle oluyor ki uyarı bile gelmeden dan diye spoileri yiyiveriyoruz. Bir de son dönem şu çıktı ki kitabın sonunu yazmak. Aklım almıyor. Yani normalde birine bir filmin sonunu falan söyleseniz sizi kesin döverler olmadı tartaklarlar, kitabın sonu içinde kural değişmemeli. Yani sonunu da yazacaksanız bir kişi alıp anlatsın tüm konuyu kimse para vermesin daha iyi. Bari şunu yapmayın lütfen ya, hadi başka şeyler neyse de. Düşünseniz olayın mantıksızlığını anlamayacaksınız zaten :D
  2. Uzunluk / Özet Tarzı Yorumlar                                                                                 Hiç unutmam orta okulda dönem ödevi denen şeyde bir kitabın özetini çıkarmıştım. Belva Plain'in yuvaya Dönüş kitabıydı hatta. Özet işinden hiç çakmadığım içinde ara ara cümleleri çizip yazıyı yazmış özet kıvamına getirmiştim. Yemin ediyorum öyle yorumlar var ki benim dönem ödevimden daha uzun. Bildiğin özet yani onu okudun mu sadece kitabın sonuna bak yeter. O 2-3 sayfalık yazıyı okuyacağıma kitabın bir bölümünü okurum diye düşünmeden edemiyorum. Vee maalesef sadece beğenip beğenmediğine bakıp o tarz yazıları es geçiyorum. Tabii faydası da var ki almayı düşünmediğim kitaplar için bu yorumlardan faydalanıyorum :D Düşünün yani ne kadar ayrıntılılar :D                       
  3. Beğenenleri ya da Beğenmeyenleri Yeren Yorumlar                                                    İnsanlar interneti daha etkin kullanmaya başladığından beri yorumlarda da aşırıya kaçma durumu başlamadı mı? Herkesin sivrilme peşinde olduğunu anlayabiliyorum ama bana kalırsa çok yersiz ve sinirlendiren hareketler bunlar. Sen, falanca yazarı okumayan kitap severim demesin, şunu okumayan polisiye severim demesin tarzı yorumlar yaparsan insanlar da sinirlenir haliyle. Bunlar gereğinden büyük, haddinden ukala yorumlar. Yine şu kitabı beğenenler neyini beğenmiş ya da beğenmeyen niye beğenmemiş tarzı yorumlar da hoş durmuyor. Tabi ki bunu soru şeklinde tutarsanız sorun değil de aşağılayıcı yorumlara geçtiniz mi okuyanların da şalterleri atar tabi ki. 
  4. Ucu Açık Bırakılan Yorumlar                                                                                    Bilmem farkettiniz mi bazen öyle yorumlar oluyor ki uzun uzun yazıyorlar ama sonuna gelince beğenmiş mi beğenmemiş mi anlayamıyorsunuz. Hele ki puanlama sistemi de yoksa! Keza karakterler hakkında, yazımı hakkında fikir vermeyen yazılarda cabası. Bunu da anlayamıyorum isteyen kızabilir. Sonuç itibariyle beğenip beğenmediğini öğrenemedikten sonra yorumu okumamın anlamı kalmıyor. Bunu da küçümsememek lazım, çok kez kitap alırken buna dikkat ederim. Benle zevkleri uyuşmuş mu başka kitaplarda. Uyuşuyorsa muhtemelen sıradaki kitapta da uyuşma ihtimali yüksek ;)  
  5. Belli Bir Yayınevine Yakınlık                                                                                        Yanlış anlaşılmaya müsait olduğu için öncelikle kısaca açıklayayım. Birçok kişiye yayınevlerinden kitap gönderildiğini biliyoruz. Bence bunda bir sakınca yok. Sonuçta adam reklamını yapma derdinde promosyon üründen hiç bir farkı yok. Gönderilen kitapların beğenilmesinde de sorun yok. Yani bir nevi hediye bu, kim hediyemi beğenmedim diye edenin suratına söyler? Ama bazen öyle oluyor ki iyice suyu çıkıyor. Orta halli bir yayınevinin 5-10 kitabını beğenmeyi anlarım da 50 kitabı biden beğenilmez arkadaş. İlla eleştirecek bir durumu vardır. İyi niyetli davranışları anlasam da doğru bulmuyorum. Artık sürekli aynı yayınevi kitabını yorumlayan üstelik 50 kitaba da mükemmel diyen kişilerin yorumlarını dikkate almamaya başladım. Gerçi eleştiri kabul etmeyen yayınevleri olduğu da doğru ama bu durum kabul edilmese yayınevi de buna rıza göstermek zorunda kalacaktır. 
  6. Çok Övülen Karakterler                                                                                          Son dönem de özellikle buna çok rastlıyorum. Bayan okuyucular erkek karakteri seviyorsa yere göğe sığdıramıyor, her yere ismini sıkıştırıp duruyor, okuyanlarda beklenti oluyor haliyle. Ve daha sonra okuyanların en azından yarısı bu mudur diye serzenişe geçiyor. Vallahi bunu bende yapıyorum. O yüzden beğendiğim çoğu kitap karakteri henüz çok dile düşmemiş kişiler oluyor. Sevgiyi ifade etmekte yanlış bir şey yok ama dozajı önemli işte. Sevdireyim derken gördükçe ıyk demesine sebep olabiliriz.
  7. Çok Uzun Alıntılar                                                                                                  7. madde aslında çok önemli değil. Sadece başlamışken şikayetlerimi sıralamak istedim. Alıntı benim bildiğim kitaba ilgiyi çekecek 3-5 cümlelik yazılardır. Genellikle eğlenceli olur ya da damar ki insanın ilgisini çeksin. Yarım sayfa alıntı mı olur Allah aşkında. Yani üşenmeseler oturup kitabı yazacaklar. O koca yazıyı okuduktan sonra kitabı okurken tüm albenisi ölüyor gözümde. Tabi ki olayın gidişatına göre az daha uzun olabilir ama bazıları cidden abartıyor. 2 cümle yazabilecekken teeee nereden başlamış alıntıyı yazmaya. Siz sevmiş olabilirsiniz ama kitaptaki bütünlüğü bozduğunu da unutmamalısınız. 

Yukarı da belirttiğim gibi muhtemelen benim de yaptığım hatalar vardır. Belki yorumlarım yetersiz geliyordur ama en azından bu saydıklarımı yapmamaya çalışıyorum. Bazen ayarı kaçırıp uzun yorumlar yazıyorum ama mümkün mertebe konuya değinmeyip esprili bir dille beğenilerim ve beğenmediklerim üzerinde durmayı yeğliyorum. Bu yazının kızdırabileceğinin de farkındayım ama yapabileceğim bir şey yok. Bir çok yorumu okuyup sinir krizi geçirmekten daha iyidir. Belki bu sayede az da olsa derdimi anlatabilmişimdir. 

Katıldığınız ya da eklemek istediğiniz şeyler olursa fikir belirtmenizden mutlu olurum. 

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Konu Dışı Belki de Konunun Ta Kendisi





Bu akşam farkettim ki hem 150 takipçiye ulaşmışım hem de öyle ya da böyle 100. yayına sıra gelmiş. Bundan istifade bir süredir canımı sıkan bir konuyu yazmak istedim. Kitaplarla nasıl haşır neşir olduğum malum, bu konu dışında pek yazmamaya çalışıyorum. Belki kendimi bu konuda daha iyi ifade ettiğime inandığımdan olabilir. Ama arada başka konular da konuşmak, yazmak, içini dökmek gerekiyor.

Blog işine girmek çok zor bir şey aslında. Zaman geçtikçe daha iyi anladım bu durumu. Özellikle yayınevleri sayesinde. Hazır bu akşam başka bir arkadaşımdan da aynı yakınmayı duyunca konuya değinmeden geçemedim.

Blog açmadan önce yayınevleriyle pek haşır neşir olan biri değildim. Kitabımı alır okur beğenip beğenmediğimi söylerdim. Ama şu an daha farklı bir boyuta kaymış durumdayım. Durum biraz daha sosyalleşmeyi gerektiriyormuş. Ve şimdi bazı şeyleri daha iyi görmüş oldum.

Neyi mi gördüm? Aslında çoğu yayınevi tarafından kaale alınmadığımızı. Bu gerçekten sadece benim düşüncem değil. Gördüklerim ve bizzat duyduklarımın sonucu. 

En basit örneği şu ki bir yayıncıya mesaj attın mı cevap bulamıyorsun. Bu illa olumlu yanıt almak değil. Olumsuz da olsa dönülmemesi hatta çoğu kez mesajlarının okunmaması. Buna neden mi kızgınım. (Evet kızgınım.) Bir okuyucu olarak cevap verilmeye layık görülmemek. Bir nev-i kendimi eski sevgilisinin peşinden koşan sapık gibi hissetmeye başladım. Ki ben epitpou 2 yayıncıya mesaj attım. Daha fazla kişiyle iletişime geçmeye çalışanları düşünebiliyor musunuz? 

Günde kaç kişiden mesaj alıyorlardır diyenleri de duyabiliyorum. Ona da katılmıyorum. Farz edelim ki bir yayıncının 50.000 üyesi var ve biraz abartıp herkesin aynı gün mesaj atıp bir şeyler sorduğunu varsayalım. Benim düşüncem şu ki, herkesi cevaplamak 1 ay sürse de o cevap verilmeli. Veremiyorsan ya sırf bunun için bir eleman alacaksın işe ya da direkt mesajları kapatacaksın. 

Bilmem sizde farkettiniz mi bazı sorulara ya da olumsuz düşüncelere çoğu yerden yanıt alamazken bir kitabı sevip takdir ettiğinizde ağızları kulaklarına varıp cevap veriyorlar. Ve bunu bizzat denedim. Mesajıma dönme nezaketini göstermeyen bir yayıncı aldığım kitapların resmine yorum yazacak vakti bulabiliyor da bir mesaja mı dönemiyor? Demek ki oluyormuş değil mi?

Bu yazıyı okuyanlarda şu düşüncenin oluşmasını da istemem. Kuyruk acım yok. Sadece bir şeyler için uğraşırken kısaca emek verirken hiçe sayılmak zoruna gidiyor bazen insanın. Hele ki aklındaki tek düşünce kitaplar ve okumak olan biriyseniz. Her zaman emeğe saygı deyip korsandan uzak duruyoruz ama aynı saygı bizim emeklerimize gösterilmiyor. 

Cebindeki 3 kuruşun üçünü de kitaba ayıran bir insan, onları bizlere ulaştıran kişilerle bir bağ kurmakta istiyor. Çünkü aynı zevki paylaşıp aynı payide de buluştuğuna inanmak istiyor. En azından bir kere şansını deneyen insanların hevesini kursağında bırakan kişilerle aynı hayallere sahip olduğumu düşünmüyorum, düşünemiyorum.

Uzattığımı biliyorum ve şununla kapatmak istiyorum. Az biraz takip ediyor ya da beni bizzat tanıyorsanız, aldığım kitapları okumaya bile yetişemediğimi biliyorsunuzdur. Ki çoğu kitapsever öyle. Yani kimsenin peşinden herhangi bir menfaat için koşmaya ihtiyaç yok. Zaten bu durumda kimin hangi tarafa ihtiyacı olduğu daha doğrusu gereksinim duyduğu su götürmez diye düşünüyorum.

Herkesi aynı kefeye koymayıp, tatlı diliyle 1 değil 1000 kere ilgilenen yayınevlerini tenzih ediyorum. 

Bir süredir kafama takılan bir sorunu sizlerle paylaşmak istedim. Ve olumlu ya da olumsuz her görüşe saygım var.

Sevgilerle.



Salı, Mayıs 07, 2013

Mutlu Olmak İçin Bir Sebep Hep Vardır




Bir süredir içime dert olan bir şeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Kısa bir süre önce çıkan bir kitabın mutfağında yer alma şansına sahip olmuştum. Tamamen gönüllü olduğum bir işti ve en sonunda kitabın içinde minicikte olsa adımı görme mutluluğunu yaşayacaktım. Maalesef kitap çıktıktan sonra ismimin de çıkartıldığını gördüm. Ve gerçekten ne kitabı alma hevesim kaldı ne de mutluluğum. Tabi ki, bana güvenip kitabı emanet eden güzel insan yapmadı bunu. Başka durumlar girdi araya ama bu yine de üzülmeye engel değil. Hiç yoktan emeği hiçe saymak var ve bu bana gerçekten dokundu. Yayınevinin kitaplarını okuyup yorumlamama kararı bile aldım. Emeğe saygı göstermeyen bir yayınevi daha neye saygı gösterir ki? Bence hiç bir şeye.

Yine de bana güvenip bu olaya dahil eden kişiye bir kez daha teşekkür ediyorum. Çok farklı, zevkli ve öğretici bir deneyimdi :D


,

Her zaman kötü olaylar olmuyor tabi ki. Bu akşam çok güzel bir haber de aldım. 

Facebook Türk Yazarlara Destek sayfasının hikaye yarışmasında 1.lik kazandığımı öğrendim. İnanılmaz mutlu etti beni. Daha önce VE Forum da 2.lik almıştım. Ummadığım bir başarı benim için. En güzeli de sevilen Türk yazarları tarafından seçilmek :D

İlerleyen günlerde hikayem yayınlanacak, takip etmek isterseniz sayfaya beklerim :D